Yağmuru sevmek için 10 neden

Müzik, kültür, sanat, yeşilin binbirtonu….Ada çok güzel. Bir kötü yanı var; çok yağmur yağıyor. Öyle çok yağıyor ki insanın kimyası bozuluyor.

Aslına bakarsanız yağmuru severim ben. Yani severdim. Belki sonbahar çocuğu olduğumdan, İstanbul’da yaşarken yağmurlu günler en sevdiğimdi. Ama burada bu ülkede yağmur, beni bile bezdirdi. Londra’da yağmur genellikle iki türlü yağıyor. Ya bizim ahmak ıslatan dediğimiz yağmakla yağmamak arasında kararsız cinsten ya da kafana bildiğin kovayla dökülen cinsinden.

Sanıyorum ilk kez, Regents Park’ın orta yerinde aniden sırılsıklam olduğum o gün, sinir olmaya başladım. Sonra da zaman içinde paranoyak oldum. Yağmur yağıyor mu, çok mu yağıyor, az mı yağıyor, bu hafta kaç gün yağmurlu (ya da yağmursuz gün var mı) gibi sorularla hem kendimi hem etrafımı epeyce meşgul ettim.

Neyse ki yalnız değildim. Londra’da her milletten insanın olduğu bir ofiste çalışıyorum. İtalyanlar, İspanyollar, Fransızlar, Hintliler… Aynı şehirde yaşıyor, aynı yerde çalışıyor olmamızdan hemen sonra en önemli ortak noktamız, her allahın günü hava durumundan söz ediyor olmamız. İngilizler bu duruma deli oluyor. Geçenlerde bir tanesi, “Hande alışsan iyi olur” diye tersledi beni. Artık onlarla hava durumundan konuşmuyorum. Beni en iyi İspanyollar, İtalyanlar anlıyor, yağmur geyiğini onlarla yapıyorum.

Ama tabi nereye kadar. Artık buralarda yaşamaya karar verdiğime göre, yağmuru da sevsem iyi olur. Kendime yağmuru sevmek için bir bahaneler listesi yaptım. Sonbahar geldiğine göre, sizin oralarda da yağmurlar başlamıştır ya da başlamak üzeredir. Sevmekte zorlananlardansanız, listeme biz göz atın.

Romantiktir
Yağmur süper melankoliktir ama en çok da romantiktir. Yağmur altında öpüşmek fenomenini tecrübe etmediyseniz şayet, bu dünyadan eksik göçüp gidersiniz. En şahane aşk itirafları da yağmur altında olur. Tıpkı filmlerdeki gibi. Ayrıca yağmurda ıslanan saçlar hem kadında hem erkekte çok seksi olmakla birlikte yağmurda evde oturup oynaşmak en iyisidir.

Rengarenk şemsiyeleriniz olur
Londra’da iki şeyin yoksa  bir hiçsin: oyster ve şemsiye! Londra havası yağmurlu olduğu kadar öngörülemez aynı zamanda. Hava günlük güneşlikken aniden dolu yağabilir. Bu yüzden şemsiyesiz sokağa çıkmak büyük hatadır. Benim gibi unutkanlar birden fazla şemsiyeyle işi çözüyor. Böylece türlü türlü, rengarenk şemsiyeleriniz oluyor. Şu sıralar favorim şeffaf olanları. Bazıları var, en çok siyah seviyor.

Şarkı söyletir
I am singing in the raaaaaaaain, just singing in the raaaaaaaain… Bu şarkı olmasaydı, çok eksik olurdu yağmurda Londra. Tecrübelerime dayanarak söylüyorum, yağmurun insan kimyası üzerindeki en önemli etkilerinden biri durduk yerde şarkı söyletmesi. Üstelik yağmurda şarkı söylerken hiç aptal gibi görünmüyorsunuz. Deneyin, Purple rain’i söyleyip gülün mesela.

Sihirlidir
Ellerinizi açıp yağmura uzattınız mı hiç? Çok sihirli. O küçük yağmur damlaları avucunuza düşerken inanılmaz bir şey oluyor. Sanki onları siz çağırıyorsunuz da geliyorlar… Mucize gibi. Evet, evet kozmozu aslında biz yarattık!

İçinizdeki çocuğu harekete geçirir
Yağmurda su birikintileri bile romantiktir. Evlerin aksi düşer o su birikintilerine, çamur bile ilahi bir görüntüye bürünür. Ama en güzeli, o birikintiye hülyalı hülyalı bakan bir ahmağı, suyun içine güçlü bir adım atıp ıslatmaktır. Hiç şüphesiz küfür edecektir. Olsun, gülümseyin. Yağmur içinizdeki çocuğu harekete geçirdi, ne var?

Yabancılarla yakınlaştırır
Bu iki türlü oluyor. Birincisi yabancılarla bol bol hava durumu geyiği yapıp kaynaşabiliyorsunuz. İkincisi şakur şukur yağmurda sığındığınız saçak altında hiç tanımadığınız bir yabancıya aşık olabiliyorsunuz. Artık kısmetinizde ne varsa.

Cool gösterir
Yağmurda ölü köpek bakışları, çizmeler, trençkotlar, ıslak saçlar… Bunların hepsi cool görünmenize yarar. Sokakta, içinizden ıslandığınıza küfredip dudağınızı ısırarak yürürken bile karşıdan gelene süper cool görünürsünüz.

Yaratıcılığınızı artırır
Yağmurlu günlerde eve dönüşte en güzeli, pikaba güzel bir şeyler koyup bir bardak çay eşliğinde kitap okumak. Evden çıkamayacak kadar çok yağdığındaysa müzik ve kitap yetmiyor, yaratıcılığın tavan yapıyor. Başlıyorsun yazmaya, boyamaya, artık elinden ne geliyorsa…Bir rivayete göre Edgar Allan Poe da Annabel Lee’yi yağmurlu bir günde yazmış.

Tembellik hakkı verir
Yağmurlu bir günde hiçbir şey yapmayıp boş boş tavana bakarak uzanabilirsin de. Yağmur, tembellik hakkını savunmak için enşahane sebep.

Güvercinleri komik gösterir
Londra’da kedi büyüklüğünde güvercinler var. Yağmurda çok komik görünüyorlar. “Aaaa yazık” demeyin, vallahi çok komik, çok sevimli oluyorlar.

O zaman sevelim yağmuru, yağmurdan zarar gelmez. Şeker değiliz ya eriyelim!

YouTube Preview Image