Sanat tarihinde saklı uzaylılar ve UFO’lar

Yazının ana sayfa görseline iyi baktınız mı? Yazıda iki kere aynı görseli kullanmayı sevmem ama daha büyük haline aşağıda tekrar döneceğiz.

Blogda benim öz  geçmişimi okuduysanız bilirsiniz. Dört yıllık lisans eğitimimi Arkeoloji ve Sanat Tarihi üzerine Mimar Sinan Üniversitesinde tamamladım. Mimarlık tarihi masterimi de İTÜ’de bitirmiştim. İlkokuldaki öğretmenim -Bana ileride ne olacaksın diye sorduğunda hiç duraksamadan Arkeolog! diye bağırdığımı belki bu yazıyı okuyacak ilkokul arkadaşlarım gülümseyerek hatırlayacaklardır.

Neyse gelelim asıl meselemize. Beni böylesine bir uzmanlığa mıknatıs gibi çeken en önemli faktörlerden birisi de arkeoloji ve sanat tarihinin içine gizlenmiş hikâyeler ve çözümlenememiş gizemli olaylardır.

Bunlardan Tutankamon’un Laneti, Mısır piramitlerini kim ve neden (firavun mezarları olmaları buz dağının sadece görünen kısmıdır) inşa etti? Atlantis gerçekten var mıydı? Gibi bazı çok tanınmış gizemleri hepiniz bir şekilde duymuşsunuzdur ya da ilginizi çekmiştir.

Ben biraz daha derine inerek uzun zamandır kafamı kurcalayan bazı sanat eserlerine dikkatinizi çekmek istiyorum. Zira Ortaçağ, Rönesans hatta daha da öncesine uzanan bu eserlerde hep beraber uzaylıların izlerini süreceğiz! Kulağa fazla iddialı ve inanılmaz geliyor değil mi? Ancak işin içinde olan bir adam olarak yıllardır bu konuda pek çok yazı, fotoğraflar, belge v.b. incelemişliğim var.  Mısırlıların hiyerogliflerinde oldukça detaylı düzeneklerle elektrik ampullerinin ya da Maya kabartmalarında astronot giysileri içinde alevler çıkararak uzaya giden roket tasvirleri görseydiniz siz ne düşünürdünüz?  Sizlere bahsettiğim eserlerin yapıldığı yıllar milattan önce 2300’ler 3000’ler!

Eserleri görünce insan önce bir ürperiyor sonra da nasılı, nedeni sorgulamaya başlıyor. Size yukarıda üstünkörü bahsettiğim gizemlerden başka çok garip başka eserler de dünya sanat tarihi literatürüne girmiştir. Gizemlerin peşine düşmeye hazır mısınız? Sıkı tutunun o zaman…

İlk eserlerimiz İtalya’dan.

“Madonna and Child with the Infant St. John”

Sebastiano Mainardi veya Jacopo del Sellaio’nun eseri olduğu düşünülmektedir. Floransa’daki, Palazzo Vecchio Müzesi’nde bulunmaktadır. Klasik bir sahneyi konu edinen bu tam anlamıyla dini eserde ön plandaki her şey kurala uygun bir dinginlik içinde. Zaten garip kısım geri plandaki ufak detayda. Köpeği ile birlikte elini gözüne siper etmiş gökyüzüne bakan adamı gördünüz mü? Peki, şimdi baktığı şeyin neye benzediğini söyler misiniz?

Masolino da Panicale tarafından 1428 yılında yapılan “The Miracle of the Snow” adlı eserde gökyüzündeki nesneler nedense bana direkt Independence Day filmindeki istilacı uzaylıların gemilerini hatırlatıyor!

Son eser ise gerçek bir gizem. Antik Mısır’ın kült merkezlerinden Abydos’ta bulunan bir tapınakta, ilk bakışta göze çarpmayan bir hiyeroglif kabartma bu. Aşağıdaki resme iyi bakın ve tüm ön yargılarınızdan arınarak neler gördüğünüzü iyice bir düşünün. Nefesinizi bırakırken bu kabartmanın tarihinin milattan önce 2300 olduğunu hatırlayın…

İlk iki esere dönersek, Ortaçağ resmi kilise kurallarına sıkı sıkıya bağlıdır ve genellikle yapılan tüm resimler dini konuludur. Zira sanatçılara bizzat üst düzey din görevlilerince belirli konularda halkı eğitmek, bilgilendirmek için dini konulu eserler sipariş verilirdi. İsa’nın Mucizeleri, Havariler, İsa’nın Doğumu, Meryem’in Ölümü, İsa’nın Çarmıha Gerilişi gibi…

Bu resimlerin yapılış tarzları da sıkı sıkıya belirlenmiş kurallara bağlıydı. Işık ve gölgenin sağladığı dramatik etki, figürlerin yeri, duruşu mekânlar v.b. üç aşağı beş hep aynıdır. Yani arka planda görülen UFO benzeri garip nesneleri sanatçı bir şaka veya gizem unsuru olarak kafasına göre yerleştiremez. Kilise tarafından sıkı bir şekilde yapım aşamasında dahi kontrol edilen eserlerde Hıristiyan dini ve öğretisine aykırı nesnelerin veya figürlerin tespit edilmesi, dine bir küfür olarak kabul edilir ve sonu engizisyondan işkencelerle can vermeye kadar gidebilecek vahim sonuçlar doğururdu.  Canından olacağını bile bile sanatçıların böylesine garip objeleri eserlerine yerleştirmeleri pek inandırıcı gelmiyor.

Geriye ütopik sayılabilecek bir olasılık kalıyor: Bundan 400, 500 hatta 3000 yıl önce de tanımlanamayan uçan nesneler Dünyamızı ziyaret ediyorlardı. Fotoğraf makinesi, kamera v.b. olmadığı için de bu tarihi anları gelecek nesillere aktarmanın tek yolu, sanat eserlerinin içine bunları çok şık bir hareketle Hıristiyanlık-İncil ikonografisini kullanarak çaktırmadan yedirmekti.

Ama bu tez de Mısır uygarlığı yapıtlarında görülen helikopter, uçak, elektrik ampulü ve hatta uzaylı benzeri çizimleri veya Mayaların astronot-uzay gemisi kabartmalarını açıklamak konusunda tamamen acizdir. Zira yapılan çizimlerin asıl amacını Ortaçağ sanatındaki gibi zekice gizleyecek Hıristiyanlığın doğmasına -doğal olarak ikonografinin de doğmasına- çok ama çok uzun bir zaman vardır. Ayrıca Mısır ve özellikle de Maya uygarlığı hakkında bu gün bildiklerimiz, bilmediklerimizin yanında oldukça küçük bir yer tutmaktadır. Bu adamlar bir şeyler görmüş ve kullanmış olmalıdırlar ki eserlerine bunları yansıtmışlardır.

Bu arada yukarıda örneklerini verdiğim Ortaçağ ve Rönesans dönemi eserlerindeki nesnelerin veya objelerin dünya dışı yaşam veya UFOlar ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını çok sağlam argümanlarla açıklayan pek çok uzman ve görüş var. Hepsini bu yazıyı yazarken inceledim ve çok akılcıl olduklarının hakkını vermek lazım. Merak edenleriniz olursa internette kısa bir gezinti ile siz de okuyabilirsiniz

Öyle veya böyle bizden başka akıllı canlıların var olup olmadığını hep merak ettik ve edeceğiz. Bu, insanlığın bu olasılığı düşünmeye başladığı zamandan beri böyle. Bazı mağara resimlerine göre de çok ama çok uzun bir süredir bunu düşünüyoruz.  Kim bilir belki “Merhaba Dünyalı, biz dostuz.” diyerek arz-ı endam edecek “dünya dışı akıllı varlıkların” ilk temasını modern teknolojinin kanıt delisi tüm imkânlarına sahip olduğumuz yaşadığımız zaman diliminde görecek kadar uzun yaşarız.

X-Files’dan bir cümle ile bitiriyorum yazımı: I want to believe!

Comments
  1. Enis Hazan

    Yanlış bilmiyorsam Gaudi’nin Sagrada Familia kilisesinin bir yerlerinde de bir astronot figürü vardır. Ayrıca Washington National Cathedral’de de burçların birisinde Darth Vader’ın kafası vardır, o da uzaylı değil mi bi yerde Orhancım?

    • Orhan Meriç

      Eniscim mevzuu çok derin, Ben çok bildik örneklerden bir iki tanesini verdim. Daha ne uçak, uzay gemisi modelleri, fanuslu astronot çizimleri v.b. var! Yazının sonuna yazdığım gibi “I want to believe!”

  2. yasar bekar

    ben geçmiş medeniyetlerin gizemine inanıyorum fakat.uzaylıların ve ufolara inanmıyordum.ta ki 1981 yılında diyarbakırda askerlik görevimi yaparken gördüklerimden sonra.Temmuz ayı olduğunu biliyorum ayın 20 si veya 25 olabilir.gece saat 02.00 gibi uyku tutmamış ve Dicle nehrinin tam kuşbakışı olarak görebildiğimiz yere arkadaşım Tayfunla oturup birer sigara yaktık.benim dikkatimi nehir hisasında küçük bir ışık çekti bir traktör nehirden geçiyor diye düşündüm önce ama sarı renkli ışıklar beyaza dönmeye ve ardından yukarıya doğru kalkmaya başladı cisim Tayfun ve ben korku içinde oturduğumuz yerden arkaya doğru saklanacak yer bulduk ve oradan izlemeye başladık 15-20 dk öyle asılı kaldı o cisim ve nehir üzerinden bizim olduğumuz tarafa doğru yükselerek ve sallana sallana havalanarak sanki hiç ağırlığı olmayan bir cisim gibi yükselirken yaklaşık bize uzaklığı 400-500 metre kadar dı ve dicle kenarında bulunan Dicle köyü aydınlanmıştı tam o anda şimdiki Dicle Üniversitesi daha inşa halindeydi ve oralarda bir yerden 2 pşpk daha yükseldi.bizim izlediğimiz cisim ise büyüklük olarak bir helikopterin pervanesi dönüş anındaki genişlik kadar dı ve ilginç olan ise renginin parlak gümüş renginin görülmesi anında cismın altında yanan parlak beyaz ışığın cismin metal gövdesinde yansıma yapmamasıydı.o cisim aniden beliren iki cisme doğru okadar hızlı bir şekilde manevra yaptıki beyaz ışıklar sarı ve turuncuya daha sonra yeşil vemavi karışımı bir renkle tıpkı kalemle cetvelle çizgi çizerek kaybolup gitti.tabi uzaktaki iki ışıkla beraber.Bu olaydan sonra Askerliğim bittikten sonra bile izlediğimiz cismin hareketlerini mekanik olarak nasıl yapabileceğini araştırarak çizimlere döktüm.inanmayacaksınız ama kafayı yiyecektim az kalsın.ama bu olaydan sonra yani 1981 yılından sonra kesinlikle inanıyorum bu cisimlere.Keşke şimdiki teknoloji ozaman olsaydı elimizde çünkü tam birbuçuk saat izledik bu cismi.