Yeni ayda ne okusak?

Sevgili BirinciBlog okurları; Şubat ayını ardımızda bırakıp ilkbahara ufaktan göz kırparken size keyifle okuyabileceğiniz kitaplarla dolu küçük bir okuma listesi hazırladık. Listede geçtiğimiz ayın sonlarına doğru raflarda yerini alan kitaplar kadar, Mart ayında görücüye çıkacaklar da var. Bu ayın teması (bahar geldiğinden midir nedir bilinmez) hafiften aşka çalıyor gibi; gel gelelim arada izlenimler, tarihten ve güncel meselelerden ilham alan metinler de yok değil. Keyifli okumalar dileyerek, buyrunuz sizi şöyle alalım:

Aşk Kırgınları (Nedim Gürsel – Doğan Kitap)

Yazınsal bir efsane: Venedik

Aşklar Venedik’te başlar… Venedik’te biter…

Aşk şehri Venedik… Balayı şehri de denebilir. Ama Venedik her zaman mutlu başlangıçlara sahne olmuyor elbette. Bazen de şehrin yavaş yavaş suya gömülmesi gibi, aşklar gömülüyor hayatın derinliklerine. Nedim Gürsel de edebiyat ve aşk ilişkisi üzerinden gitmiş ve ortaya insanı kendinden geçiren denemelerden oluşan Aşk Kırgınları çıkmış.

Nedim Gürsel, Aşk Kırgınları’nda bu edebiyatçılar için kimi zaman aşkın beşiği kimi zaman da mezarı olan Venedik’i anlatıyor. Yazar, gondol üzerinde çekilen romantik fotoğrafların çok ötesine taşıyor şehri, farklı bir Venedik portresi çiziyor. Resimli Dünya’yı yazarken bir süre kaldığı Venedik’te kentin ruhuna dair önemli izlenimlere sahip olan Gürsel, Aşk Kırgınları’nın hikâyesini şöyle anlatıyor önsözde:

Bu kitabın genel izleğinin şöyle ya da böyle, Venedik’te biten aşklar olduğunu söyleyebilirim. Ama anlatının, daha doğrusu altı bölümden oluşan bu yazınsal denemenin asıl kahramanı Venedik’tir. Hem geçmişi hem de bugünüyle yazınsal bir efsane olan Venedik.

 

Kutsal Mavi (Christopher Moore – Altın Kitaplar)

1890 yılının temmuz ayında Vincent van Gogh mısır tarlasında gezinirken tabancayı çekip kendini vurur. Ardından iki kilometre uzaklıktaki doktorun evine dek yürüyüp yardım ister. Yaratıcılığın zirvesindeki bir sanatçı neden kendini öldürmek ister ki? Vincent’ın iddiasına göre Fransa’nın dörtbir yanında hiç peşinden ayrılmayan kısa boylu “boya satıcısı” da kimdir? Ve van Gogh neden kutsal maviden ölesiye kaçmaktadır?

Vincent’ın yakın dostları Lucien Lessard ve eğlence düşkünü Henri Toulouse-Lautrec’in bu sorular aklını karıştırır ve Vincent’ın ölümünün ardındaki sır perdesini aralamaya karar verirler. Araştırmaları onları on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Paris’in sefahat ve sanatla iç içe geçmiş dünyasından gerçekdışı bir dünyaya çıkarır.

 

Mutfak (Murathan Mungan – Metis)

Mutfak Murathan Mungan’ın yeni oyun kitabı. İstanbul’un Cihangir’e benzeyen bir semtinde, çevre işyerlerine ev yemekleri yapan kadınların işlettiği küçük bir lokantanın mutfağında geçen yirmi sahnelik roman tadında bir oyun. Tek mekânda geçen oyunda ikisi erkek olmak üzere on karakter yer alıyor.

Açılış bölümünden: Bu oyun, Istanbul’un Kabataş, Fındıklı, Cihangir gibi semtlerinin birinde, çevredeki işyerlerine ev yemekleri yapan küçük bir işletme sayılabilecek mütevazı bir lokantanın mutfağında geçer.

Oyun alanı bu çeşit bir mutfakta bulunması gereken araç gereçle donatılmış ve iyi aydınlatılmıştır. Ortalık tertemiz görünmekte; her yerin özen ve titizlikle elden geçirildiği belli olmaktadır.

Tiyatro oyunlarını izlemek kadar, okumaktan da keyif alanlar için iyi bir seçenek.

 

Hassas Ten – Aşk Üzerine Kısa Anlatılar (Josan Hatero – Can Yayınları)

Bir aşıktan beklenen şey insana kendini özel ve farklı hissettirmesidir. Sevilen kişi sadece tam o anda orada bulunmaktan başka bir özelliğe sahip değilse bu aşkın ne değeri var? Gerçek aşk bu mudur? Bu konuda bütün uzmanların üzerinde birleştikleri bir şey varsa o da, aşkın hiç de demokratik olmadığı görüşüdür.

Katalan yazar Josan Hatero’nun titizlikle hazırladığı aşıklar kataloğunda kimler yok ki? Külkedileri, romantikler, kaşifler, turistler, miyoplar, holiganlar, cambazlar, dalgıçlar, geçerken görülenler, dokunuş yoksunları… Hepsi “arzu” denen şu gizemli ortak paydada buluşmuş, onu kendi karakterince tanımlayıp yaşıyor.

Okıuyucuyu birbirinden farklı aşık türlerini keşfetmeye ağırıyor Hatero. Kimi aşıkların birinci ağızdan deneyimleri, Borges ve Calvino izleri taşıdan bu kılavuzu, mahrem ve tutkulu benzersiz bir yolculuğa dönüştürüyor. (Tanıtım bülteninden)

 

Efsane – Bir Barbaros Romanı (İskender Pala – Kapı Yayınları)

Her romanıyla yüzbinlerce okurun kalbini fetheden İskender Pala, yeni romanı Efsane — Bir ”Barbaros” Romanı ile bir kez daha okurlarını selamlıyor.

Efsaneler bazen denizden,
Bazen aşktan ve ateşten gelirler.
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler,
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar.
Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir.
Bir çağı haritalarda bulamazsınız.
Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir.
Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.

Bu kitapta;
İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.
Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi.
Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.
Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.
Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.
İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.
Barbaros Hayreddin Paşa’yı…
Sonra, bir gül sepeti getirdi.
Isırılmış üç elmayı anlattı.

 

Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü (Aimee Bender – Can Yayınları)

Bir gün mutsuzluğu, acıları ve arzuları, en derindeki sırları görme yeteneğin olduğunu keşfetseydin… Bir gün, sana gülümseyen yüzlerin ardını görüp sana en yakın kişinin yüreğinde kilitlediği kapıları arasaydın ne yapardın? Büyümenin eşiğindeki Rose için hayat, bir sabah geri dönülmezcesine değişir. Zira annesinin yaptığı limonlu pastadan aldığı bir lokmayla, sadece yemeği değil, onu pişiren kişinin duygularını da tatmakta olduğunu anlar… Olağanüstü yeteneği, aynı zamanda derin bir kaygı ve hüznü de beraberinde getirir; çünkü her zaman neşeli, güler yüzlü ve sevecen biri olarak bildiği annesi, kalbinde sarsıcı bir gerçek saklamakta, ailesinden ayrı ikinci bir hayat yaşamaktadır.

Hemen her ailenin üstünü örttüğü gerçekleri, duyarlı ve yetenekli bir genç kızın büyüme öyküsü eşliğinde anlatan acı, tatlı ama her sayfası büyülü bir şehir masalı… (Tanıtım bülteninden)

 

Şifrepunk – Özgürlük ve İnternetin Geleceği Üzerine Bir Tartışma (Julian Assange – Metis)

“İnternet insan uygarlığı için bir tehdittir” — bunu WikiLeaks’in kurucusu ve yayın yönetmeni Julian Assange söylüyor. Çok değil, en fazla on yıl önce internetin ne müthiş bir özgürlük alanı açtığından söz ediyorduk. Gerçekten de internet dünya üzerinde büyük bir değişim yarattı. Ne var ki çok kısa bir süre içinde ciddi bir kırılma ortaya çıktı: İnsanlar giderek daha fazla bağlanıyordu internete, ama aynı zamanda kitlesel gözetleme programları devreye sokulmaya başlamıştı. Elektronik iletişim ve “sanal” uzam iktidar için insanları “kapatmadan”, açık alanda gözetleyebilmek, izleyebilmek, dinleyebilmek anlamına geliyordu. Bugün toplum küresel boyutta bir gözetim toplumuna doğru giderken insan uygarlığı bir yol ayrımında: Yollardan biri “güçsüzlere mahremiyet, muktedirlere şeffaflık” düsturuna varıyor. Diğer yol ise ispiyonaj, casusluk, şantaj ve manipülasyon şebekelerinin ve onların müttefiki uluslararası şirketlerin bütün insanlığın üzerinde hakimiyet kurması anlamına geliyor.

Şifrepunklar, temel özgürlüklerimizi bu saldırıya karşı korumak için güçlü şifreleme tekniklerini kullanan barışçı eylemcilerdir. Julian Assange burada kendisi gibi yıllardır şifrepunk hareketinin içinde yer almış düşünür ve eylemci bir grup arkadaşıyla internetin geleceğini tartışıyor. Soru şu: İnternet, başlangıçta hayal ettiğimiz gibi insan özgürlüğünün ufkunu açacak mı, yoksa tarihte görülmemiş bir totalitarizmin denetim, sansür ve köleleştirme aracı mı olacak?

 

Mostari – Bir köprü bekçisinin günlüğü (Gündüz Vassaf – YKY)

Gündüz Vassaftan şiirsel bir kitap

Yazar ve psikolog Gündüz Vassaf’ın Mostari – Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü kitabının macerası, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nde çalışırken Bosna’da yaşayan kuzeninin Mostar’daki evinde kalabileceğini söylemesiyle başlar. Mostar’a varışının ertesi günü, dünyanın dört tarafından gelen herkes gibi Vassaf da evrensel ününe savaş acıları eklenmiş Mostar Köprüsü’nün yolunu tutar, yanında taşıdığı küçük defterini çıkarıp bir kaç gözlemini yazar. Hava kararmaya başladığında, elinde kalemi, Köprü duvarının üstünde defteri, kendini de dönüştürecek bir alemin beklenmedik yolculuğuna çıkar. Anı olarak yazmaya başladığı notları bir köprü bekçisinin nöbet defterine dönüşür.

“Bazen yüzlerce turist arasında, bazen gece saatlerinde tek başıma Köprü’yü bekledim. Ben Köprü’yü sahiplendim, o beni zapt etti.  Bana neler yaşattıysa ben de dünyamı, duygularımı, düşünce ve hezeyanlarımı onunla paylaştım. Taa ki bir gün beni azat edene kadar.”

 

Ne Güzel Suçluyuz Biz Hepimiz! – Sevgi Soysal için Yazılar (Derleyen: Seval Şahin – İletişim)

Sevgi Soysal, anlatımıyla kentleri, eviçlerini, yaşamı güzel kılan bir kalem; kimi okurun “âşık olduğu” kimi okurunsa “benim yazarım” diyecek kadar sahiplendiği, klasik olmayı fazlasıyla hak eden bir yazar. Bu yüzden onunla ilgili, onun edebiyatıyla ilgili her metin ve her iz kayıt altına alınacak birer belge niteliğinde. Seval Şahin’in derlediği bu kitap da, 2011 yılının son aylarında düzenlenen “Ne Güzel Suçluyuz Biz Hepimiz!” başlıklı sempozyumun katılımcılarının kaleme aldığı yazılarla birlikte “12 Mart’ın 40. Yılında Sevgi Soysal” panelinde sunulan iki yazıyı bir araya getiriyor. Bu kitaptaki yazılar Sevgi Soysal’ın metinlerinin yeni okumaları için bir kapı aralıyor.

Latife Tekin, 1983