Romeo’yu bilemem ama Juliet yaşıyor

Venedik’e gidip sadece havalimanını göreceğim varmış. Olsun, asıl hedef Verona. Verona, Verona….  Çok tanıdık geliyor ama neden? Bu seyahate birlikte çıktığımız arkadaşlarımın “Akşam yemeğinden sonra Juliet’in evine gidelim mi?” sorusuyla aklım başıma geliyor: Tabii ki! Burası Shakespeare’in en meşhur hikayesinin geçtiği, Romeo ve Juliet’in Verona’sı! O an heyecan basıyor: Yüzyılların en trajik aşkının yaşandığı şehre gelmişim. Aşk maşk yok deyip anın büyüsünü bozmayın lütfen; ünlü yazarın gönlünde aşk varmış ki şu anda Romeo ve Juliet’ten bahsediyoruz.

William Shakespeare iyi ki farklı bir dönemde yaşamış. Ne bileyim, ilham almak için anlatacaklarımı dinleseydi, benim anti-Romeo’ma daha ilk sahnede zehri verir, beni de ağlatırdı… Bizden bir hikaye çıkmazdı yani… Oysa onun yarattığı kahramanlar, Romeo ve Juliet aşk uğruna çok yüksek bir bedel ödemiş, birbirlerine doyamadan hayata veda etmişti. O yüzden Juliet’in o meşhur balkonunu görmeden Verona’dan dönmek olmazdı. (Maalesef Romeo’nun evini ziyaret edecek vaktim olmadı.) İki gencin aşk itiraflarına “şahit” olan bu küçük balkonu önce gece, uzaktan, evin girişindeki kapının demirleri arasından; ertesi sabahsa gündüz gözüyle gördüm. Merdivenlerden yukarıya hızla koşunca, iki İtalyan görevli peşimden “ticket, ticket” diye bağırdı. Giriş biletimi satın almak için öfleye püfleye geri döndüm ama galiba iyi oldu çünkü tekrar yukarıya çıktığımda, o ana kadar kalabalık olan balkonun bomboştu. Birkaç turist aşağıdan fotoğraf çekiyordu; sanırım birkaç yabancının dijital albümünde sonsuza dek Juliet’im. Kayıtlara geçsin diye söylüyorum, Juliet olmak gibi bir dileğim yok. Ne Romeo ölsün benim için, ne de ben aşkımdan. Kavuşmasak da olur, pes ettim…

Bu arada, Romeo ve Juliet hikayesi gerçekten yaşanmış mıydı? Yaşanmadıysa, bu ev ve balkon neyin nesi? İçerideki şöminenin karşısındaki o iki dev iskemle… Duvarlardaki tablolar… Yoksa burası da Noel Baba’nın evi gibi bir yer mi? Evin bahçesinde Juliet’in bronz heykeli var. Belli ki hala Romeo’sunu bekliyor. Ama hiç yalnız kalmıyor, turistler her dakika kendisiyle fotoğraf çektiriyor. Bu arada, bu öykünün neden Verona’da geçtiğini çok merak ettim. Shakespeare İngiliz olduğuna göre pekala ülkesindeki bir yeri de yazabilirdi… Sayesinde Verona hem “aşk şehri” unvanını kazandı, hem de UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne girdi. Zevk meselsi ama havası, binaları, mekanlarıyla Verona favori İtalyan şehrim oldu. Yazıyı hoşuma giden birkaç ilginç detayla bitirmek istiyorum:

Shakespeare “Romeo ve Juliet”i yazarlığının ilk, yani acemilik döneminde kaleme aldı. Tahmini olarak, 1591-1595 yıllarında.

Ünlü şair ve tiyatro yazarının doğum tarihi bilinmiyor.

“Romeo ve Juliet” oyunu defalarca sahnelendi; karşımıza, tiyatro oyunu, müzikal, bale ve sinema filmi olarak çıktı. Ve kesinlikle sonradan ünlenmedi, Shakespeare’in yaşadığı dönemde de çok popülerdi.

Comments
  1. Müşerref Us

    Güzel bir yazı, gideceklerimin listesine Verona’yı da ekledim !