Şeytan bu işin neresinde?

the-exorcist-505702c41624b

Şeytan, bütün dinlerde tarifsiz bir ürperti yaratan ve kötülüğün timsali olarak görünen kötü melek. İyi ve kötü arasında bitmeyen savaşta kötülüğün bir numaralı kahramanı. William Peter Blatty tarafından 1971 yılında yayımlanan Şeytan romanı kimilerine göre gelmiş geçmiş en korkutucu kitap. Kitaba konu olan olay 1949’da gerçekleşiyor. Gerçek hikayede küçük bir erkek çocuk şeytan çıkarma ayiniyle yüzleşiyordu. Bu olayda yaşanan kimi ayrıntılar Blatty tarafından romana taşınmış, geri kalan kısımlar yazarın hayal gücüyle yazılmıştır.

Roman kısaca, aktris bir annenin küçük kızı Regan’ın bedenini ele geçiren Şeytan’ın, din adamları tarafından çıkarılmasını anlatır. Roman girişten sonra dört kısımda ilerler: Başlangıç, Bıçak Sırtı, Uçurum, Yakarış. Modern bilimin işe yaramadığı ‘doğa üstü’ noktada işin içine din devreye giriyor ve ‘şeytan çıkarma’nın o korkutucu hikayesi, kitabı okuyanları tuhaf bir ruh haline sokuyor. Bu gittikçe karanlıklaşan atmosfer kitabın sonuna kadar temposunu düşürmüyor.

ex_2

Elbette bu romana sinema kayıtsız kalamazdı. Kitabın yayımlanmasından iki yol sonra, 1973’de William Friedkin imzalı bir uyarlaması yapılır. Üstelik işin senaryo kısmında kitabın yaratıcısı Blatty ismi vardır. Sonuç neredeyse romanın iz düşümü şeklinde bir sinema filmi olur. Teknik açıdan yaratılan atmosfer, oyuncuların başarısı, senaryonun kitaba sadık kalması filmi akıllardan silinmeyenler listesine sokar. Filmin bu başarısında ki en büyük etkense hikayenin psikolojik boyutunun filmin temeline oturtulması olmuştu. Ne tuhatır hikayeyi bilmenize rağmen ne zaman izlerseniz izleyin ‘Şeytan’ filmi sizi hala çok korkutur. Şeytan filmine o dönem akademi de ilgisiz kalmaz. Film “en iyi film’ dahil 10 dalda Oscar’a aday gösterilir. Sonuçta ‘uyarlama senaryo’ ve ‘ses’ dallarında bu ödülü kucaklar.

Bu süreçte Yeşilçam, Şeytan’ı es geçmez. Metin Erkan imzalı izinsiz bir uyarlaması orijinal filmin hemen bir yıl ertesinde 1974’te çekilir. Filmin yapılması için teklifte bulanan aslında yönetmen Metin Erksan değil, ‘Saner Film’in sahibi yapımcı-yönetmen Hulki Saner’dir. Böyle bir film yapmanın hem gişede iyi iş yapacağı, hem de Türkiye’de bir olay yaratacığı düşünülür. Erksan Londra’ya gidip filmi izler, notlar alır ve romanı okur. Sonuçta ortaya bizim buralara uygun bir Şeytan uyarlaması çıkar. Ama film ancak 1981’de gösterime girebilir.

1286131705_kucuk

Yerli Şeytan uyarlamasında, kocasından ayrılmış bir anne (Meral Taygun), 12 yaşındaki Gül (Canan Perver), bir ruh doktoru (Cihan Ünal), bir din adamı (Agah Hün) ve cinayet masasından bir başkomseri izleriz. Film boyunca, orijinal filmin hikayesine paralel olaylar gelişir (tavanarasından gelen gürültüler, sallanan yataklar, yer değiştiren eşyalar). Sonuçta olaylar tek bir noktaya gelir; Gül’ün içine Şeytan’mı girdi, yoksa kız çıldırdı mı?

Şeytan, gösterime çıktığında ne bir olay yaratıyor ne de beklenilen ilgiyi görüyor.  Uyarlamadan kaynaklanan sorunlardan dolayı film tam olarak dengesini bulamıyor. Kısaca yerli Şeytan’ımız ne bir tam korku oluyor ne de doğa üstü bir film. Ama Metin Erksan’ın o ince emeği gözlerden kaçmıyor. Yani bu film için bir fiyasko demek biraz acımasızlık olur. Şahsen ben gerek filmin orijinali olsun, gerekse bizim Şeytan olsun hala tırsıyorum. Anlayacağınız Şeytan’la şaka olmaz! Son olarak filmin finali anlatarak filmi izlemeyenleri üzmek istemem. Son bir ayrıntı filmde şeytan’ı seslendiren Pekcan Koşar, o ürkütücü sesiyle filmin orjinalinden geri kalmamıştı.

Peki bu hikayeden çıkarılan ana fikir ne diyorsanız. Kısaca şöyle diyeyim: “Şeytan aramızda ve şeytanlıklarını sürdürüyor.”