Viskinin vatanına yolculuk

Ekimin ilk haftasını geçirmek üzere Londra’daydım. Vardığım günden beri de “Ya ben bir Edinburgh’a gidip geleyim” diyordum… Alkolle hiç mi hiç alakası olmayan, bu yüzden de her daim üşüyen arkadaşım (Burcu), “Deli olma ne işin var bir günlüğüne orada, al şuradan bir şişe viskini  otur iç” diyordu; bir diğer arkadaşım (Çete’den Hande Demirel) ise “Görmek lazım mutlaka, müthiş bir Orta Çağ kenti, ne filozoflar ne yazarlar çıkartmış, git gör tabii…” Gerçi onun derdi başkaydı, ama söz konusu topraklar İskoçya olunca benim derdim felsefe, edebiyat filan değil, Scotch Whisky’di. Bunun üzerine düştüm “Edinbra” yollarına…

Şehre sabah varınca neye uğradığımı şaşırdım, “it’s fuckin freezy” dedikleri buymuş! Soğuk ama ne soğuk… Saate bakıyorum daha 9 bile değil. “Bu saatte de içilir mi ya napıcaz, acaba kaleye kadar koşsam ısınır mıyım?” filan derken yürüyerek Royal Mile’a [Edinburgh Kalesine götüren Arnavut kaldırımlarıyla döşenmiş, sağlı sollu bol miktarda %100 Wool ve Scotch Whisky yazan dükkanların olduğu, kraliyet yolu] vardım. İlk çıktığım köşe de kasvetli bir Starbucks vardı. Hande haklıydı, şehir direkt Ortaçağ’dan kalma; Starbucks’ı bile hem kasvetli hem soğuk. Niye viski buralarda icat edilmiş o zaman anlıyorum. İçmeyip de ne halt edeceksin burada? Saf alkol bile gider, o kadar! Cebime küçük bi Famous Grous atıp Starbucks’a giriyorum. Kahvemin içine dökerken bile içim ısınıyor. Aklı hafifletir, ruhu hareketlendirir demiş şairin biri viski için – İtirazı olan yok sanırım.

Orada öğreniyorum; Kelt dilinde yaşam suyu demekmiş viski. En önemli bileşenlerinden biri de suyun ta kendisi. Buralardaki viskilerin güzelliğinin bir nedeni de kaynak sularının eşsizliği. Benim de ilk tercihim Scotch, sonra Irish elbe; ama Bourbon (Jim Beam) ve Tennessee (Jack Daniels) denilen Amerikan viskilerine de hayır demem. Vakti zamanında Ankara viskisi bile olduğu için, Kanada ve Japonya viskilerine de değinmeyelim derim. Her neyse hikaye İskoçya’da geçiyor zaten.

Kızlar dinleyin; İskoç viskisinde en can alıcı nokta “single malt” ile “blended”ın farkını bilmek. Gerisi teferruat. Şöyle ki; Blended harmanlanmış demek, yani single malt gibi tek adresten çıkma %100 malt değil. Blended, bir çok adresten gelenlerin karışımı ile yapılır. Neyse, barda içmeyecekseniz kolay zaten – neyin ne olduğu şişelerin üzerinde yazıyor. Barda içecekseniz de, ya direk marka telaffuz edeceksiniz ya da bi single malt diyeceksiniz. “Bi blended,” denmez, gereksiz!  Single malt demediğiniz sürece zaten “Chivas (blended) mı verelim Jack (tennessee) mi?”  vesaire derler.  Single malt derseniz de “Lagavulin var, Macallan var, Glendfiddich, Glenlivet vb, hangisi olsun?” derler, ya da “Kaç yıllık istersiniz?” siye sorarlar, “12, 15, 45?”  Belirtmekte fayda var, “kırk beş” derseniz bulaşıkları yıkar çıkarsınız. Öte yandan zaten siz siz olun Türkiye’deki barlarda bi kadeh viskiye o kadar para vermeyin, Burcu’nun dediği gibi alın bi şişe viskinizi oturun evinizde için.

Yıllar önemlidir viski için, renksiz olarak girdiği meşelerde her yıl bi kat daha renklenir, kokular sürünür, güzelleşir. Ben şu an yazarken Glenlivet 12 içiyorum  misal. Biliyorum ki 12 yıl uyumuş, güzelleşmiş, şimdi benimle her kadehte birkaç damla suyla uyanıp, bedenimi ısıtmakla, aklımı hafifletmekle meşgul. Uyurken de melekleri ısıtırlarmış – nasıl mı? Her yıl fıçılardan %2 alkol uçar gidermiş. Adamlar da bunu meleklerin içtiğine inandıkları için uçan kısma “meleklerin payı”  derlermiş.

Bu arada siz bunları okurken ben 1600’lerde yapılmış  kaleye çoktan vardım. Müthiş bir şehir panaromasına sahip, daha dogrusu Ortaçağ panoramasına. Yahu ne kasvetli bir şehir! JK Rowling’in Harry Potter’ı burda yazmasına şaşmamalı. Şehir de viski turları kadar revaçta olan diğer bir olay da hayalet turları (Brrrrrrrr!). Kaleden görünen şehir manzarası da muazzam.

Yaklaşık bir saat kaldığım kaleden çıkarken artık ben de savaşmış gibi adam akılı bi viskiyi hakettiğimi düşünmeye başlamıştım. Bunun üzerine kaleden çıkar çıkmaz hemen sağ tarafta kalan Scotch Whisky Experince Museum’a girdim.

Viskinin tarihçesi, yapım şekli vesaire derken, tadım kısmına geldik nihayet. Saat de 12’ye yaklaşıyordu. Önce Lagavulin, sonra Aberfeldy, Glendfiddich… Sonunda aklım iyiden iyiye hafifiledi. Gerisi mi? Biraz bulanık :)

Comments
  1. Emrah Gürkan

    Yıllardır yapmak istiyorum, bu yıl hedeflerim arasında…

  2. HALUK

    insanin cani bir anda viski cekiyor yaziyi okuyunca :) elinize saglik

  3. Ugur

    Gerçekten çok güzel bir tecrübe olmuş ve yazınıza yansımış. Benim de hayallerimde olan bir gezi. Yazı için teşekkürler…