Zaman bir yanılsamadır. Anda kalın.

Bir anlık durumdur yaşamak. Çünkü o an, nasıl hissettiğinizi belirleyen düşünceleriniz, duygularınız, inançlarınız, hayat hikayeniz, yarattığınız egolar, zayıflıklarınız, ümidiniz, hayalleriniz, her şey.. O ana özeldir ve bir taraftan da sürekli bir değişim içerisindedir. Sizi o an, o kafada yapacak bütün hallerin, bir daha aynı şekilde gerçekleşmesi imkânsızdır. O an, bir fotoğraf karesi gibidir, sabittir. O fotoğraf karesinde görünen ve görünmeyen her şey, kayıtlıdır. Bu kare, bir olma halidir, anda kalmıştır ve artık geçmiştir. Bu var olma anlarının toplamı da yaşamın kendisidir.

Doğum ile ölüm arasında, süresi ne kadar olacağının garantisi olmayan, ancak nasıl olursa olsun, var olduğunuz bir akıştır yaşam. Anda olmayı başaramazsanız, yaşamınız, ya çok hayal kurmakla, ya da kendinizi esir almakla geçiyor olabilir. Bugün nasıl var olduğunuza dikkat edin. O zaman gelecek kaygılarınız kendiliğinden çözülecektir. Hiçbir hayat, bir anda güzel olmaz.

Anlarımızı iyi yaratırsak, geleceğimiz mutlak güzel gelecektir. Korktuğum şey başıma geldi lafı çok enteresan gelir örneğin. Korkuyorsan, ihtimal veriyorsundur. O halde önlemini almalısın. Zamana teslim olmak bu kadar kolay olmamalı. Anınızı tasarlayın. Siz gerekeni yapmalısınız. Bir rahatsızlığınız mı var, giderin. Bir derdiniz mi var, didinin, ama çözün. Canınız mı sıkkın, kendinizi öyle koltuğa bırakmayın. Çünkü olumlu güzel anlara yönelmek istiyorsanız, içinde bulunduğunuz şartları değiştirmelisiniz. Kötümser olduğunuz şeyleri düzeltmeden yaşamınıza devam ederseniz, size ayak bağı olurlar ve bütün gelecek anlarınızı bulutlara boğarlar.

Fotoğraf karesindeki o kayıtlı şeylerde yapacağınız değişiklikler, size farklı anlar oluşturacaktır. Mekanı değiştirin, müziği değiştirin, saçınızı değiştirin, içinizdeki tutumu değiştirin, alışveriş yapın, makyaj tazeleyin, ama mutlaka bakış açınızı bir değiştirin. Tek başına bile, o fotoğrafı, farklı bir dilden anlatır size.

Bir anlık durumdur yaşamak. Yaşıyorum diyebiliyorsak eğer, yaşıyoruzdur. Gerisi teferruat değil, asıl konunun ta kendisi. Çünkü evvel de dedim, nefes almak değildir yaşamak. Ölüm, yaşamın değil doğumun tersidir. Yaşamamaktır, yaşamanın zıttı? Ne yapıyorsanız, onu yapamıyor olmaktır. İçinizden gelenleri yapamıyorsanız, yaşamıyor gibi olmak da vardır.

Zaman diye bir şey olduğuna ben inanmam. Anları bilirim. Saate baktığınız vakit, an, bir saniye geçer. Her şeyi ‘doğrusal’ bir akış çizgisine oturtma aracıdır zaman. Bizim bildiğimiz şekli ile hayatı düzenlemek içindir. Olayları sıralamak. O kadar. İhtiyacımızdır; ancak kaderimiz değildir. Zamana karşı dik durun, onu yaratan bizleriz çünkü.

Sevmek de bir an işidir. Öyle olmasaydı, sevmekten birden bire vazgeçmezdik. Sevgi, seviyor olduğun anların kümülatif duygusudur diyebiliriz. Sevmekten vazgeçmek ise, bir ana ait duygudur. O an tecrübe oldu mu, sevdiğin anlar bir kesintiye uğradı mı, sevgi sıfırlar. Bir reset olur orda. Sevmek biter demiyorum. Çünkü sevmek, insana ait bir yetenektir. Sevgi biter, normaldir, ama sevmenin sonu yoktur.

Sevmekten vazgeçmeyin. Çünkü insan sevmekten vazgeçmek için, önce kendisinde, sevmeyeceği bir durum yaratır. Diğer bütün sebepler ise, onun yanılsamasıdır. Anda kalın ve anınızı tasarlayın. Sevginiz ve sevdiklerinizle donatın. Tasarlarken, sezgilerinize kulak verin ve aklınıza güvenin. Bir şeyler doğru gitmiyorsa, biraz ayar çekin, mutlak tekrar deneyin. Hayatınızın DJ’i sizsiniz. Yaşam, siz nereye çekerseniz, oraya gidecektir. İyi seyirler dilerim…

 

 

Comments
  1. BORA GÜNERİ

    Yaşıyorum diyebiliyorsak eğer, yaşıyoruzdur. Gerisi teferruat değil, asıl konunun ta kendisidir…