Seri’ye bağlayanlar

Amerikan yasalarına göre bir insanın seri katil olabilmesi için kısa zaman içerisinde en az üç cinayet işlemesi gerekmekteymiş. Elbette bu kaidenin  değişiklik gösterdiği durumlarda mevcut. Aynı anda işlenen toplu bir cinayet sizi seri katil yapmaya yetmese de, vahşice işlenmiş iki cinayet sizi bu katagoriye sokabiliyor. Şimdi nerden çıktı bu seri katil mevzusu diyeceksiniz. Malum kurban bayram süresince televizyon haberleri, bol kanlı sokak manzaraları ve üstüne birde Yamyam Style zırvalığı derken sigortaları attırıp arızaya bağladım desem yanlış olmaz.

ED GEİN

Bahsedeceğim ilk seri katil ‘En Meşhur’ sıfatıyla tanımlanabilecek Ed Gein. Öyleki Ed Gein sayısız filme ve belgesele konu olmuş bir isim. Robert Bloch’un romanı ‘Sapık’ ın baş karaketeri Norman Bates, Kuzuların Sessizliği filmindeki Hanibal Lecter, Ed Gein’in yaşamından ilham alınarak yaratılmış karakterler. Yine The Texas Chainsaw Massacre filminin ilham kaynağı bu sapkın adam. Ed Gein, 1906 tarihinde Wisconsin’da dünyaya geldi. Ed Gein’in babası sessiz, zayıf karakterli ve alkolik bir adamdı. Babasının tersine annesi, aşırı sert ve hoşgörüsüz bir kadındı. Eddie Gein ve abisi Henry Gein’i dindar birer hıristiyan olarak yetiştiriyordu. Çocuklarını kadınların ahlaksız ve günahkar oldukları yönünde sürekli uyarıyordu. İki kardeşin hayatlarındaki tek kadın anneleri oldu. Önce babası, sonra abisi ve en sonunda annesini kaybeden Ed yalnız başına kaldı.

Annesinin ölümünden sonra sık sık mezarlığa giden Ed bu dönemde anotomiye merak sardı. Zamanla öğrendiklerini uygulama ihtiyacı duydu. Mezarlıklardan vücut parçaları toplayarak başladığı bu uğraşı daha sonra cinayet aşamasına geldi. Öldürdüğü kadınların derisinden kıyafetler dikmeye başladı. Amacı ölen annesini tekrar dirilmektir aslında. Ed Gein, kadınlara karşı hissettiği karmaşık duyguları hiçbir zaman tam olarak anlayamadı. Deri işlemesinde gün geçtikçe uzmanlaşan Gein, meme uçlarından kemer, kafatasından bardak ve benzeri süs eşyaları yapmaya başladı. Bu süreçte henüz ikinci cinayetinden sonra izi bulunur ve tutuklanır. Ed’in kaybolan 4 kişi ile bir ilişkisi bulunamaz, sadece iki cinayetten suçlu bulunur. Kendisine yöneltilen nekrofili ve yamyamlık gibi suçlamaları kabul etmez. Ona göre cinayetleri sadece evini süslemek için işlemiştir. Deli raporu sayesinde hapse konulmayan Gein, geri kalan hayatını ıslahevlerinde geçirir ve 1984 yılında 77 yaşında kanserden ölür.

ALBERT FİSH

Seri katiller içinde en tüyler ürpertici sıfatını sonuna kadar hakeden en ünlü isim ise Albert Fish. 1870 doğumlu Fish, beş yaşında babasını kaybedince yetimhanede büyümek zorunda kaldı. Burada yaşadıkları onun bozuk psikolojisinin şekillenmesinde en önemli etken oldu. Yedi yaşında annesine teslim edilen Fish, liseyi bitirdikten sonra ülkede yolculuk yapmaya ve ufak tefek işlerde çalışmaya başladı. 1910 yılında ilk cinayetini işleyen Fish, kendine kurban olarak çocukları seçiyordu. Bu sapkın adam kurbanlarına acılar çektirirken, kendisine de işkenceler yapıyordu. 1932-1934 arasında kurbanlarına, kendisine işkenceler ve yamyamlık yaparak işlediği 4 cinayet ona Brooklyn Vampiri ünvanını getirdi. Onun cinayet sayısı kesin bilinmemekle beraber en az 15 olmasından şüphe duyuldu. Albert Fish e “Amerika’nın Öcüsü” adı verilmiştir ve bununda iyi bir nedeni vardır. Sevimli bir ihtiyar görünümü altına gizlenmiş bu korkunç yamyam tüm ebeveynlerin karabasanıydı: çocukları hoşlarına gidecek bir vaatle kandırarak ortadan kaldıran bir şeytan.

Fish’in dikkat çekmesine neden olay ise, 1928 de Grace Budd adında 12 yaşındaki sevimli bir kız çocuğunun kaçırılıp öldürülmesiydi. Daha doğrusu bir pansiyon odasında 9 gün boyunca onu yemesiydi. Sonun başlangıcı, kızın ailesine yazdığı bir mektupla başladı. Grace Budd olayını kendi kişisel meselesine dönüştüren William King isimli tutkulu bir dedektif, Fish’i mektup kağıdındaki antetten bulup yakalayabildi. Dünyanın en hastalıklı mektubu olarak tarihe geçen bu kağıt parçasında Fish, uzun zamandır sürdürdüğü insan eti yeme sapkınlığının kökenlerine değiniyordu. Şimdi cidden hastalıklı olduğu için yazma gereği duymadığım bu mektubu merak edenler internetten bulup okuyabilirler. Grace Budd’ın annesine 8 yıl sonra 1934’te yazılan bu mektubun orjinali günümüzde bildiğim kadarıyla Joe Coleman isimli bir sanatçıda. Fish’in duruşması 10 gün sürdü, ama jüri 2 saatte kararını verdi. Elektrikli sandalyede ölüm. Kararı duyan Fish, bundan etkilenip heyecandı. Kendine acı ve zevk vermek için kullandığı alevlerin etkisiyle yanmak onu mutlu etmişti. Jüriye bu kararından dolayı teşekkür etti. Bu yamyam çocuk katili 16 Ocak 1936’da 65 yaşında idam edildi. Son sözleri “Gerçek acısının son aşaması olarak gördüğüm ölüm fikrini çok sevdim” oldu.

TED BUNDY

Seri katillerin en karizmatik olanı kim derseniz, cevabım Ted Bundy olacaktır. Asıl ismi Theodore Robert Bundy olan bu karizmatik şahış, baştan çıkarıcı gülümsemesiyle kurban bulmakta çok zorluk çekmiyordu. Ted Bundy, güzel giyinen ve kadınların ilgisini kolayca çeken bir cazibe sahibiydi. Gayrı meşru olarak doğmuştu ve annesi bunu ondan gizledi. Çocukluğu döneminde hayvanlara işkence eder ve kız kardeşini röntgenlerdi. Kendisi 12 yaşındayken 9 yaşındaki kaybolan arkadaşını da öldürmüş olabileceği yıllar sonra gerçek yüzü ortaya çıktığında düşünülmeye başlandı. Tecavüzcü ve seri katil olarak 36 kişiyi öldürdü. Belki de daha fazlasını. Ted Bundy’nin hayvani süper egosu ilk olarak Washington Üniversitesinde öğrenciyken ortaya çıkmıştı. 1974 yılı içerisinde 7 ayda 7 kadını öldürdü. Buradan ayrılıp Utah Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydoldu. 1976’da yakalandı. Ancak iki defa kaçmayı başardı. Birinde Adliye binasında bir pencereye tırmanarak, diğerinde ise hücresinin tavanında bir delik açarak.

Ocak 1978’de Florida’da ortaya çıktı. Artık iyice azıtmıştı. Geceleri genç kadınların yatak odalarına gizlice giriyor ve onlara işkencelerle tecavüz ediyordu. Bir kadını kalçasını derince ısırdığında diş izlerinin kendisini ele vereceğini düşünmemişti. Florida polisi onu çalıntı bir arabada yakalayınca yapılan karşılaştırmada diş izlerinin faili olduğu anlaşıldı. Cinayet islemeye başladığı 1973 yılından yakalandığı 1978 yılına kadar toplam 28 kişiyi öldürdüğünü itiraf etmiştir. Ancak FBİ dedektiflerine göre bu sayı 30 ile 100 kurban arasında değişmektedir. İlginç olan, cezaevinde kaldığı yıllarda Bundy’nin birçok kadından evlenme teklifi almış olmasıdır. Hatta kendisine ölüm kararı veren jüri başkanı bile ona hayranlığını gizleyememiştir. Şu yorumu ünlüdür “Seri katillerin yakalanmasının sebebi alışkanlık. Bir işi ilk kez yaptığınızda çok dikkat edersiniz. Her şeyin düzgün olmasını istersiniz. Ama 20. Kez yaparken o kadar da önemsemezsiniz.”

THUG BEHRAM

Peki cinayet işlemede rekor kimde derseniz. Cevabım Thug Behram olacak. 1790-1840 yılları arasında Hindistan’ın Uttar Pradeş bölgesinde bir mezhep olan Thugge inanışına bağlı bir Thug olan Behram’ın, 931 kişiyi beyaz ve sarı renkli kumaş parçalarıyla boğmak suretiyle kanını dökmeden kurban ettiği bilinmektedir. Dünyada kırılması güç bir kurban listesine sahip olan seri katil, kendisi gibi Thug olan dindaşlarıyla birlikte hacıların ve tüccarların oluşturdukları kervanlara katılıp, onları uygun yerlere yönlendirdikten sonra Tanrıça Kali için ilahiler okuyarak hepsini boğmak suretiyle öldürürlerdi. 1830 yılından itibaren Thuglara yönelik bir savaş başlatan İngilizler, 1860’a gelindiğinde bu tarikatı tamamen lağvetmişlerdir. Thugge inanışı çok sayıda antropolojik ve sosyolojik araştırmalara konu olmuş ve Steven Spielberg’in yönetmenliğini üstlendiği 1984 yapımı Indiana Jones: The Temple Of The Doom filminde de bundan bahsedilmiştir.

VERA RENCZİ

Son olarak kadınlar bu işin neresinde derseniz. Bu konuda yazacağım isim Kara Dul lakaplı Vera Renczi. 1920’ler ve 30’lar boyunca 35 kişiyi zehirleyerek öldüren Vera Renczi, Romanyalı bir seri katil. Soylu ve varlıklı bir ailenin kızı olan Renzci, genç yaştan itibaren sık sık evden kaçmaya ve kendinden yaşça büyük erkeklerle beraber olmaya başlar. Ancak oldukça kıskanç olan Renczi’nin beraber olduğu tüm erkekler korkunç kıskançlık krizlerinin kurbanı olacaktır. İlk defa kendisinden yaşça büyük olan kocasının kendisini aldattığından şüphelenen Renczi, bir gün dayanamayıp kocasının yemeğine arsenik koyarak adamı öldürür. Daha sonra ise etrafına kocasının kendisini ve oğlunu terk edip gittiğini söyler.

Renczi’nin ilk kocasının ölümü, onu takip eden onlarcasının habercisi olacaktır. İkinci kez, bu sefer kendi yaşına daha yakın bir genç adamla evlenen Renczi’nin kocası, henüz bir yıl doğmadan ortadan kaybolur. Renczi yine yakın çevresine kocasının onu başka bir kadın için terk ettiğini söyleyecektir. Bu ikinci evliliği aynı zamanda sonuncu olsa da, Renczi birkaç sene içinde edindiği 32 sevgilisini, kimi aylar kimi zaman ise günler sonra, zehirleyerek öldürür. Hatta arada durumu kavrayan öz oğlu kurbanlar listesine katılır. Polis ancak Renczi’nin sevgililerinden birisinin karısı kocasının Renzci’nin evine gittiğini ve bir daha dönmediğini bildirdiğinde evi basacak ve bodrum katında tam 32 adet, kurşunla mühürlenmiş ancak gömülmemiş tabut bulacaktır. Vera Renczi ise daha sonra polise verdiği ifadede kimi geceler evinin bodrum katında, tüm eski sevgililerinin ortasında oturmaktan keyif aldığını itiraf eder.

Allah hepimizi seri ya da seri olmayan tüm katillerin şerrinden korusun diyerek, frekanslarımızı Talking Heads grubunun Psycho Killer parçasına çeviriyoruz.

YouTube Preview Image