Ucuz ölümler ülkesi

Bu sabah da bir çok sabah olduğu gibi acı haberle uyandık. Sahi biz en son ne zaman güzel bir habere uyandık? O kadar alışmışız ki artık beynimiz uyuştu, duygularımız köreldi, acı bile bizi acıtmıyor neredeyse artık. Bu ülkede ölüm o kadar hayatımıza işlemiş ki şaşırma yeteneğimizi bile kaybetmişiz. Her ölümden sonra “büyüklerimiz” tarafından yapılan klasik açıklamalar, kimsenin suçu üstüne almaması zaten bildiğimiz şeylerdi, son zamanlarda bir de buna aşağılık yorumlar, iğrenç yaklaşımlar, ölenler üzerinden prim yapmaya gidecek kadar rezil duruşlar eklendi.

Hangi birini yazayım ki? Güzel ölüm kavramını ortaya atanları mı? Aşağıda kaç işçi çalıştırdığını bilmeyen firma sorumlularını mı? Olaydan bihaber hiçbir bilgi sahibi olmadan sadece açıklama yapmış olmak için çıkıp konuşanları mı? Üzerlerindeki yükü hafifletebilmek adına ölü sayısını az göstermeye çalışıp rezi olanları mı? Sorumlu oldukları konularda hiçbir sorumluluk almayan sözde yetkili kişileri mi? Gerekli önlemler alınmadan onları alınmış gibi gösterip böbürlenenleri mi? Daha uzar da gider bu liste. Çok bilinmeyenli denklem ne yazık ki. Sürekli parlak ambalaj kağıdıyla sunulan içi boş vaadlerin, sonu gelmeyen 3 kuruşluk insan hayatıyla ucuz ölümlerin ülkesidir burası. En kötüsü de bunun hiçbir zaman değişmeyecek olmasını bilmektir.

Ve yine sizin bütün sorumsuzluğunuza, aymazlığınıza, utanmazlığınıza, vurdumduymazlığınıza, rezilliğinize karşı Soma’daki maden faciasından sağ çıkan bir işçi tokat gibi patlatıyor insanlığı yüzünüze : “Çizmelerimi çıkartayım mı? sedye kirlenmesin…” Ama nerde sizde bunu anlayacak insanlık.