Salonları fethetti ama…

İstanbul’a olan hayranlığımın Fatih Sultan Mehmet ile bir ilgisi var mı diye sorarsanız, cevabım ‘Kesinlikle evet’  olur. Benim için Fatih Osmanlı’nın en büyük imparatorudur. Kanuni’nin, Yavuz’un icraatlarının mimarı odur. Fatih Sultan Mehmet, aynı zamanda büyük bir devlet adamıdır da. Eğitimi, sanatı, felsefeyi ve bilimi desteklemiş ve gelişmesini teşvik etmiştir, hatta kurumlaştırmıştır.

Malum, son günlerin en popüler konusu Fetih 1453 filmi. Filme öylesine bir ilgi var ki, sinemalarda yer bulmak neredeyse imkansız. Bu durum hem tarihimize sahip çıkmak hem de Türk sinemasının gelişimi için oldukça önemli. Filminin yapımcısı ve yönetmeni Faruk Aksoy’un açtığı kapı umarım ileriki yıllarda diğer yapımcılara da örnek olur. Türk sinemasının artık böylesine yüksek bütçeli filmlere ihtiyacı var.

Fetih 1453’ü benim için özel kılan nokta, Fatih Sultan Mehmet’e olan sevgim diyebilirim. Bu yüzden filmi özellikle bu pencereden kritik etmek istiyorum. Üzülerek söylüyorum ki, ben 1453 filminde bildiğim Fatih’i göremedim. Aksine fetih boyunca oluşan başarısızlıklar karşısında sürekli çaresizlik içine düşmüş, sık sık yanlış kararlar verip ordusu karşısına çıkamayan, halkı, etrafı ve askerleri tarafından genelde küçük görülen bir adam vardı karşımda. Film onun büyüklüğünü çok da anlamadan bitti. O, Ayasofya da ‘Yeni Roma İmparatoru benim’ demiş bir adamdır. Osmanlı Devleti’ni İmparatorluğa dönüştürmüştür. Fakat filmde ne yazık ki, o Fatih’i hissetmiyorsunuz.

Türk Sineması’nın en yüksek bütçeli filmi İstanbul’un fethini konu ederken, Türklük ve Türklerin gücüne bence fazlasıyla vurgu yapmış. Hatta zaman zaman abartılı da olmuş. Örneğin gemilerin karadan yürütülmesi, Türk ordusunun gücünün ve azminin değil, aksine Fatih’in zekâsının bir örneğidir. O plan çaresizlikten de çıkmamıştır. Kuşatma öncesi tersaneler onlarca yeni kadırga inşa ederler. Fakat sanki ak sakallı bir dede moral (gaz) verdi de oldu gibi görünmüş bunlar. Fetih aklın, bilimin, inancın ve insana verilen değerin ön planda olduğu muazzam bir tarihsel olaydır. Bence kendimize en büyük yanlışı buralarda yapıyoruz.

Bizler orta çağın Fatih’in İstanbul’u alması ile sona erdiğini biliriz. Ancak gerçek olan Anadolu’nun ve Osmanlı’nın ortaçağının bu fetih ile kapandığıdır belki de. Küresel anlamda ortaçağ matbaaya, Rönesans’a kadar devam etmiştir. Bir olayın iki tarafı vardır, gerçek ise tarafsızdır. O tarafsızlıkla ele alınsaydı, Fetih 1453 dünyaya hitap eden ve İstanbul’u, Osmanlı’yı tanıtan bir film olurdu.

Filmin efektlerini beğendim. Gerçi savaş sahneleri gözünüzde zaten beğendiğiniz bazı filmleri de canlandırmıyor değil. Ben bir iki tane yakaladım, ama sizi şartlamamak için dile getirmiyorum.  Bunun için Yılmaz Özdil Hürriyet’teki köşesinde kaleme aldığı yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

Sonuç olarak, bu filmi en azından tarihimize sahip çıkmak için herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Her şeye rağmen filmi beğendim. Sadece keşke filmde Fatih Sultan Mehmet gibi büyük bir liderin kendi iç dünyasını daha çok görebilseydik diye düşünüyorum.

 

YouTube Preview Image