Yılın bilimkurgu filmi: Looper

“Nerede o eski fimler?” edebiyatını sevmem, ama doğruya doğru: Özellikle büyük bütçeli bilimkurgu/aksiyon filmlerinde son yıllarda franchiselara boğulmuş durumdayız. Büyük stüdyolar doğal olarak risk almak istemiyor ve bilinen markalara abanıyor. Sequeller, prequeller iyi hoş da yaratıcı bir yönetmen veya yazarın aklında oluşan bir kıvılcımla başlayıp tutkuyla sarıldıkları bir projeye dönüştüğü her karesinden belli olan bir bilimkurgu izlemenin tadı ayrı oluyor. Looper bu yönden kesinlikle özlediğimiz tarzda bir film.

Looper’ı duyurulduğundan beri merakla bekliyordum zira Rian Johnson’ın ne kadar ilginç ve yaratıcı bir adam olduğu başrolünde yine Joseph Gordon-Levitt’in olduğu, Sundance Jüri Ödüllü ilk filmi Brick’ten belliydi. Brick, karakterleri lise öğrencilerinden oluşan eski usül bir film noirdi. Garip bir konusu olmasına, çok düşük bütçeyle kısıtlı zamanda çekilmiş olmasına ve Joseph Gordon-Levitt’in o zamanlar bilinmeyen bir oyuncu olmasına rağmen film kült statüsüne erişti. Looper o zamandan beri Johnson’ın aklında olan bir projeydi. Aradan geçen yıllarda Gordon-Levitt Hollywood yıldızı oldu, Johnson da The Brothers Bloom filminin ardından iki adet harika Breaking Bad bölümü yönetti ve sonunda sıra Looper’a geldi.

Filmin kendisine gelirsek.. Looper 2044 yılında geçmekte. Ama karşımızda şaşaalı bir dünya yerine bizim zamanımıza üç beş büyük, bir sürü de gereksiz icadın eklendiği kirli, gerçekçi bir gelecek var. Zaman yolculuğu 2074 yılında icat ediliyor ve sadece mafya tarafından, kurtulmak istedikleri adamları elleri kolları bağlı şekilde geçmişe göndermek için kullanılıyor. Geçmişte looper ismi verilen elemanlar bu adamları öldürüp cesetten kurtuluyor. Ama mafyayla yapılan anlaşmaya göre looperların kurbanlarından biri kendi gelecekteki halleri olmak zorunda. Böylece loop yani döngüyü kapatmış oluyorlar. Zaten amaçsız, serseri tipler olduklarından bunu pek önemsemiyorlar. Joe (Joseph Gordon-Levitt) bir looper ve gelecekteki haliyle (Bruce Willis) başı büyük derde giriyor. Konseptin karışık göründüğüne bakmayın, film gayet rahat takip ediliyor.

Filmin başları dünyanın ve bu konseptlerin açıklamalarıyla geçse de ikinci yarıda beklenmedik bir şekilde giderek karakter odaklı ve duygusal bir hal almaya başlıyor ve farkı ortaya çıkıyor. Looper zaman yolculuğunu beklenmedik bilimkurgu sürprizleri için değil, karakterlerini irdelemek için bir araç olarak kullanıyor ve Joe (iki hali de) giderek derinlik kazanıyor. Karakterlerin kişilikleri ve geçmişleri ince ince inşa ediliyor ve tüm salonun ağzı açık izlediği büyük final sahnelerinin etkisini ve anlamını ikiye katlıyor. Her sahnenin ve konseptin bir amacı var. Karakter odağına rağmen film aksiyondan da taviz vermiyor. Özellikle Bruce Willis yaşına rağmen hala en büyük aksiyon yıldızlarından biri olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Başrol oyuncularının karizmasına, Emily Blunt, Paul Dano ve Jeff Daniels’in harika performanslarına rağmen filmin en dikkat çeken oyunculuklarından birini henüz 6-7 yaşındaki Pierce Gagnon sergilemiş. Kendisinin ismini ilerde çok duyacağız gibime geliyor.

Kısacası Looper sadece harika bir bilimkurgu değil, hem iyi bir aksiyon, hem de iyi bir karakter filmi. Bana kimi zaman Twelve Monkeys, kimi zaman Drive ve The Terminator’ı hatırlatan buna rağmen arkasında oldukça yaratıcı ve tutkulu bir yönetmenin olduğu belli olan Looper’ı mutlaka izleyin. Film Türkiye’de 12 Ekim’de vizyona giriyor.

Filmin fragmanı:

YouTube Preview Image