Sinema ve Resim ilişkisi

Resim, insanlık tarihinin başlangıcıyla birlikte var olmuş bir uğraştır. Önceleri yalnız bir imgelem, iletişim kodu olan resim yerleşik düzen ve uygarlaşma ile birlikte bir sanata dönüşmeye başlamıştır. Sinema ise, resme ve diğer sanatlar göre daha genç bir sanat olmasına karşın özellikle resimle derin bir benzeşme göstermektedir. Teknik bir buluş olan sinema, başlangıcından bu yana resim sanatından yararlanagelmiş, ayrıştığı noktalarla ve karşılıklı etkileşimlerle “resim”le çok yakın bir ilişki içinde olmuştur. Resim ve sinema arasındaki temel ayrışım devingenlik ve durağanlıktır. Resim sanatı kompozisyon (çerçeveleme) düzleminde devingenlik içermektedir. Sinema ise pelikül üzerine ardışık olarak kayıt edilmiş sayısız resmin ard ardalığından ve bu görüntü parçalarının kurguyla birleştirilmesinden dolayı devingendir. Sinemanın kurgudan başka sahip olduğu diğer devingen güçler: kamera hareketleri, çekim ölçekleri ve çekim açıları olarak özetlenebilecek “sinemasal anlatımın temel öğeleri”dir (Karakaya, 2005, s 1-11).

Kimilerine göre sinema, sanat tarihine girmezken, film yapımcıları  işlerinin içeriğini biçimlendirmek yada zenginleştirmek için genellikle resim sanatına başvururlar. Yani resimler, sinema için yasak birer arzu nesnesi teşkil etmelerine rağmen, sanat tarihi de  teknoloji yada kitle kültürü yerine yüksek sanat ve yaratıcılık çağrışımı yaparak filme dahil edilir. Sinema ve resim sanatı arasındaki aşk – nefret ilişkisi,  film yapımcısının niyeti ya da metninin sınırlarının ötesinde kalan, sanat tarihinin hatırlanmaya eğilimiyle daha da muğlaklaşmaktadır (Dalle Vache, 1995, s. 3).

Hızla sanayi toplumu olmaya yönelmiş Kıta Avrupa’sında tıpkı bir zincirin halkaları gibi sıraya konulan sanat dalları birbiri ardına keşfedilmiş ve sanat tarihindeki yerlerini almışlardır. Sinema sanatı, diğer bütün alanlardan ayrışarak, bir ortak bileşim zorunluluğu ile neredeyse bütün sanat dallarını kendi sistematiği içerisinde kullanmaktadır. Bu bileşimde sinemaya en çok dahil olan sanat dalları tiyatro ve resimdir (Doğanay, 2007, s. 12).

Pascal Bonitzer, “Kör Alan ve Dekadrajlar” adlı kitabında, sinema ve resim arasındaki ilişki üzerinde şu saptamalarda bulunmuştur: “ Resim, modernliğin onu moleküler öğelere, lekeye, çizgiye, renge, biçime indirgemek yolunda yaptığı bütün girişimlere rağmen, dram sanatı ve sahneye koyma (tiyatro) ile bağlarını hiçbir zaman kopartmamıştır. Bunun yanında sinema; sanayinin onu mahkum etmeye çalıştığı anlatısal dramatik kaderi aşma yönünde resmin en son moleküler bileşenlerine, soyutlamalarına ulaşma yönünde güçlü bir arzu duymuştur.” (Bonitzer, 2006, s. 37).

Walter Benjamin, “resmi dikkatle inceleyen birinin ‘çağrışımlara’ açık olduğunu resim üzerinde düşünme şansına sahip olduğunu, ancak sinema seyircisinin akıp giden görüntüler için anlık değil sonradan değerlendirme ve algılama sürecini yaşayabileceğini” öne sürer. (Benjamin, 1993, s. 66). Bununla birlikte “Resimli dergilerdeki resimlere bakan izleyicinin altyazılar aracılığıyla aldığı direktifler, sinema filmlerinde daha kesin ve buyurgan bir nitelik kazanır; sinema filminde tek tek her resmin anlamının kavranma biçimi, önceki resimlerin oluşturduğu zincir tarafından saptanmış gibidir.” diyen Benjamin, bir filmin herhangi bir karesinde -planında- yer alan öğelerin filmin genelinde yer alan diğer sahnelerle belirli bir bağıntı içinde olması gerektiğini söylemektedir. (Benjamin, 1993, s. 61). Bu bağlamda, filmin kendi içinde tutarlı bir kompozisyon anlayışına sahip olması, bir resmin içerdiği öğelerle belirli bir kompozisyona sahip olması zorunluluğuyla paraleldir.

Sanat tarihi ve resmin bilgisini sinema sanatı ile buluşturabilen, bu alanın uygulayıcıları bir bakıma sinemayı postmodernizmin belirsizliğinden kurtararak, öncesini ve teknolojiyi sorgulayarak, modernizm üzerine yapılanacak kurgusallık ile görüntü, hareket ve renk bütünlüğü içerisinde bir çerçeveye yerleştirmektedirler  (Doğanay, 2007, s. 12). Karakaya’nın deyişiyle “Sinema resim sanatından beslenen ve yaratıcı sinemacıların etkisiyle gelişen kendine özgü bir resimsel estetiğe, bu estetik yapı üzerine kurulu bir “görsel hazza” sahiptir. Sinemanın bu yetisinde, güzel sanatlar eğitiminden gelen yönetmenlerin de kuşkusuz büyük etkisi vardır. Bununla birlikte resim ve sinemanın doğrudan buluştuğu, resim sanatının veya ressamların tematik yapı ve konunun omurgasını oluşturduğu filmlerde bu estetik yapı doruğa çıkmaktadır.” (Karakaya, 2005 s. 13).

________________________________________

 

KAYNAKÇA

 

Benjamin, W. (1993). Pasajlar. (Çev. Ahmet Cemal). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Karakaya, S. (2005). Sinema-Resim İlişkisi ve Sanat Olarak Sinemanın Resimsel Estetiği. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Bahar 2005, s. 134-141.

Doğanay, E. (5 Aralık 2007). Sinema ve Resim. Milliyet Kültür Sanat. s. 12.

Dalle Vache, A. (1996). Cinema and Painting.Texas:University ofTexas Press.

Bonitzer, P. (2006). Kör Alan ve Dekadrajlar. İstanbul: Metis Yayınları.

Comments
  1. Orhan Meriç

    Güzel yazı. Girl With A Pearl Earing derim bir de sana Ersayım. Scarlett tablodaki kızın hayata geçmiş halidir, daha ötesi olamaz…