Sinemanın en gerçek masalı

Tim Burton’a karşı fikirlerim her zaman için negatifleri barındırmıştır. Çünkü Bay Burton’ın genç kızlara tutunacakları film, animasyon karakterleri yaratıp çantasını, cüzdanını, kolyesini, küpesini sattırdığını, hemen her filmde Johnny Depp’in sırtına binip ‘Deh benim yakışıklıma!’ nidasıyla ortalama filmlerini yürüttüğünü ve Batman gibi harikuleyt bir süper kahramana -birinde yönetmen (1989), diğerinde yapımcı (1992) olarak- iki adet berbat film çektiğini düşünürüm. Hadi ilk iki madde affedilebilir şeyler diyelim, ama sen bana ‘O iki filmi Sinan Çetin yazıp yönetseydi bile daha iyi Batman filmi olurdu.’ dedirtmiş adamsın Tim Burton. Yine de durmuş saatin bile günde en az iki defa doğruyu göstermesi misali Tim Burton’ın portfolyosunda da Big Fish’i var.

Mutsuz sonla biten masalları çok severim, hatta favori masalım Kibritçi Kız’dır. Ama Big Fish mutlu sonuna rağmen tüm masallar içinde en güzeli, en büyüleyicisi. Uzaktan uzağa görüp işte bu dediğiniz kadını, o gördüğünüz ilk anda kaybetseniz ne yapardınız? Elinizde adı yok, sanı yok. O andan sonra kendisine ulaşabileceğiniz herhangi bir bilgi cümlesine ait tek bir harf bile yok. Omuzlarınızı silkip ‘Negzel kızdı be!’ diye iç mi çekerdiniz? Belki de bir çoğunuz toplu taşıma araçlarında yaşıyorsunuz o anı. O koskoca otobüste eşinizi görüyorsunuz. Eşinizi gördüğünüzü anlıyorsunuz, zira bir şeyler ısınıyor göğüs kafesinizde, iman tahtanızın size göre biraz solunda. Bu içinizdeki değişikliği kontrol etme maksatlı yanınızda duran abiye, ‘Klimayı kapat!’ diye bağıran teyzeye, yüksek sesle konuşan liseliye bakıyorsunuz sırayla. İçinizde bir sıcaklık hissetmiyorsunuz. Ama ne zaman ki O, gözünüzün kadrajına giriyor, isteseniz de soğutamıyorsunuz o kalbinizi. Haklıymışsınız, eşiniz O. Teyzeye inat ‘Klimayı aç!’ diye bağırsanız da nafile. Otobüsün kalabalığı içinde habire ona bakmaya çalışıyorsunuz. Hayaller kuruyorsunuz O’nun da dahil olduğu bir gelecekle ilgili. Ve sonra? Puff. Ya o, ya da siz otobüsten iniyorsunuz. Böyle mi olacaktı o sıcaklığı yaratan hanımla/beyle sonunuz? Gerçekten yazık. Peki, adını sanını bilmediğiniz bu hanımla/beyle ilgili ufak, hatta çok çok önemsiz bir bilgi alabilmek adına o otobüste muavinlik yapar mıydınız? İşte Big Fish de böyle başlıyor. Fragmanda da göreceğiniz gibi ‘Hayatınızın aşkını bulduğunuz anda zaman durur.’. Ya sonra?

YouTube Preview Image

Filmle ilgili iç ısıtıcı, fakat çevre ve toplum şartlarımızda imkansıza yakın duran bir diğer güzellik ise aşağıda fotoğraflanmış olan dialog.

bigfish_largeKarşınızdaki insanın sizi ilk gördüğü anda, ona olan aşkınızı dile getirip, üstüne bir de evlilik teklif ettiğiniz zaman pek hoş ya da sakin karşılanacağınızı zannetmiyorum. Ama en azından ‘Ben seni arkadaş olarak görüyorum.’ klişesine asla tutulmayacağınızın garantisi var. ‘Anca filmlerde olur.’ diyip geçmemek de lazım. Karşı tarafa olan ilginin ‘favlama’ üzerinden açığa vurulduğu bu çirkin dönemde, duygulara gem vurmadan açık açık içinden geleni söylemek, hissiyatı saklamaktan çok daha iyi hissettirecektir. Tabi diğer taraftan Edward Bloom gibi, O’nu aklınızdan bir an olsun çıkarmadan, her şeyi göze alıp, emek emek uğraşıp didinerek en sonunda kapısına kadar ulaşabilirseniz masalınıza bir de önsöz yazmış olursunuz.

Film yeni bir film değil, ama Hollywood’un senaryo üretememekten ötürü sırtını DC Comics’e ve Marvel’e dayadığı şu son zamanlarda daha önce izlemiş olsanız dahi tekrar izlenmeyi hak eden bir film. Sırf Obi Wan Kenobi’yi canlandırdığı için böbreğimi istese ikiletmeden vereceğim Ewan McGregor ve ‘Man of the Hour’ adında şapşahane bir soundtrack hazırlamış olan Pearl Jam hatrına defalarca izlenebilecek, ilham verici bir masal. Hem belki Christmas dönemi Amerika dolaylarına gidecek olanlarınız vardır. Onlar için de güzel bir haber var: Şu sıralar Big Fish, bir müzikal halinde New York’ta, Broadway’de sergilenmekte.

http://www.bigfishthemusical.com/tickets.php