Sinemada adab-ı muaşeret !!!

Sizi bilmem ama ben beğendiğim bir filmi defalarca izlemeyi sevenlerdenim. Star Wars’u bu kategoriye koyamam çünkü defalarca kavramı benim bu seriyi izleme oranıma göre çok düşük bir ölçü birimi kalır. Ama gösterime giren tüm yeni filmleri her zaman ilk önce sinemada izlemeyi tercih ederim. Zaten son dönem çekilen filmlerin çoğunun 3D olarak gelmesi de sinemada izlenmesi için ayrı bir bahane oluyor. Sinema keyfi olarak adlandırılan sosyal hayat planımın son zamanlarda çileye dönüşmesi ise madalyonun öteki yüzü.

Bundan 15 sene öncesine kıyasla sinema teknolojisi ve izleyici profili tamamen ters orantılı bir grafik izliyor sanki. Biri yükselirken diğeri pike yapmış durumda. Yeni ve geniş salonlar, en yeni teknolojiyle çekilen  filmler, muhteşem ses sistemleri ve alışveriş merkezi sinema komplekslerinde beraber film izlemeye mecbur kaldığımız terbiyesiz ergenler ve sonradan görmelerden oluşan berbat bir kitle.

Reklam çilesi ile başlıyor sinema keyfi. Gelecek filmlerin fragmanlarını izlemek de sinemanın en büyük artılarından biridir ama her filmden ve fragmandan önce nerdeyse yarım saat reklam izlemek zorunda olmamız başlı başına bir dert. Tamam devir reklam devri ve de kitlelere ulaşmanın en kolay yollarından birisi sinema ekranı çünkü kurbanlık koyun gibi doluştuğumuz salonda eğlenceli kısma geçebilmemiz için, bize pompalamaya çalıştıkları markaları görmemiz hatta ezberlememiz gerekiyor.

sinemada

Oflamalar poflamalar ve konuşmalar eşliğinde geçen yarım saatten sonra iyice gerilen bünyeler filmin yapımcı şirketinin logolarını görünce rahatlıyor. Tam da filmin keyfine varacağım derken artık alaska frigo kadar sinema klasiği olmuş tiplemeler senasın içine etmek üzere göreve başlıyorlar.

Açıklayıcılar : Bu tipler filmin her karesini derinlemesine anlayıp özümseyip, beraberinde gelenlerin de filmden maksimum keyfi almaları için çabalayan hümanist arkadaşlardır. Açıklama gerektirmeyen bir sahnede bile civarı bilgilendirmekten geri kalmayan bu arkadaşlar çoğu zaman demeçlerinde sessiz sahnelere denk geldiği için daha da sinir bozucu olurlar. Ebleh kız arkadaşına filmin tüm detaylarını anlatmayı kendine görev edinmiş sevgili ise bu fedakarlığı ve cefakarlığıyla Nobel’e adaydır.

Çevrimdışı olamayanlar : Sinema salonunun karanlığında tam da filmin en can alıcı sahnelerinden birinde konsantrasyonunuzu bir telefon ışığıyla bozan bu arkadaşlar aslında çok önemli kişiler. Bir nevi VIP. Kendileri sinemadayken bile twitterdan, facebooktan kopmayıp takipçilerini hayal kırıklığına uğratmayan elit kişiliklerdir. Bunların bir üst versiyonu, işi film esnasında sessize bile alınmamış çalan telefonuna büyük bir rahatlıkla cevap verip gayet normal bir ses tonuyla “sinemadayım çıkınca arıycam” cümlesini kuracak kadar da rahattırlar.

Grup denyolar : 3-5 erkek ya da kızdan oluşan ve daha reklamlar aşamasındayken sürekli bağıra çağıra konuşup sanki evlerindeymişçesine rahat davranan bir grupla aynı salondaysanız o filmin DVD’sinin çıkmasını beklemeniz çok daha akıllıca olacaktır. Çünkü kapatma düğmesi olmayan ve çoğunlukla ergenlerden oluşan bu gruplar o filmi size zehir etmenin yolunu mutlaka bulacaklardır. Önlerinde oturuyorsanız sürekli sizin koltuğunuzun sırtlığını itecekler, film esnasında yüksek sesle şakalaşmaya ve gereksiz sözcük sarfiyatı yapmaya devam edecekler. Şansınız varsa arada alınmış ultra mega dana boy patlamış mısırdan birazı da size arkadan yollanacak ve “biraz sessiz olur musunuz” uyarınıza kısık sesle gülünerek hiçbir şekilde dikkate alınmayacak.

Elbette ki tipleri çoğaltmak mümkün ve eminim ki bu yazıyı okuyan sizlerin de sinemada bu tiplerden bir ya da birkaçıyla karşılaşmış olma ihtimaliniz çok yüksek. Bendeniz bu soruna çözüm olarak az popüler alışveriş merkezi sinemalarında filmlerin birinci hatta ikinci haftasında izlemeyi tercih ediyorum. Şimdilik idare ediyorum tavsiye ederim. Herkese keyifli seyirler dilerim.