Yaratıcılık birden fazla bileşenin ortaya çıkardığı bir güçtür. Çoğunlukla bilinçsizce, mevcut kavramlara, hatıralara, bilgiye, birikime ve türlü etkileşimlere nüfuz etme kapasitesi olarak tanımlanabilir.  Matematiksel bir formül arıyorsanız şayet sonsuz miktarda olasığın sonsuz kez çarpımına eşit denilebilir. İşte bu yüzdendir ki yeryüzündeki yaratıcı insanlar zeki, meraklı ve çok yönlü olur....
Fosforlu ışıkların dans ettiği bir karanlıkta, denizin 20 bin fersah altında bir sessizlikte, hiç kıpırdamadan durduğunuzu ve yüzünüze serin bir rüzgarın vurduğunu hayal edin. İşte bu Kuzey havasıdır! Cazı hep sevdim. Son yıllarda daha çok dinliyorum. Kuzey Avrupa cazıysa çok değil bundan birkaç yıl önce keşfettiğimden bu yana, vazgeçilmezlerim...
Londra’nın dünyaca ünlü modern sanat müzesi Tate Modern’de şu sıralar Paul Klee var. Sergi 16 Ekim’de başladı. 9 Mart’a kadar devam edecek. Modern zamanların en yaratıcı, en büyük ressamlarından Klee, Bauhaus ekolünün en iyi öğretmenlerinden biri, bir başka deyişle Bauhaus’un Buda’sı. Müziğin ritm, çokseslilik gibi özelliklerinin yansımaları resimlerinde büyük yer...
Soyut sanatı anlamak güç. Anlatmak daha güç. Bazen duvarda asılı duran bir çekiçte bazen ikiye bölünmüş bir hayvan bedeninde bazen şehrin orta yerindeki içbüküy bir aynada vuku bulan sanatta ne bulduğunuzu nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar ben mesela hep uzun uzun cümleler kurardım anlatmak için, ve hiç yetmezdi kelimelerim aslında...
Sosyal demokrat bir ailenin çocuğuyum. Kardeşimle ben, babamdan çok nutuk dinledik hayata dair, hala da dinliyoruz. Ama bunların hiçbiri ne dindar ne politik olmamızı tembihlemedi. Bayramlarda el öpmeye büyüklerimizi sevdiğimiz için gittik. 19 Mayıs’ta, 23 Nisan’da, 30 Ağustos’ta penceremize bayrak asarken yine kutladığımız bayramdı. Bilgiye emeğe saygıyı, elimizdekiyle yetinmeyi,...
Simge metropollerin, büyük şehirlerin ve başkentlerin de nefes almaya ihtiyacı vardır. Bakınız New York – Central Park, bakınız Londra – Hyde Park… Zaten bunların yanında cüce gibi kalan, yazın güneşten cayır cayır yanan Taksim’de bir Gezi Park’ı var giderek kelleşen İstanbul şehrinde… Sabahtan beri, aslında bir kaç gündür olan...
Dijital fotoğraf makinelerimiz, akıllı cep telefonlarımızla hepimiz fotoğrafçı olduk. Fotoğrafı ve fotoğraf çekmeyi çok seviyoruz. İste bu merak, bilinçli veya bilinçsiz, dünyanın kaydına katkı yapmamızı sağlıyor. Geçtiğimiz ay Londra’da Somerset House’da harika bir sergi vardı. Dünyanın önde gelen fotoğraf örgütlerinden The World Photography Organisation’ın (WPO) yıllık fotoğraf sergisi… WPO...
Geçen akşam Londra’da iki Türk arkadaşımla sohbet ediyoruz. Biri bankacı diğeri akademisyen. İkisi de Türkiye’ye dönme planları yapıyor. Biri duygusal diğeri politik nedenlerden…Ama ikisi de korkuyor. Korkulardan bahsederken sohbetin merkezine absürd bir şekilde diziler oturuyor. Akademisyen olan arkadaşım siyaset bilimci. Ankara’da kendi gibi siyaset bilmci bir grup arkadaşını ziyarete...
Geçtiğimiz mart ayı, İngiltere’de son 10 yılın en soğuk mart ayıydı. Ortalama hava sıcaklığı 2 derece olarak kayıtlara geçerken geleneksel mangal sezonunun açılışı ertelendi. Ama İngiliz milleti, havadan çok çektiği için soğukla mücadelenin türlü yollarını biliyor. Bunların başında müzik geliyor. İkinci sırada alkol var. Bir de mesela festivaller… Yağmurlu...
İngiliz aktör Russell Brand, Margaret Thatcher’ın ölümünün ardından Guardian gazetesi için kaleme aldığı yazıda, “Thatcher’ın fikirlerine karşıydıysanız eğer, bu muhtemelen şevkat ve merhametten yoksun olup sevgiye dair hiçbir söz barındırmamalarından kaynaklanıyordu. Şimdi eğer sevgi önemliyse, düşmanınız bile olsa, birinin ölümünden memnun olmak zor” diyordu. Ama Thatcher, nam-ı diğer Demir...
Birincibloğun çok sevdiğim yazarı, arkadaşım Mustafa Gündoğdu bundan bir süre önce modern cazın efsanelerinden e.s.t’yi kaleme almıştı… Benim kendileriyle mazim çok eski değil, haklarında pek ahkam kesmeyeceğim ama nadiren önyargısız, bir seferde sevdiğim bir trio olduklarından, yeri gelmişken önce ne kadar farklı ne kadar şahane olduklarını söylememe müsade edin…...
Parkların, ağaçların, kuşların, sokaktaki insanların, tiyatro salonlarının, vitrinlerin, pazar tezgahlarının, evlerin, arabaların yanıp sönen renkli ışıklar olduğunu düşünün. Griye boyanmış bir tuval hayal edin. Sonra alın o ışıkların hepsini o tuvalin üzerine yerleştirin. İşte şimdi Londra’dasınız, dünyanın en renkli, en ışıklı şehrine hoşgeldiniz… Londra’da şu sıralar bu tanıma çok...
Dünyada bu haftanın en çok konuşulan olaylarından biri New York’un ünlü çağdaş sanat müzesi MoMA’da, İskoç asıllı Oscarlı aktris Tilda Swinton’un enstelasyonu “The Maybe”ydi. Geçtiğimiz cumartesi MoMA’nın ziyaretçileri büyük bir sürprizle karşılaştı. Müzede sergilenen eserlerden biri uyuyan bir aktristi. Enstelasyonun açıklamasında “The Maybe 1995/2013. Canlı sanatçı, cam, çelik, yatak, yastık,...
23 Mart 2013 cumartesi akşamı, South Kensington civarlarındaki Royal Albert Hall adlı muazzam yapının, en az kendisi kadar muazzam dev sahnesinde Britpop’un efsane husumeti resmi olarak sona erdi. Oasis’in Noel Gallagher’ı ile Blur’ün Damon Albarn’ı birlikte şarkı söyledi. Üstüne üstlük onlara davulda Paul Weller eşlik etti. Biz o sırada...
Bugün dünya mutluluk günü! Bu mutlu gün için size mutlu bir hikayem var. Londra’nın benim için big ben, kırmızı telefon kulübeleri, siyah taksiler hatta çok sevdiğim London Eye (dev dönmedolap) kadar alemeti faikası olan birinden bahsedeceğim… Çöpadamı tanırsınız. Hani şu yuvarlak kafası dışında herşeyi çizgi olan adam. Hani çocukken...