Tedavi Edilemeyen Hastalık-CM

Yaşım 14’tü bu hastalığa yakalandığımda. Her şeyin ilkini aklımıza kazıdığımız şu hayatta böylesine büyük bir hastalığa yakalandığım günü hatırlamıyorum. Nereden, kimden ve nasıl kaptığıma dair en ufak bir fikrim yok.

 

O yıllarda Macintosh alan zenginler haricinde geri kalan herkes ‘Toplama’ diye tabir edilen bilgisayarlar kullanıyordu. Internet Cafe’ye gidersin, çıkma parça sorarsın. Kendi sistemini, kendi cüzdanına göre dizayn eder, kasayı toplar kapatır çıkarsın mekandan.

Anneni kandırmışsındır: “Ders çalışacağım ben bunda.”

Annen de babanı kandırmıştır: “Ders çalışacakmış bizim oğlan bunda.”

Bir süre sen de kendini kandırırsın: “Ders çalışacağım ben bunda.”

Yalan yok. Bugün bilumum şirketlere verdiğim CV’lerde İngilizce düzeyime ‘Çok İyi’ yazıyorsam bu alet sayesinde. Aslında alet hiç boşuna pay çıkarmasın kendine. Tüm pay CM 01/02’nin. Uzun adıyla “Championship Manager 2001/2002”

rsz_1148824258-00

Hani şu Vincenzo Montella, Gabriel Batistuta, Marco Delvecchio, Francesco Totti’li ölümcül hücum hattına sahip Roma’nın geleni geçeni üzdüğü CM versiyonu. Hastalığım işte bu versiyonla başladı, onu biliyorum. O zamanlar henüz fantezilerimiz de yaşımız gibi küçük. Şimdiki gibi dördüncü ligden sırf formasını veya forma reklamını veya da siyasi görüşünü sevdiğin bir takımı alıp uzun vadede efsane olmaya çalışmak aklımın ucundan geçmiyordu. Oyunu açar açmaz elim Beşiktaş’a gitmişti. Şimdi o ilk elime geçen kadroyu da sayarım istesem, ama mideme kramplar giriyor isimleri hatırladıkça. Bunu yapmak istemiyorum.

Seri, firma içinde çıkan anlaşmazlıklardan ötürü 2005 yılında iki kola ayrıldı: CM ve FM. Tabi kullanıcılar da: CM’ci ve FM’ci.

Ayakta daha sağlam duran, daha güzel oyunlar çıkaran taraf çoğunlukla FM oldu. Ama oyun ne kadar geliştirilirse geliştirilsin, hiçbir zaman CM 01/02’nin tadını veremedi. Benimle aynı hastalıktan muzdarip kimseler ve ben, her üç ayda bir kadroları uygun patch’ler bulup güncelleyerek CM 01/02 sürümünü oynamaya devam ediyoruz. Çünkü oyunun bilhassa bu versiyonu, görsellikten ziyade scouting ve taktiksel bilgi-birikime ekstra önem vererek tasarlanmış.

Bu oyunu oynayan herkes, içinde olduğu durumu bir hastalık olarak görüyor, tanımlıyor. Peki neden bu böyle? Kısaca birkaç örnekle açıklayayım:

-> Kolay kolay gözünden yaş dökmeyen ben, Beşiktaş’a ilk Şampiyonlar Ligi kupasını kazandırdığımda odamda dizlerim üzerine çökmüş hüngür hüngür ağlıyordum (Sene 2002).

-> Tuncay Şanlı Fenerbahçe’ye geldiğinde, Isaac Okoronkwo Galatasaray tarafından denemeye alındığında, Alessio Cerci Roma’da A takıma yükseldiğinde, Robinho büyük takımları peşinden koşturduğunda hep aynı cümle dökülüyordu dudaklarımdan: “Ben geçen seneden beri biliyordum bu adamı.” (Tsigalko ve Kutuzov için de aynı şeyleri söyleyebilmek çok bekledim, fakat olmadı.)

-> “As I said you before: Do not under-estimate the heart of a champion…” vs şeklinde yabancı dilde maç sonu röpörtajlar verdiğim sırada kız arkadaşıma yakalanmış, delilikle suçlanmıştım. Boşluğa bakarak, mimikleriyle jestleriyle garip ifadeler takınarak, kendi kendine mırıl mırıl konuşan adama başka ne desin kızcağız. Haklıydı. Ben de Kurt Cobain gibi ‘You Know You’re Right.’ dedim. Çok geçmeden de ayrıldı benden (Sene 2009).

-> İş yerinde sabah mesainiz sırasında, öğle yemeğinde, akşam eve dönüş yolunda aklınız hep evdeki bilgisayarda, oyuna başlar başlamaz çıkacağınız önemli lig maçı/kupa finali vs’dedir. Yine röpörtajlar verirsiniz. Çevreniz uygunsa sesli bir şekilde, yok değilse içinizden.

Öyle bir illet ki sizi alıp kendine hapsediyor. Ve üretici firma da bunun farkında olacak ki her kaydettiğiniz oyunun detay bilgisinde ekran başında geçirdiğiniz süreyi ay-hafta-gün-saat-dakika-saniye olarak sizin gözünüze sokuyor. Ve hemen yan tarafında da size dışarı çıkıp sosyalleşmenizi, iç çamaşırınızı değiştirmenizi, yemek yemeyi unutmamanızı salık veriyor.

gameaddict

İşin güzel yanı, ben dahil her bağımlı şunu diyebilir: Bugüne dek hiç oynamamışsanız hemen şimdi bulun buluşturun oynamaya başlayın. Yok yıllardan beri zaten oynuyorsanız hemen şimdi kaldığınız yerden oynamaya başlayın. En kötü hastalığımız böyle olsun.