Rus gettosundan bir hikaye

Gettolar, banliyöler ya da varoşlar – siz adına ne derseniz deyin, kentin uzak köşelerine hapsedilmelerine rağmen, kente tutunmaya çalışarak yaşayan insanların “ev” dediği bu yerler, bir şehrin kanayan yaralarından en büyüğüdür.  Kanlı, sidik ve çöp kokulu, yasalar tarafından bile kaderine terk edilmiş, orman kanunlarının geçerli olduğu gettolar, ister bir üçüncü dünya ülkesinin, isterse Almanya gibi sosyal bir devletin sınırları içinde olsun, daima iç buran hikayelere tanıklık eder. Varoşlar, bir yandan şehir insanının ikiyüzlülüğünü gösterdiği gibi, diğer yandan insanoğlunun topluca zayıf olduğu durumlarda bile birbirine destek olmak yerine, sürünün en zayıf üyesini bulup taşlamaya olan düşkünlüğünü gözler önüne serer. İşte, İthaki Yayınları’ndan çıkan Cam Kırıkları Parkı da okuyucuyu benzer bir hikayenin ortasına götürüveriyor.

Alina Bronsky’nin, Almanya’nın en önemli edebiyat ödüllerinden Ingeborg Bachmann Ödülü’ne aday gösterilen ilk romanı Cam Kırıkları Parkı, 17 yaşındaki Rus asıllı Sasha Naimann’ın hayatı üzerine sarsıcı bir roman. Üvey babası Vadim, bir gettoya fazla gelecek derecede kültürlü, güzel ve iyi yürekli annesini öldürünce hayatı tamamen değişen Sasha’nın, bu noktadan itibaren sadece iki hayali kalıyor: İntikam almak için hapisteki üvey babasını öldürmek ve annesi hakkında bir roman yazmak. Berlin’de Rus gettosunda geçen hikaye, bir intikam hikayesinden çok, felakete uğrayan insanların nasıl dışlanıp ötekileştirildiği üzerine bir “kadın” hikayesi. Dışlanmışlığını üzerinde hissederek karmaşık duygularıyla başa çıkmaya çalışan Sasha’nın hikayesi, göçmenliğin ağırlıkta olduğu bir fonda ilerlerken, Almanya’da göçmen olmaya dair ipuçları da veriyor. Kadına yönelik şiddetin hiçbir yerde biçim değiştirmediğine yönelik bu ilk roman, Almanya, İngiltere, Fransa gibi pek çok ülkede büyük beğeniyle karşılaşmış.

Romanın dili, karşımızda çeviri bir metin olmasına rağmen çarpıcılığından çok bir şey kaybetmemiş gibi gözüküyor. Sasha’nın betimlemeleri, öfkesini kelimelere dökme şekli ve kafasının içindeki düşüncelerin yarattığı gerçekçi sahneler, okurun romandan kopmasını imkansız kılıyor. Sasha’nın zekasına ve tüm kırılıp dökülmüşlüğüne rağmen hiç kaybetmediği vakur duruşuna hayran olmamak elde değil. Genç bir yazardan, şimdiye dek okumadığınız türde bir hikaye okumak isterseniz, Cam Kırıkları Parkı’na muhakkak bir göz atın.

***

Bazen bizim mahallede hâlâ doğru dürüst hayallere sahip olan tek insanın ben olduğumu düşünüyorum. Benim iki hayalim var ve bunlar için utanmam gerekmiyor: Vadim’i öldürmek istiyorum. Bir de annemle ilgili bir kitap yazmak istiyorum. Kitabın adını da buldum: “En büyük ve zeki kızını dinleseydi hâlâ hayatta olacak olan kızıl saçlı aptal bir kadının hikâyesi.”

Comments
  1. ruhi

    doğrudan iyiye çekilen her çizginin altında dürüst kalır zaten