Uğur Yücel’den “Yağmur Kesiği” hikayeler

Bir edebiyat okuru olarak, genellikle popülerliğini edebiyat dışı işlerle kazanmış isimlerin yazdığı kitaplara istemsiz bir önyargıyla yaklaşırım. Çünkü edebiyat üretmek zor iştir; kelimeleri devrik biçimde art arda sıralamaktan, cümleleri günlük konuşmadan nispeten farklı şekilde kurmaktan fazlasını gerektirir.  Hele son zamanlarda yayıncılık piyasasına öyle bir “kitap yazan televizyon ünlüleri” furyası hâkim ki, kitapçıya girdiğinizde “çok satanlar” köşesinden koşar adım uzaklaşmaya sebep…

Gel gelelim bugün kitabından söz edeceğim isim, sahip olduğu popülariteyi daha çok para kazanma kaygılı “kitabım da olsun” meselesine dönüştürenlerden çok farklı bir yerde duruyor. İçimdeki “edebiyat şovenistliğini” edebiyat dışı tanınmışlığına rağmen kırabilecek isimlerden Uğur Yücel, oyunculuğunu ve senaristliğini yıllardır besleyen hayal gücü ve anlatma yeteneğini, bu kez hikâyeler halinde kâğıda döküp okuyucuyla buluşturuyor.

Yağmur Kesiği, bizzat Kuzguncuk doğumlu bir Boğaz çocuğu olan Uğur Yücel’in deniz kokulu bir köye dair, fiziksel olarak bağımsız ama duygu olarak bütünleşik hikâyelerinden oluşan bir kitap… Mübadele acısının henüz İstanbul’un üzerine sinmediği, bu topraklara ait her din ve dilin birlikte yaşadığı günlere rakı, kan, aşk ve melankoli kokulu göndermelerle dolu bu öyküleri okurken kendinizi, son 20 yıldır televizyon dizileriyle yaratılan yapay Boğaz köyü romantizminden uzak, sahici ve silkeleyici bir dünyanın içinde bulacaksınız.

İşin en güzel yanı ise, hikâyelere vakıf olabilmek için çaba harcamanızın gerekmesi. Yağmur Kesiği, kitapta anlatılmak istenen her şeyin açık açık eline tutuşturulmasını bekleyen tembel okura göre bir metin değil. Metindeki göndermeleri, yazarın mahrem hayal dünyasını, özenle seçerek kullandığı kelimeleri, artık bu şehirde olmayan bir topluluğa ve neredeyse tamamen geçmişe gömülen bir kültüre dair meseleleri anlayabilmek için uğraşmak, düşünmek, bir kere okunan cümleyi dönüp yeniden okumak gerek. Ama bu söylediğimden metnin dil bakımından zor olduğu anlamını çıkarmayın – aksine yazarın cümleleri her okunuşta başka anlamlar çıkartmayı bilenler için keyifli bir uğraş niteliğinde.

Uğur Yücel’in sesinden boğazlı, denizli, balıklı, kedili, rakılı, mezeli, tavernalı, limanlı, aşklı, mezarlı hikayeler okumak istiyorsanız, siz de Yağmur Kesiği’ni bir an önce edinin. Okurken de yanında ister İncesaz’dan, ister Stelios Kazandzikis’ten Boğaz ve İstanbul şarkıları dinleyin ki, okuduklarınızın etkisi katlanarak artsın, keyfinize diyecek olmasın.

Keyifli okumalar!

Kitaptan (- Ergenlik Taksimi!)

İcadiye Caddesi’ne girerken külhanların ellerini öptü, Avram’dan makas aldı. Veletler önünü kesip paçasını tuttular. Atkestanesi ağaçları salkım saçak hoş geldin çekti. Çocuk masalları ürktü gelişinden külhanın. Çan kuleleri sallandı. Minareler aleykümesselam. Aterina balıkları çiftetelli turkiko oynamaya başladı. Balıkçıların dörtlü iğneleri boş çıktı. Koço Meyhanesi’nde kalamata zeytinleri sıçradı. Rakılar gerdan kırdı. Rum delikanlılar bıyık büktü. Ermeni ustalar “Ahbarig, hoş geldin,” buyurdu.

Amigo şarap uzattı şişeden. Vurdular mala afyonla karışık…