Sinemada 48 FPS; Devrim mi? Yoksa katil mi?

Teknolojinin 21. yüzyıla girişimizle birlikte artık gerçekten ışık hızında ve kıyamet senaryolarına yaraşır, korkutucu bir şekilde geliştiğini hepimiz nazırız. Artık 110 yaşını doldurmuş olsa bile diğer sanat türlerine göre hala çok genç olan ‘sinema’ da tarih boyunca bir şekilde teknolojiye paralel bir şekilde gelişim göstermiştir. Ses ve görüntü teknolojilerinde sürekli, devinim halinde gelişmeler yaşansa da değişmeyen, sabit kalan ve sinemanın temeli olan tek şey; saniyede 24 kare kuralıdır. Yani insan gözü gerçeğe en yakın biçimde algıladığı için, sinema kamerasının saniyede 24 karede çekim yapması… Sinemanın ruhunun temeli olan bu kural da The Hobbit (2012) ile yıkılmak üzere ve hatta yıkıldı…

The Hobbit’i henüz izleyemedim. Bunun nedeni; de filmi 3D IMAX‘te deneyimleyebilmek için İstinye Park AVM’de yaşanan kapalı gişe çılgınlığının sona ermesini beklemem… Evet, Peter Jackson The Hobbit’i yeni geliştirilen ve saniyede 48 FPS (kare saniye) ile çekim yapan bir kamerayla çekmiş olması. Filmin bundan 4-5 ay önce yapılan 10 dakikalık ön-gösterimi sonrasında, izleyenlerin çoğu salondan karışık duygularla çıkmışlardı. Genel kanı ise, sinemanın bir sihir, illüzyon olduğu (ki sinematograf makinesi ilk keşfedildiği zaman, insanlara sirklerde kurulan çadırlarda illüzyon gösterisi formatında sunulmuştur) ve görüntünün gerçeğe bu kadar yakın hale gelmesinin sinemanın genel ruhuna aykırı olduğu şeklinde oldu. Kameranın iddia ettiği yeniliklerden en önemlisi, CGI (Computer Generated Images) ile normal görüntüleri birbirinden ayırt edilemeyecek kadar bütünleştirici hale getirmesi. Yani bu Gollum‘un beyazperdede, Gandalf veya Bilbo gibi tamamen ete kemiğe bürünmüş, gerçek bir karakter olarak görülecek olması anlamına geliyor.

James Cameron‘ın Avatar (2009) ile yarattığı 3D depreminin artçısı olarak yorumlayabileceğimiz bu yeniliğe “hyper cinema” adı veriliyor. Bunu sinemayı hiper deneyimleme şeklinde yorumlayabiliriz. Şu anda sinema çevreleri yaşanan her yenilikte olduğu gibi ikiye ayrılmış durumda… Her teknolojik gelişmeyi bağırlarına basıp kucaklayanlar ve muhafazakar tutumlarıyla yeni oluşumlara direk karşı çıkanlar. Ben genellikle teknolojik gelişmelere açık bir insanımdır ancak Avatar sonrasında yaşanan 3D film çekme çılgınlığının sinema filmlerinin kalitesini ciddi şekilde düşürdüğüne inanıyorum. Bu çılgınlık artık nispeten sakinlemiş durumda ama bir ara gerçekten her film 3D çekilmeye başlanmıştı, neredeyse romantik komediler bile.

Bu süreçte Christopher Nolan‘ın, Warner Bros.’u The Dark Knight Rises‘ı (2012) normal IMAX kamerayla çekmeye ikna edebilmek için dokuz doğurduğunu, ve hatta projeyi bırakma aşamasına geldiğini hepimiz biliyoruz. Ama bu sağlam duruşu sayesinde filmi istediği gibi 2D IMAX kameralarla çekti ve sonuç yine çok başarılı oldu. The Dark Knight Rises eğer 3D bir film olsaydı bence kesinlikle bu kadar etkileyici bir film olamazdı ve yukarıda da belirttiğim gibi filmin kalitesinde ciddi bir düşüş yaşanırdı.

Belki The Hobbit’i IMAX’te deneyimledikten sonra 24FPS ile 48FPS arasındaki fark için sizlere daha net bir yorum sunabilirim ancak gelinen noktada eğer izlediğimiz film bir süper kahraman filmi ya da blockbuster bir yapım değilse 3D çekilmesine kesinlikle karşıyım. Belki korku filmlerini 3D çekmek biraz geçerli bir tercih olabilir. Yazıma, James Cameron’ın 2015’te gösterime girmesi planlanan Avatar 2’yi yeni geliştirilecek 60FPS’lik bir kamerayla çekme kararı aldığını sizlere bildirerek ve Cameron’a “Allah akıl sağlığı versin Jimmy” mesajını yollayarak son veriyorum.

Comments
  1. Hubert

    There is certainly a great deal to learn about this issue.
    I really like all the points you made.