Şeytanla beraber çalmak…

Şeytanla beraber çalmak…

Karanlık Taraf ile temasa geçen Entropy grubunun gerçek öyküsü…

Ünlü bir rock grubu olmak için ne kadar ileriye gidebilirsiniz? Sınırınız nedir? Ya da şöyle sorayım: Ruhunuzu Şeytan’a satar mıydınız?

Bu güne dek sayısız kez Rock müzik ile antik, pagan veya Öbür Dünya’dan mistik güçler, Şeytan, kara büyü, cadılar vb. envai çeşit uğursuz yaratık ve kavram birbirine yakıştırıldı. Rock müzik isyankar yapısı gereği, toplumun genel geçer, kabul gören eften püften ve kof tüm kavramlarına ve değerlerine her zaman saldırdı ya da uyuşuk toplumu bunlar üzerinde konuşmaya zorladı. Hal böyle olunca rock müzisyenleri hep ekzantrik ve ilginç tipler oldular. İlk etapta bir iki isim sayarsak efsane Led Zeppelin’den Jimmy Page ve Robert Plant, önce Black Sabbath sonra solo kariyeri ile Ozzy Osbourne, tabii ki The Doors’tan Jim Morrison…

jim

Bu arada yıllar önce bir konserde civcivleri ezen Ozzy Osbourne efsanesi üzerinden tüm rockçıların kedi kesen sonra da kanını içen Satanistler olduğu meselesine kafayı takan harika medyamızı okuyup halen oralarda kalan okurlar varsa şu noktada bu yazıdan ayrılabilirler. Valla artık YouTube diye bir hadise var. Baktım yazıdan önce var mı bu efsanenin aslı astarı gerçekten diye ben göremedim. En çok yarasa dişlediği bir performans var babanın o da FX (özel efekt) olabilir. Bu hikaye “hep bir arkadaş izlemiş, ben de ondan dinledim” diye sakil bir şekilde yayılıp gitmişti o yıllarda. Büyük ihtimalle palavra ama doğru olsa ne olur? Ozzy delinin tekidir ve ne yapsa yeridir! Olaylar kişileri bağlar. Müziğini dinlemekle kimse orada burada hayvan parçalayıp kanını falan içmez. Yaparsa da altyapı olarak zaten problemli bir karakterdir. Öyle olsa ben Ozzy dinlemekten bunca yıldır çoktan seri katil olmuştum… Bildiğim kadarıyla böyle bir vukuatım yok.  Şaka bir yana bulan olursa videoyu yazının altına linki koysun izleyelim…

Photo of LED ZEPPELIN

Neyse bu mesele uzar. Devam edelim… Dediğim gibi rock müzik ile uğraşan tayfanın dünya görüşlerinin farklı, algılarının da normal tabir edebileceğim insanlardan her daim biraz daha açık olduğu bir gerçek… Bu nedenle bilinmeyene karşı daha bir meraklı olduklarını da kabul etmek lazım. Mesela ne der Aldous Huxley ve William Blake hayranı The Doors’tan Jim Morrison: “Bilinen vardır ve bilinmeyen, ve bu ikisinin arasındaysa kapılar vardır.” Zaten grubun adı bu iki yazarın yazıp çizdiklerinin güzel bir sentezidir.

ozzy

Jimmy Page ile ilgili de güzel efsaneler vardır. Page, 20.yüzyılın başında yaşamış İngiliz filozof ve okült uzmanı Alaister Crowley’e (ki bu zat “kara büyü” ile uğraşmakla da itham edilmiştir) saplantı derecesinde ilgi duymuş ve onunla ilgili bulabildiği her şeyi toplamıştır. Bu tutkusu bir ara Crowley’in yaşadığı bir evi satın almaya dek gitmiştir. Sonra ev hayaletli filan da çıkar o ayrı! Page kendisinin de kara büyü ve envai çeşit gariplikle uğraştığı iddialarını da hiçbir zaman yalanlamamıştır. Ancak bunun çok basit bir sebebi de olabilir: Led Zeppelin’in rock müziğin kralı olduğu yıllarda bu dedikodular albüm satışlarını tabiri yerindeyse uzaya yolluyordu! Tam bu sıralarda Stairway to Heaven’ı tersten çalınca Şeytan’a tapmakla ilgili sözler duyulduğu efsaneleri de türemişti. Ünlü müzik dergisi Rolling Stone’daki bir habere göre bu garip bir tesadüf… Kim bilir? Algılar çok açılınca başka kapılar da açılabilir… Bu işin bir de biliyorsunuz Hotel California meselesi vardır. Hani bir zamanlar yaz akşamları kızları etkilemek için ateş başında çalınan romantik Hotel California… İstediğiniz zaman “check-in” yaptırabileceğiniz ama asla “check-out” yaptıramayacağınız Hotel California… Onu sadece hatırlatıp yazıya devam edeceğim.

maxresdefault

İşte bu girizgahtan sonra tam bu noktada “açılan kapılarla” ilgili olarak bu yazının asıl meselesine geldik.

Neredeyse bir yıldan uzun bir süre önce bir kitap kataloğuna göz gezdirirken yeni çıkan bir kitaba denk geldim:  Playing with the Devil: The True Story of a Rock Band’s Terrifying Encounters with the Dark Side…

Bu da neyin nesiymiş diye özete göz gezdirdim ve o günden beri bu yazı yazılmayı bekliyor… Kitap daha o zaman çıkmamıştı, şu an Amerika’da çıktı. Mevzu derin ve garip…

O harika 1970’lerin sonu 1980’li yılların başı… (olaylar 1977-1982 yılları arasında geçiyor) Meşhur olma yolunda hızla ilerleyen ve beş yetenekli müzisyenden oluşan “Entropy” adındaki rock grubuna bildiğimiz dünyaya ait olmayan çok güçlü “bir şey” musallat olur.  “Gray Man” adını koydukları bu şey tüm grubu etkisi altına alır. Başarılı bir kariyer için grubun üyelerini “diğer tarafa” davet eden bu tehlikeli yaratık, elemanların algı sınırlarını aşan paranormal olayları başlatınca şöhretin kıyısındaki Entropy bir daha müzik yapmamak üzere dağılır ve bir daha asla bu konu üzerinde konuşmazlar.

Greyman

Ve şimdi grubun üyelerinden Marcus F. Griffin sessizliğini bozdu ve bu “anlatılmayan hikayeyi” ilk elden kaleme aldı. Rahatsız edici rüyalar, dev gölgeler ve sonu gelmeyen korkutucu olayların gölgesinde (örneğin on gün boyunca her gece saat tam 3:33’de -2 ile çarparsanız 666 bulursunuz ne olduğunu bildiğinizi düşünüyorum- kulağında boru sesi ile uyanmak gibi ya da kendi vücudunun dışına çıkıp uzayda kaybolmuşçasına dolanmak gibi…) Entropy’nin beş genç üyesinin sonsuza dek değişen hayatlarının hikayesi Playing with the Devil…  Sanırım bu güne dek kimsenin deneyimlemediği boyutta bir paranormal yolculuğun da hikayesi aynı zamanda.  Kitabı Amazon’dan alabilirsiniz henüz Türkçesi çıkmadı sanırım.

KAPAK

Jim’in dediği gibi “Bilinen vardır ve bilinmeyen, ve bu ikisinin arasındaysa kapılar vardır.” Elinizde doğru anahtar varsa bazı kapıları açabilirsiniz ama neyin kapısını kurcaladığınıza çok ama çok dikkat edin…

Son Söz1: Şimdi bu yazıyı “yazıdan ayrılma uyarısının” ardından sonuna kadar okuyup yine de altına “Hah işte bu rockçılar hep böyle zaten, hepsi it-kopuk, hepsi şöyle hepsi böyle diye zaten kendin yazmışsın!” diye yorum bırakmaya teşebbüs edecekler varsa onlara bir çift lafım var: Önce içinde “cami, bira, başı örtülü bacı, üstü çıplak, zincirli ve deri pantalonlu Mavi İstiridye Barı’nın müdavimleri ve saldırı” kelimelerini barındıran muazzam fantazyayı aydınlatabilir miyiz? Tolkien’in bile hayal edemeyeceği bu harika fantazi, sanırım fantastik edebiyatta zaman içinde hak ettiği saygın yeri bulacaktır…

SonSöz2: “Deliver Us From Evil” adında bir filmi var Eric BANA’nın. Los Angeles polis teşkilatında görevli bir çavuşun başından gerçekten geçen bir takım entresan olayların kurgulandığı sıkı bir paranormal gerilim…  Bu yazıyı yazıp drafta kaydettikten çok sonra filmin konusunu okumadan playera koyup  aksi gibi evde de yanlız  olduğum bir gün izledim. Film “karanlık tarafa açılan bir geçidin” kapısını tesadüfen açan Irak’ta görevli Amerikan askerlerinden bahsediyor ve bilin bakalım film boyunca ne çalıyor ara ara fonda: The Doors “Break on Through”… Sanki böyle bir yazı yazdığımı bilen “bir şey” o filmi elime aldırıp tam bu yazının düzeltmelerini halletsem diye düşünürken “izle bunu” diye omzumun üzerinden fısıldadı…

YouTube Preview Image