“Sex and the city”yle alakası yok!

“Sex and the city”nin en az bir bölümünü izlemeyen var mı, kaldı mı? Dizi tam altı sezon yayınlandı, DVD’leri hala iyi satıyor; ve evet, hiç gerek yoktu ama üzerine bir de iki filmi çekildi. Hikayeyi biliyorsunuz: New York’ta yaşayan dört kadının hayatını anlatıyor. Dostlukları, kıyafetleri, kariyerleri, aşk ve seks hayatları, duyguları, hayal kırıklıkları… Bazen komik, bazen “yok artık” dedirten; kesinlikle eğlenceli, izlenmesi keyifli, başarılı bir dizi. Ve bu dizi sayesinde yıldızlaşan, stil ikonu mertebesine yükselen Sarah Jessica Parker. Pardon, stil ikonu ilan edilen asıl dizideki karakter, Carrie Bradshaw.

Belli ki hem dizi hem de iki filmi iyi gişe yaptı ki, Carrie’nin genç kızlık hallerini anlatan “The Carrie Diaries” çekildi. Bunu duyar duymaz şunu düşündüm: Popüler bir karakterin (bu durumda Carrie Bradshaw’un) gençlik hallerini kim merak ediyor, yani böyle bir dizi neden çekilir? Ben düşüne durayım, “The Carrie Diaries”in prömiyeri 14 Ocak’ta yapıldı. Ve pek çok kişide hayal kırıklığı yarattı. The Guardian’ın blog sayfasındaki yazının başlığı “Bad clothes, bad hair, bad writing” (Kötü kıyafet, kötü saç, kötü senaryo). Tabii ki ben dizinin henüz ve sadece ilk bölümü izledim. Ve etkilenmeyeyim diye hiçbir yorumu peşin okumadım. Ancak hepsine katılıyorum. Devamını görmeden konuşmam saçma ve yanlış olur ancak ilk bölüm kesinlikle kötü, yani sıkıcı. 1984 yılında geçiyor ve Carrie 16 yaşında.

Merak etmeyin, daha fazlasını anlatmayacağım. Ancak 80’li yıllara gönderme yapmak için durumu fazla zorlamışlar: Bir köşede duran Rübik Küpü filan… Carrie’nin 16 yaşındaki halini canlandıran AnnaSophia Robb başarısız değil ancak Sarah Jessica Parker’dan sonra işi epey zor. İlk bölüm bana “Gossip Girl”ın kötü versiyonu gibi geldi. Umarım ilerleyen bölümlerde dizi güzelleşir, yine de “The Carrie Diaries”i takip edeceğimi sanmıyorum. “Sex and the city”deki kadınların, karakterlerin 16 yaşındaki hallerini nedense hiç merak etmiyorum. Dizi daha çok o yaşlardaki izleyicilere hitap edecekmiş gibi geldi. Yanlış anlamayın, genç kız Carrie’nin ve yaşıtlarının hiçbir konuda “Sex and the city”deki ablalarıyla yarışmasını beklemiyordum. Tabii ki hikaye ve olaylar o yaştaki insanlara göre ilerleyecek. Ancak ilk bölüme bakılırsa, senaryo kötü. Ya da şöyle bir şey de olmuş olabilir: Dizi güzel, yani ilerleyen zamanlarda güzelleşecek ama ilk bölümde buna dair bir ipucu yok. Uzun lafın kısası, “The Carrie Diaries” iyi bir başlangıç yapmadı. Hoşuma giden bir şey olmadı mı? Oldu: Çok sevdiğim 80’li yıllarının müzikleri çalması tabii ki! Son olarak, “The Carrie Diaries”in ilk bölümünü izledikten sonra bana olan tek şey, “Sex and the city”yi tekrar izleme isteği.

YouTube Preview Image
Comments
  1. Ziyaretçi

    The Carrie Diaries bir kitaptır. Tıpkı Sex and The City gibi. Kitabı okumuş olsaydınız, kitabın Carrie’nin çocukluğundan Samantha ile tanıştığı güne kadar olan bölümünü anlattığını bilirdiniz.

    • Suzan Yurdacan

      Kitabı okumadım, güzel mi? Güzelse amazon’dan sipariş ederim. Ancak ben ilk bölümü zayıf diye yorum yaptım, siz beğendiniz mi gerçekten? İtiraf edeyim ki devamını izlemedim.

      “Umut Işığım” kitabı çok çok güzel, okurken çok şey düşündüm. Oscar adayı filmi de güzel, özellikle ikinci bölüm ama kitapla kıyaslanamız, hep öyledir ya… Yani kitaba lafım yok. Okuyacağım, merak ettim. Sevgiler