Rusya’nın kalbi Moskova

Rusya’nın başkenti Moskova 15 milyonu aşan nüfusu ile Rusların yaşamının her açıdan tarihi, politik, ekonomik ve kültürel merkezi konumunda. Tarih kokan sokakları, görkemli katedralleri, parkları ve müzeleri ile her yıl milyonlarca gezgini kendine çekmeyi başarıyor. Kent aynı zamanda dünyanın en pahalı şehri olma konusunda da epey iddialı.

Moskova kuruluşundan itibaren önemli ticaret yolları üzerinde bulunduğundan Moğolların, Tatarların, Kırım Tatarlarının, Polonya ve Litvanya’nın saldırılarına uğramış. Napolyon’un Moskova seferine ve II.Dünya savaşı sırasındaki Nazi kuşatmasına direnmiş. Taşıdığı tüm bu tarihi izlerle Rusya’yı anlatan en iyi şehir denilebilir belki de… Gelin kenti biraz daha yakından tanıyalım, işte mutlaka görülmesi gereken yerlerden bazıları:

Kremlin Sarayı: Şehrin kalbi şüphesiz Kremlin Sarayı. Kremlin, eski Rus dilinde ‘kale’ demek; şehir aslında 16. yy’a kadar Kremlin’in duvarlarının içindeymiş. Daha sonra Çar’ın güçlü soylularla beraber yaşadığı resmi rezidansı  ve Ortodoks Kilisesi’nin merkezi haline gelmiş. Şimdilerde ise Kremlin Sarayı, Rusya Federasyonu Başkanı’nı vladimir putinin resmi rezidansı. Bu nedenle sadece sarayın belirli bir bölümü ziyarete açık.

Kızıl Meydan:  Kremlin’in yanı başında bulunan Kızıl Meydan yüzyıllar boyunca siyasi ve toplumsal çalkantılara sahne olmuş. Çarların taç giyme töreninden, düşman saldırılarına kadar herşey burada yaşanmış. Ayrıca Moskova’nın ana ticaret merkezi  ve Çarların halka hitap ettiği yer olmuş. Sovyetler döneminde, sovyet Ordusu  Kızıl Meydan’ı güç gösterisini sergilediği bir alan olarak kullanmış. Tankların palet gıcırtıları ile askerlerin postal sesleri yankılanmış meydanın dört bir yanında.

Lenin’in mozolesi: 1924’ten beri burada bulunan mozole sadece 2. Dünya Savaşı sırasında kısa bir süreliğine bulunduğu yerden kaldırılmıştı. Piramit şeklindeki mozole kırmızı, siyah ve gri granitten yapılmış. Stalin, Maksim Gorki ve birçok ünlü Rus da burada yatıyor. Pazartesi hariç her gün 10.00-13.00 arasında ücretsiz gezilebilir.

 

St Basil Katedrali: Ve işte rengarenk kubbeleriyle ünlü St. Basil katedrali karşınızda. Korkunç Ivan tarafından 1550 yılında inşa ettirilen katedral, İvan’ın Moğol İmparatorluğu’na karşı kazandığı zaferin simgesi olarak tüm heybetiyle göğe yükseliyor. Hikayeye göre Korkunç İvan kubbenin güzelliğinden o kadar etkilenmiş ki, bunun kadar güzel bir kubbe daha yapamasın diye mimarın gözlerini oydurmuş.

 Arbat sokağı: Bir buçuk km uzunluğunda, araç trafiğine kapalı olan Arbat sokağı tarih bounca Çehov, Puşkin, Tolstoy gibi ünlü isimleri ağırlamış. 53. numaralı apartman Puşkin Müze Evi olarak hizmet veriyor.

Bolşoy Tiyatrosu: Dünyanın en meşhur tiyatrolarından biridir. Projesini Mimar Bove’nın çizdiği bina, 1825 yılında yapılmış.

Gorki Parkı: Moskova’nın en meşhur parkı… Kışın havanın soğuk olmasına aldırmadan bir sanat eseri konumundaki dev gibi buzdan heykellerin sergilendiği, akın akın gelen ziyaretçileriyle meşhurlaşan bu park, aynı zamanda bir çok bar ve kafeyi de içinde bulundurduğu için Moskova’da güzel dakikalar geçirebileceğiniz yerler arasında yer alıyor.

Lenin tepeleri: Moskova’da görülmesi gereken yerlerden bir başkası da Lenin Tepeleri… Gece manzarası özellikle görülmeye değer. Parka gün batımına doğru giderseniz teleferiğe binmeyi ihmal etmeyin.

Yer altındaki sanat galerisi

Kentin üstü kadar altı da sanatsal açıdan zengin. Metrodan bahsediyorum. Günde neredeyse 10 milyon insanın geçtiği metro istasyonları, 1920’lerin sonunda Stalin’in büyük şehircilik planının parçası olarak inşa edilmiş. Mermerleri, ışıl ışıl parlayan avizeleri ve sanat eserleriyle, kendinizi bir sarayda gibi hissediyorsunuz. Moskova metrosu, II. Dünya Savaşı’nda esir düşen Alman askerlere yaptırılmış. Metroya binmekteki tek zorluk, çoğu işaret tabelasının yalnız Kiril Alfabesi’nde,yazılı olması.Özellikle “Mayakovskaya” ve ”Komsomolskaya” istasyonlarındaki yeraltı salonları hayranlık uyandırıyor.

Moskova’nın en ilginç müzeleri:

Kentte pek çok müze var elbette ancak “Sovyet devri otomatik makinaları müzesi” en ilginç olanlardan. Sovyet nostaljisi yaşamak isteyenler için ideal. Rus sanatçılara ait eserleri barındıran Tretyakov Galerisi, şehrin kültürel hayatında ayrı bir öneme sahip. İlk Sovyet bilgisayarlarını görebileceğiniz Politeknik Müzesi, 247 dilde 42 milyon eser barındıran Lenin Kütüphanesi ve Dostoyevski Müzesi  de mutlaka görülmeli. Sovyet yadigarı “Mosfilm” stüdyoları sinema tutkunlarını bekliyor. Sovyet döneminin ünlü filmlerinin çekildiği mekanları görmek isterseniz stüdyonun kapıları açık.

 

Rusya’ya vize yok!

Hemen hatırlatalım; Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında 16 Nisan 2011 tarihinden itibaren turistik amaçlı geziler için vize uygulamasına son verildi. Anlaşma uyarınca her iki ülke vatandaşları 90 gün içinde 30 günü geçmeyen seyahatlerinde vize uygulamasına tabi olmayacak. Rusya’ya seyahat etmek için geçerli bir pasaporta sahip olmak yeterli.

 Nerede yenir?

Dinastiva, Zubovsky Bulvar 29

Dzohnka, Junk Boat, in Mkhat Theatre

Azteca, Tverskaya Ulitsa 3/5

Cali’s, Leningradsky Prospekt 31/9

Arkadia, Teatralny Proyezd 3

Serebryanny Vek, Silver Age

Not: Rusların geleneksel  yiyeceği olan Blini’nin tadına mutlaka bakın. En çok tercih edilen çeşitleri  tereyağ, peynir ya da havyarla hazırlananlar.