Yarım kalan bir olimpiyat hikayesi

Londra 2012 Olimpiyatları tüm hızıyla devam ediyor. Bu tarihi olaya tanıklık etmekten memnun, gururluyum. Daha şimdiden onlarca başarı hikayesi yazıldı; Mr Bean piyano çaldı, Kraliçe helikopterden atladı, Çinli atıcı Yi Siling oyunların ilk altın madalyasını kaptı. Ryan Lochte, efsane Phelps’in pabucunu dama attı. Erkekler Yol Bisikleti Yarışı’nı Alexander Vinokourov kazandı, emekli olmadan hemen önce kariyerini altınla taçlandırdı. Yağmurda plaj voleybolu oynandı, Olimpiyat köyündeki uzun yiyecek içecek kuyruklarında kimse fenalaşmadı ve Londra’da trafik, çığrından çıkmadı!

Malumunuz, yer değiştirmelerin biyolojik etkileri olduğu kadar psikolojik etkileri de var. Mesela, kolektif hafızadaki zihinsel ritimlerin bozulmasına, halk arasındaki tabiriyle “hüzne” sebep oluyor. Belki bu hüzün yüzünden, belki Türkiye’nin son zamanlardaki hallerinden, bu hikayeler arasında beni en çok yarım kalan bir tanesi etkiledi.  Ve size altın yaldızlı biri yerine, soluk renkli bu buruk hikayeyi anlatmayı seçtim…

Sadaf Rahimi kadınların yasaklı olduğu topraklarda doğmuş büyümüş, 18 yaşında bir kız çocuğu. Talihi bir safran çiçeğine kilitli Afganistan’ın başkenti Kabil’de yaşıyor. O çocukken Kabil, kendine “İslam öğrencisi” diyen terörist Taliban’ın kontrolü altında.  Okulların kapatıldığı, kalan okullarda kız çocuklarının eğitim görmesinin yasaklandığı, şeriat kuralları gereği hırsızların elinin kesildiği, erkeklerin sakallarını kestiği kadınların yeterince örtülü olmadığı için cezalandırıldığı, insanların stadyumlarda halk önünde idam edildiği, televizyonun, müziğin, sinemanın yasak olduğu bir dünyada çocuk olmak nasılsa, öyle bir çocukluk onunkisi.

2001’de Taliban’dan kurtulup Amerika’nın himayesine giren ama ne yazık ki hala hiçbir şeyin güllük gülistanlık olmadığı Afganistan’ın bu güzel çocuğu, 2002 yılında Muhammed Ali ile tanışıyor. Efsane boksör Afganistan’a Birleşmiş Milletler’in “İyiniyet Elçisi” olarak geliyor. Sadaf ondan ve kızı Laila’dan aldığı ilhamla boksör olmaya karar veriyor.  Bu arada etrafında herkes, hatta antrenörleri bile ona karşı. Afganistan’da bir kız çocuğunun sporcu, hele de boksör olması alışılır, kabul edilir şey değil. Ama Batılıların disiplin ve çalışmayla yaptığını Doğulular yürekten azimle yapar, o da azimli.

Sabaha karşı kalkıyor geceyarısına kadar derme çatma evinde, Kabil’in tozlu bahçelerinde çalışıyor. Derken birileri onu fark ediyor. Bir sivil toplum kuruluşu olan Cooperation for Peace and Unity ve Oxfam’dan destek alıyor. Milli Takım’a giriyor. Afganistan’ın Olimpiyat Takımı’nda tek kadın sporcu olarak yerini aldığında, Afgan Olimpiyat Komitesi bu işi gizli saklı çok belli etmeden yapmış olmasına rağmen, hem kendisi hem ailesi tehditler alıyor.  Sadaf Kabil’de Ghazi Olimpiyat Stadyumu’nda olimpiyatlar için hazırlanmaya başlıyor. Stadyumda sadece haftada 3 gün birer saat çalışma izni var. Diğer zamanlarda evinde çalışmaya devam ediyor.  Erkeklerle dövüşmesi yasak, o nedenle sadece takımdaki kızarkadaşlarıyla kapışıyor. Kendisi gibi diğer iki kızkardeşi de boksör. Birlikte çalışıyorlar.

Kafasında siyah bandanası, vücudunun hiçbir milimetresini açıkta bırakmayacak kadar kalabalık, sıkıntılı kıyafetleriyle çabalarken Cardiff Üniversite’sinden bir telefon alıyor. “Gel burada çalış” diyorlar. Kabil’den İngiltere’ye gelene kadar geçen zaman zarfında hem sağ kroşesini geliştirmesi hem de evlenmemesi lazım. Evlenirse boks oynayamayabilir. Ne de olsa evlendikten sonra o artık kocasına ait oluyor ve kocasının istemediği hiçbirşeyi yapamaz ve büyük ihtimalle adam boks yapmasını istemez!

Sadaf evlenmemeyi başarıyor, çalışmaya devam ediyor ve olimpiyatlardan birkaç ay önce İngiltere’ye geliyor.  Londra 2012 için gün sayıp medyada “The Challanger” olarak nam salarken Uluslararası Boks Fedarasyonu, oyunların başlamasına günler kala, Sadaf Rahimi’nin teknik becerilerinin yeterli olmadığına karar veriyor, “Cangüvenliği olmaz” gerekçesiyle oyunlara katılmasına izin vermiyor. Bir olimpiyat hayali böylece sona eriyor.

Afganistan Taliban kabusu sırasında olimpiyatlarda hiç yer almadı. Taliban sonrası ilk kez 2004 yılında sporcu gönderdi. Sadaf Rahimi katılabilseydi, yıllar sonra ilk kez sporcuları arasında bir kadın yer alacak, Afganistan’ın tarihinde olimpiyatlara yolladığı 3’üncü kadın sporcu olacaktı.

TIME’da çıkan bir röportajında, “Boksör olmak nasıl?” diye sormuşlar; “Güzel. Mahallede oğlanlar bize ‘çete’ diyor, yanımıza yaklaşmıyorlar” yanıtını vermiş ve eklemiş:

“İnsanların biz Afgan kadınlarını mağdur görmesinden bıktım. Biz mağdur değiliz. Cesuruz. Madalya alsam da almasam da o ringe çıktığımda herkes Afgan kadınının güçlü ve umutlu olduğunu görecek.”

Sadaf Rahimi Londra 2012’de ringe çıkamıyor. Onca baskıya, insanlıkdışı muameleye rağmen ne kadar güçlü ve umutlu olduğunu bugünlerde gösteremeyecek. Ama bu kız kesinlikle satır arasında kalmamalı.

Londra’dan sevgiler…