Yeni klasik müzik üzerine denemeler

Klasik müzikle cazın talihi aynıdır hep: herkes çok sever, kimse dinlemez.. Kimse dinlemez demeyelim de, ‘Aa.. Çok severim!’ diyen 10 kişiden en fazla iki kişi bu türevleri gerçek anlamda dinler. Ben de mevz u bahis klasik müzik olunca öyle oluyorum. Bach, Wagner; daha da günümüze gelirsek Bruch, Mendelssohn ya da Mahler dışında kalan maestro ve kompozitörleri öyle aman aman dinlemişliğim yoktur. Ama Bach ve Wagner deyince akan sular duruyor.. O konuda da çoğu konuda olduğum gibi Almancıyım.

Bugün kısaca bahsedeceğim şey ise, batının ‘contemporary classical’ dediği kavram. Yani yeni klasik müzik dalgası. Burada da ilginç bir durum söz konusu. Geçen yazımda size ekim ayı konserlerinden bahsederken, aslında kafamda bunu yazmak vardı. Şöyle ki, Salon İKSV’de Nils Frahm ve Ólafur Arnalds’ın konserleri olacağını duyduğumda heyecanlanmıştım. O ilginç yan şu; bu yeni dönem klasik müziğini icra edenlerin yaşları 23 ila 28 yaş arasında seyrediyor. Kim bu çocuklar, biraz deşmek istedim..

Max Richter:
Yıllar evvel takip ettiğim bir blog’ta birisi şöyle diyordu Max Richter için: “Max Richter, 19. yüzyılda yaşasaydı, bu besteleri o zaman yazsaydı, acaba ne olurdu? Bugün ondan ‘Richter’ diye bahsediyor olurduk.” Tam da bu. 66 doğumlu Richter. Tevellüt geçkin, fakat icra ettiği şey, bugün dökümleyeceğim müzisyenlerden çok daha fazla. Altı albümü var Richter’in, beş de film müziği yaptı. Benim favori müzisyenim kendisi. Son olaraksa Vivaldi’nin Four Seasons’ını yeniden yorumladı, daha ne diyebilirim ki.. Hüzün kelimesinin, o kavramın cisimleştiğini görürsünüz Richter’idinlediğinizde. Elle tutulur hale gelir. Kanıt mı:

Max Richter – On the Nature of Daylight:
YouTube Preview Image


Ólafur Arnalds:
Açıkça söylemek gerekirse, kıskandığım bir çocuk bu. Tüm EP’leri, albümleri ve yaptığı film müzikleri dahil 10 albümü bulunuyor Ólafur’un. İzlandalı bu genç 86 doğumlu. Ve yaptığı müzik –aşağıda da örneğini verdiğim gibi- ruhunuza dokunuyor. 26 yaşındaki bir çocuğun bu denli yoğun bir müzik yapması, açıkçası müzikten az da olsa anlayan ben kulunuzun canını sıkıyor efendim. İlk çıktığı andan itibaren çıkardığı her kayıdı yemiş yutmuş biriyim. Benimle birlikte onun da büyüdüğünü görmek çok güzel bir şey.. Ekşisözlük’te yazarın biri şöyle demiş: “dinlediğimde izlanda’ya yolculuk etmek isteyecek kadar kafamı dinlendiren müzikler besteleyen deha. uzak, soğuk, beyaz, yalnız..” Şu şarkıdan basediyor olmalı:

Ólafur Arnalds – Raein:
YouTube Preview Image

Peter Broderick: Ólafur Arnalds’ın kankası bu çocuk. Bu da 87’li. Dört albümü var LP olarak, ama diğer materyallerle bu sayı 10 küsüre çıkmış durumda. Piyanosundan yalnızlık çıkarıyor bu elemanın. Daha ziyade film müzikleri yapıyor Peter. Sadece piyano da değil, konserlerinde viyolayı da en az piyanosu kadar iyi çalabilen bir yetenek. Gitara da yer veriyor kayıtlarında. Bu açıdan indie bir tarzı da var. Ama Peter biraz daha minimalist, biraz daha ambient takılıyor. Elektronika olayına da yine yakın, ama en azından bir Ólafur ya da bir Max Richter gibi değil. Aşağıda deneyimlemeniz için en güzel şarkılarından birini veriyorum:

Peter Broderick – Blow It:
YouTube Preview Image

Nils Frahm: 82 doğumlu bu abimiz de. Alman.. Kendisi Tschaikowski’nin son öğrencisi olan Nahum Brodski’nin öğrencisi. Açıkçası öyle çok çok dinlemişliğim yok kendisini, belki iki üç albüm. Fakat kumaşını aşağıda vereceğim örnekle de belli ediyor. Antrparantez, Tschaikowski referansından sonra, Thom Yorke’un da en sevdiği müzisyenlerden biri olması, herhalde onun hakkında biraz bilgi verebilir size. Biraz da heyecan yaptırabilir bittabi. Solo olarak beş albümü var onun da, yine 10 küsür de toplama albümlerde yer aldı. Klasik müziğin beşiği Almanya’dan çıktığı o kadar bariz ki.. O Orta Avrupa’nın griliği sinmiş tüm albümlerine sanki. Piyanosunun başında geçtiği zaman yarattığı harikalardan birini dinlemek için buyurunuz:

Nils Frahm – Less:
YouTube Preview Image

Hildur Guðnadóttir: Son olarak bu kadını anlatacağım. İzlandalı ve 82’li olan bu ablamız, bir çellist. Şu ana kadar üç albümü var. Pan Sonic ve Múm gibi iki über grupta da yay sallamış bir hanımkız. 2009’da Without Sinking diye bir albüm yayınladı Hildur. İlk dinlediğimde bu albümün altında ezildiğim hissini yaşamıştım. Çellonun verdiği o ağırlık hepimizin malumu, ama bestelerin yoğunluğu size garip anlar yaşatıryordu ilk dinlediğinizde. İzlanda tayfasından Ólafur’la hep adı anıladursa da ikisinin arasında bir bağ yok. Yine de yapmış oldukları müzik birbirine yakın. Ólafur’un yaylısını düşünün, biraz da agresifleşin. O da zaten şöyle enfes bir şey oluyor:

Hildur Guðnadóttir – Opaque:
YouTube Preview Image

Beş isim saydım. Beşinin de ortalama olarak yaşı küçük Richter’i saymazsak. Ama yaptıkları iş, nerelerde olduklarını gösteriyor bize. İçinde olduğumuz mevsime de o kadar uygun bir müzik yapıyorlar ki.. Post-rock sevdalılarına da bilhassa diretiyorum bu müzisyenleri. Bir şekilde ıskalarsanız, gerçekten kaybedersiniz. Ayrıca hatırlatayım, Ólafur Arnalds ve Nils Frahm, 19-20 Ekim’de Salon İKSV’de olacaklar. Orada olmaya özen göstereceğim. Bunu size de öneririm. Günümüz klasik müziğinden nasiplenmek ya da bu şeye başlamak için güzel bir fırsat. Yeni müzisyendirler nihayetinde ve ben onları keşfetmeyi çok seviyorum. Size de öneririm..

Comments
  1. Hande

    Olafurla Hildur Guðnadóttir’yi sevdim. Hildur, Jacqueline du Pré’yi hatırlattı bana: http://www.youtube.com/watch?v=fsyivmn_YeA

    • Mustafa Gündoğdu

      evet, tınısal olarak yakınlarmış.. olafur bambaşka bir boyut gerçekten, eve gittiğimde cd çalarımda onu dinlemek, kendimi şımartmak gibi.. öneriyorum.

  2. Kaan Güner

    Olafur’un Kjurrt’unu unutmamak gerek. Minimalizm ile harikalar yaratıyor orada.