Yeraltı edebiyatı: Edebi bir başkaldırı

Güzellik kavramı, estetik algısı… Hepsi öznel olduğunu düşündüğümüz ancak manipülasyona oldukça açık olan kavramlar. Paranın güçlüyü, güçlü olanın ise soyut kavramları belirleyebildiği bir çağda yaşıyoruz. Kozmetik markalarının, reklamlarında yer alan kadın modelleri nasıl belirli bir şablona göre Photoshop’ladığını ve bu modelleri billboard’larda, televizyon reklamlarında nasıl gözümüze soktuğunu hepimiz biliyoruz. Durum böyleyken, estetik algımız da (kabul etmek istemesek de) sınırlı bir zümrenin elinde şekilleniyor.

Edebiyat kelimesinin edep kökünden gelmesi bir tesadüf değil. Geleneksel bakışa göre, toplum normlarına göre şekillenen bir yazın bütünü edebiyatı oluşturmuştur. Ancak her sosyal alanda olduğu gibi edebiyatta da aykırılar olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Bu yeni tarzın mimarı olan haylaz çocuklar ise, okuyuculara yepyeni kapılar açmış ve geri dönülmez bir kırılmanın öncülüğünü etmiştir. Beat kültürüyle yoğrulmuş bir hamur, kaybetmeyi kanıksamaktan gelen bir özgüven, başarısızlıkta görülen çekicilik… Bütün bunlar John Fante gibi, Charles Bukowski gibi ve hatta Chuck Palahniuk gibi büyük yazarları etkileyen ortak kavramlardır. Bahsedilen, başkası tarafından belirlenen estetik algıya ve o estetik algıyı belirleyen bütün kültüre, bütün sisteme yöneltilmiş toplu bir başkaldırıyı içeren bir yazındır. Bu yazının ismi ise yeraltı edebiyatı olarak nitelenmektedir.

Çağdaş toplumlardaki muhafazakâr kesimler tarafından hakir görülen tembellik, eşcinsellik, zina, uyuşturucu kullanımı, vahşet ve vurdumduymazlık gibi kavramlardan bahseden, bunlarda kendilerince bir desen bulan yazarlar bu deseni, anaakım estetiğe göre üretilmiş eserleri tüketmeye alışmış okuyucunun da takdirini kazanacak bir şekilde kaleme almışlardır: Tıpkı Palahniuk’un Dövüş Kulübü’nde ya da Bukowski’nin Factotum’unda olduğu gibi…

Edebiyat üzerinden bütün bir kültüre yöneltilen bu başkaldırı hareketi, sıradan bir çıkıntılığın çok ötesine geçmektedir. Daha önce estetik bulunmayan öğeler artık öyle ustaca kaleme alınmıştır ve öyle görsel, öyle şiirsel anlatılmıştır ki, bu imgeye kayıtsız kalmak mümkün olmamıştır. Barfly, Fight Club ve daha nicesi, bu görsel dilin beyaz perde uyarlamalarına örnek teşkil etmektedir ve çirkinlikte saklı olan güzelliği ve büyüyü hepimizin gözleri önüne sermektedir.

Hakkında pek çok şey yazılıp çizilmiş bir konu hakkında konuşmak yeterince zor bir iş. Hal böyleyken, sözü daha fazla uzatmayıp gelecek yazılarımda yazarlar özelinden ilerlemeyi planlıyorum.

Meraklısı için yeni yazı gelene dek tüketmelik naçizane bir öneri…

Comments
  1. hakan

    bir kitabın kapağını gazeteyle kaplamak gibi… güzel bir yazı.

  2. onur

    peki beat kuşağıyla yeraltı edebiyetı karsılastırmasını nasıl yapabiliriz hem dönemsel hem içerik olarak