Tüketen bekleyişler

Sitting on a sea rock

İnanmak mı daha zor olandı, yoksa inandığını beklemek mi? Beklemek çok sıkıcıydı. İşte deniz önünde bir sonsuzluk misali seriliydi ve bütün çukurlarını kapatmıştı karanın. İçindeki boşluklara nafile olsa da uzaklara dalıp gitmek için dümdüzdü. Koca deniz bile bekleyemiyordu yerinde, dalga dalga ufak hareketlerle kendini tazelemekteydi.

İnanmak zor gelmiyordu belki, insan bişeylere inanmadan nasıl yaşayabilirdi ki? Eninde sonunda mecburdu, bir içgüdüydü. Ancak inançlar, dalgaların vurduğu kıyılar gibi sürekli şekilleniyordu. Beklemek git gide aldatıyordu. İnandıklarının vazgeçer gibi yavaş yavaş eridiğini gördü. Kum olup suya karışan kayalar gibi. Gözle görülmüyordu ama denizin dibindeki kumlara bakılırsa, dalgalar hiç vazgeçmiyordu. Ürktü. İçinde yeşeren umutsuzluğu gördükçe, kumlar gibi dağıldığını hissediyordu sabrın. Gücünden düşmüşcesine, sigarasından derin bir nefes çekti. Üflediği duman gibi zihni dağılsın istedi.

monika_es-d2rnyyu

Denizin enginliği, düzlüğü, bekleyenler için çok zor diye düşündü. Aklını dağıtacak birşeyler olmazsa, boğulup gidecekti sanki. Arkasını döndü. Koca bir şehir sanki ona bakıyordu. Davetkar değildi. Sanki tüm koltukları dolu bir sinema salonu gibi, yer göstermiyordu. Denize de baksa, şehre de baksa, fayda etmeyecekti belli. Umutsuzluk baktığı yerde değil, içindeydi.

İnandığı şeyi beklemek, çok zordu. Ne kadar istiyorsa hatta, o kadar da zordu, normaldi. Garip gelen bekledikçe ufak vazgeçişlerini farketmesiyle, hissettikleri oldu. Oysa ne kadar kararlı biri olduğunu düşündü. Zaman dalgalar gibi vurup vurup kaçıyordu. Aklına geldikçe çarpan, geri çekildikçe rahatlatan, ama bıkmayan usanmayan ve bir türlü sonlanmayan bir bekleyişti onunkisi. Şimdi ise git gide dağılmak istiyordu duman gibi. Vazgeçemiyordu sadece. Vazgeçeceği belki kendisiydi, emin olamıyordu.

falling-apart

İnandığı şeylerden taviz vermek mi demekti bu. Öyleyse kötü birşeydi. Ya da mutluluk adına, inandıklarını biraz törpülemek mi? Tepeleri yuvarlatmak mı gerekir? Tehlikeli olabilir, şeklini yitirebilir. Neticede ne kadar törpüleyeceğine nasıl karar verecekti. Nerede duracağını nasıl bilecek, kolaya kaçtığı sınırı nasıl farkedecek? Şeklini bozmadan her yerinden biraz eksiltmek mi gerekirdi? Yoksa sadece inanmak ve beklemek, onca dalıp gitmelere değecek mi? Aslında işin güçlüğü, işte buna karar vermekti. Beklemek durağan ise ağır, hareketli ise daha dayanılırdı. O da öyle karar verdi.

Buhran günlerinde yeni bir deneme yapmak üzerine eline aldığı törpüyü kendine kullandı. Kan revan içinde hayalleri kuru yapraklar gibi dökülürken yere, inişini seyretti. Değersiz ve çürümeye mahkum gibilerdi. Oysa ağacınkisi kendini tazelemek içindi. Dökülen hayallerin yerine tomurcuklar açacağını düşündü. Gene de yarasını hep taşıyacaktı ama bu belki herkes için bu daha kolay olacaktı.