Türk’ün eşyalarla imtihanı!

Millet olarak çok acaip bir millet olduğumuz kesin! Ezelden beridir gerek gücümüz gerek ülke birliğimiz gerekse birçok konuda diğer milletlerden ayrılmışız. Başka hiçbir ülke hiçbir millet yok ki koskoca dünyada ismi söylendi mi bilinsin, Türk’ün gücü diye bir gerçeğimiz var! Aksini söyleyen yalan söyler hatta bununla kalmaz taş olur! Dedim ya biz acaip bir milletiz diye! Bizim insanımızın öyle bir yanı var ki evlere şenlik :)

Biz Türkler nedense taa geçmişten bu yana bazı objelere var olan işlevi dışında bazı sorumluluklar misyonlar yüklemişiz. Yani bir eşyadan, nesneden alabileceğimiz maksimum faydayı almayı çok seviyoruz. Bunu sivri akıllı olduğumuzdan mı yapmışız yoksa Türk çalışkandır elinden her iş gelir mottosuyla yola çıkıp evimize giren her eşyaya da aynı muameleyi mi yapmışız bilemiyorum.

Bakın geçmişten günümüze madem Türk’sün göster ürksün dedirtecek olaylar dan birkaç kesit görelim.

Kalem
Maalesef ki artık “kaset” denen olgu hayatımızda yok, bir jenerasyon ne olduğunu bilmedi bile ancak basılı ya da görsel mecralarda karşılaşmış olabilir kendisiyle. Hatırlarsınız o dönem kasetlerin içindeki bant film bazen kasetçaların sapıtması nedeniyle olduğu gibi kasetin dışına çıkardı. O zaman ne olurdu? Tabii ki “kalem” imdadımıza yetişirdi. Biz Türkler bir eşyadan, nesneden alabileceğimiz maksimum faydayı almayı çok seviyoruz. Yazmak, çizmek bir meram anlatmak için kullandığımız kalem bir de içinden bantları fırlamış kasetleri sarmak için kullanılırdı.

Çatal
Çatal nedir? Çatal katı gıdaları yememize yarayan bir objedir. Peki biz Türkler sen çatalsın sadece otur yemek yememize yardım et der miyiz? Hayır demeyiz, demedik de! Eskiden evlerde 876456465 tane kanalın çekmediği çoklu yayınlara-çoklu dediğime bakmayın 1-2 kanal işte-yeni geçildiği dönemlerde anten denen bir alet girdi hayatlarımıza. Şimdi balkonlarda bina tepelerinde duran o devasa uydu alıcılardan bahsetmiyorum. Neyse efendim o dönemlerde anten alacak gücü olmayan Türk, yine yaratıcılığını kullanır ve çatalın iletken yapısından faydalanarak kendin pişir kendin ye sistemiyle kendi antenini evinde kendi yapardı.

Koşu bandı
Hepimizin evlerinde bir dönem şu diyalog geçmiştir eminim;

-Bey, filancanın kocası eve koşubandı almış, vallahi pek güzel birşey çağın mucizesi
-Koşubandı ne olaki hanım?
-Kocacığım, böyle üzerine çıkıyorsun kilometrelerce yürüyorsun ama 1 milim öteye gitmiyorsun ama bir yandan da kilo veriyorsun pek ilginç bir alet, biz de alalım!

Evin kadını allem eder kallem eder sonunda koşu bandını eve aldırır. Alındığı ilk zamanlar bir hevesle evin tüm bireyleri birer ikişer dener. Koşubandına yavaş yavaş ilgi azalır, tam hazin son denecekken kıvrak zekasıyla Türk kadını koşubandına yeni bir misyon yükler. Gittiği altın günlerinde homini homini önüne ne konursa yiyen, kocasına spor yapıcam diye bir ton dil döken kadın, sporu zaten geçtik kocasının korkusuna koşu bandını atamayan kadın yıkadığı çamaşırları kurutmak için kullanır bizim zavallı koşubandını!

Beyzbol sopası
Ülkemizde spor dendi mi akla ilk gelen dal tabiki futbol. Elbette futbol olsun, basketbol olsun efendime söyleyeyim başka spor alanları olsun iyi kötü hepsinden haberdarız hatta bunun yanı sıra iddialıyız da! Ama bir beyzbol sevdamız yok bildiğim kadarıyla varsa da bir zahmet beni de uyarın da fransız kalmayalım mevzuya. Neyse efendim ne diyorduk beyzbol bizim ata sporumuz falan değil! dediğim gibi bizim ülkemizde haydi gençler bu hafta sonu bir beyzbol maçı yapalım gibi diyaloglar da dönmüyor. Peki evlerimizdeki o beyzbol sopaları ne için? Sivri akıllı insanımız beyzbol oynamayız ama o sopayla bir beyzbolcu kıvraklığı ve estetikliğiyle çok güzel kafa patlatırız dercesine evlerinden hiç eksik etmiyor elin beyzbol sopasını!

Kitap
Millet olarak okur-yazar bir ülke olduğumuzu söylemeyi çok isterdim ama istatistikler malum. Ülke olarak okumak yerine TV karşısında zaman geçirmeyi daha çok seviyoruz. Ha kitap alınmıyor mu ya da alınmıyor muydu? Tabii ki alınıyordu bir dönem gazetelerin verdiği ansiklopediler için kan ter içinde kupon kesmedi mi annelerimiz ya da ayşegül serileri ya da dünya klasikleri için? Evet evet bir kısmı okundu bir kısmı raflarda eskidi çürümeye yüz tuttu daha kapağı bile açılmadan.. Ama o bizi rahatsız etti neden? Çünkü orada öylece durmak yerine bir işe yaraması gerekiyordu kitapların! Tabi ki alıp açıp okumak hiç aklımıza gelmedi (ya da işimize gelmedi) peki biz ne yaptık? Bir gün baktık ki masanın tek bacağı oynayıp duruyor sabitlemek lazım! Ne koyalım ne koyalım derken işte öylece duran o kitaplar koştu imdadımıza!

Aslında örnekleri çoğaltmak çok mümkün belki devam niteliğinde bir yazı daha yazarım bununla ilgili ama şimdilik bu kadarı bana yetti de arttı, kolay gele..

Comments
  1. Mustafa Hazırcı

    Evde spor yapmak istiyorum bu yüzden illa ki koşu bandı mı almam gerekiyor? Başka bir seçenek yok mu? Koşu bandı kilo vermede çok yararlı oluyor mu acaba?