Reha Erdem üzerine notlar III. Bölüm

I. Bölüm: http://www.birinciblog.com/reha-erdem-uzerine-notlar-i-bolum/

II. Bölüm:http://www.birinciblog.com/reha-erdem-uzerine-notlar-ii-bolum/

 

Ergenlik ve Büyüme Sendromu

 

“Reha Erdem’in filmleri tarz olarak birbirinden çok farklı görünse de aslında hepsini, insana dair uzun süreli bir sorgulamanın tutarlı ve birbiriyle konuşan parçaları olarak okumak mümkün. İnsan dediğimiz şeyin, Foucault’nun tabiriyle “sadece yakın zamanda yapılmış bir icat, henüz iki yüzyıl bile yaşlanmamış bir görünüş, kavrayışımızdaki yeni bir buruşma” olduğunun kabulüyle başlar sorgulaması. Foucault’ya göre, modern insan denen bu icat “bilgi yeni bir form” keşfettiği anda tekrar kaybolacaktır. Reha Erdem’in isyankar ve huzursuz bir merakla sürdürdüğü sorgulaması yanıtlardan çok, Foucault’nun bu kehanetinin uyandırdığı heyecan ve korkunun karışımı olan ikircikli bir hissiyat üretir. Bu hissiyatı anlamak, mümkünse onun kimyasını çözmek, bizi taşıdığı duygu dünyasını düşünceyle ifade edebilmek için, Reha Erdem’in ısrarla kurcaladığı, modern insanın kurduğu kültürel düzene mesafe alıp bakabilmek lazım.” (Altıntaş, 2009, s. 49).

Reha Erdem filmlerinde “insan” olgusunun işlenişiyle ilgili düşünceleri şöyledir: “İnsanın katmanları var. Çok katmanlıyız. Korkular, düşünceler… İlaçla olmayan, insanın kendi kendini iyi etme yöntemleri ortadan kayboluyor. Kosmos’un temalarından biri de bu. Kendini bilmez bir Şaman aslında Kosmos. “Yedi kat çıktım indim” diyor. Gerçekten “yedi katlı”yız ama herkes “iki katlı” yaşıyor. Hayatımız böyle oldu. Katmanlılık derken; içe doğru da, derinlerde de zenginlikler var. Ben ilgilendiren, toplumun içindeki insan. Bütün başımıza gelen belalar yanlış, büyüyememiş, büyüyemeden büyümüş insanlar yüzünden oluyor.” (Aytaç & Yücel, 2009, s. 23).

Gülengül’ün Altıntaş’a göre: “Erdem’in kahramanları, ergenliklerini, toplumsal hayatı düzenleyen kültürün birey üzerinde kurduğu baskıyı dillendiren bir deneyim olarak yaşıyor. Yetişkinliği ertelemek için umutsuz bir çaba olan ergenlik sadece insan olma sancılarını görünür kılan bir inisiyasyon (törenle kabul) değil, bir çeşit hoşnutsuzluğun, sessiz bir isyanın da temsili bu filmlerde. Yetişkinlikse isyanın bittiği, baskının içselleştirildiği anda mümkün olabiliyor. Filmlerdeki yatalak babalar (A Ay’da, Yekta’nın bir imaya göre aynı anda babası da olan dedesi ya da Hayat Var’da Hayat’ın dedesi), sürekli öksüren erkekler (Beş Vakit’teki imam, Kosmos’taki terzi) ya da Korkuyorum Anne’de sürekli hapşıran fallik anne Neriman; hepsi adeta içselleştirdikleri bu baskıyla sakatlanmış öksürerek, hapşırarak içlerindeki kötülüğü umutsuzca söküp atmaya çalışan karakterler. Özellikle öksüren erkekler yönetmenin filmografisi boyunca sürekli ve giderek artan bir şekilde bu bağlamda kullandığı ikonografik bir anlatıma dönüşmüş durumda. Sadece görüntüde değil, ses bandında da giderek filmlerin dünyasına yerleşen öksürük sesi yetişkinlik için ödenen bedelin, çelişkili bir şekilde iktidara ortak olmak için göze alınan bir çeşit iktidar kaybının göstergesi.” (Altıntaş, 2009, s. 50-51).

Engin Ertan’a göre Reha Erdem’in filmlerindeki karakterlerde “aynı noktaya takılı kalma hali” çok açıktır ve bütün filmlerinde “büyümeye dair sorunlar, çıkmazlar” söz konusudur: “Belki de ayırdına ilk olarak Korkuyorum Anne vesilesiyle varıldığı üzere, büyümek veya başka bir açıdan bakarsak büyüyememek yönetmenin sinemasındaki temel dert olarak göze çarpıyor. A Ay’da da, hatta biraz zorlarsak Kaç Para Kaç’ta bile izdüşümlerini bulabileceğimiz bu tema, Erdem’in filmografisinin bir bakıma merkez noktası. Söz konusu sorunu üçüncü filmi Korkuyorum Anne’de açık şekilde masaya yatıram Erdem, Beş Vakit’te daha da derinlere iniyor. Korkuyorum Anne’de büyüme meselesini yetişkin bir erkeğe evrilme sürecinin aşamaları (sünnet, askerlik, evlilik ve evden ayrılma) üzerinden ele alan yönetmen, Beş Vakit’te ataerkil imgelerle çarpışmanın hayat boyu sürdüğünü vurguluyor. Beş Vakit’te cezalandırıldıkça babalarını daha da sevmeyen oğullar kadar, dedelerden azar işiten ve akabinde gözyaşı döken babalar da var.” (Ertan, 2009, s. 109).

Burak Acar, Erdem’in Kaç Para Kaç ve Kosmos haricindeki tüm filmlerinin “büyüyemeyen, büyümenin sancılı ve anlamsız yollarından geçmek istemeyen, büyüklerin kof ve duygusuz dünyasını görüp bu dünyaya dahil olmak istemeyen çocukları yahut Korkuyorum Anne’deki gibi Oedipus evresinde takılıp kalmış olanları” anlattığını düşünmektedir (Acar, 2009, s. 34).

“Reha Erdem’in tüm filmlerinde genel olarak ebeveynlere ama özel olarak babaerkil otoriteye karşı duyulan derin bir öfke ve isyan vardır. Ya da daha geniş bir ifadeyle söyleyecek olursak; eril olana, iktidarda olana, bir iktidar aracı olarak fallusa karşıdır bu isyan. Anne, çocuğun dil öncesi, yasaklar öncesi, kendini bir hissetiği varlıktır. Yokluğu daha fazla hissedilen, özlenen beklenen, sevilen, muhtaç olunan çoğunlukla annedir. Örneğin A Ay’da Yekta, her ikisi de öldüğü halde babasını değil, annesini görüyor; Korkuyorum Anne’de Ali yine ölü annesini arıyor, babasının kim olduğunu hatırlamıyor bile. Beş Vakit’te kız çocukları annelerinden, erkek çocukları ise babalarından nefret ediyorlar, Freud’u doğrularcasına. Ancak filmin genel söyleminin daha çok erkek egemen otoriteye karşı yöneltildiğini söyleyebiliriz. Hayat Var’da ise Hayat babasını seviyor. Sessiz ve derinden bir bağ ile bağlı babasına. Ama aşk yoksunu ve erkek egemen bir dünyada yaşadığının erken farkına varmış. Erkeklerin dünyasına ait olgu, obje ve durumlara önce özeniyor, sonra onları hafie alıyor ve hatta kitschleştiriyor, daha sonra da onlarla dalga geçerek intikam alıyor. Reha Erdem’in, hayatın sıkıcılığı, kuruluğu ve heyecansızlığındam daha çok erkekleri sorumlu tuttuğunu söyleyebiliriz belki. Bu mevzuda erkek ve kadın arasındaki tavrını daha çok kadından yana koymuş gibi gözüküyor.” (Acar, 2009, s. 34-35).

“Erdem’in ergen kahramanları mutluluk ve tatmin arayışının bencilce görülmediği çocukluklarına sıkı sıkıya sarılır, onlara artık bedel ödeme zamanı geldiğini hatırlatan yetişkinlere karşı mutluluk haklarını ürkek ama kararlı bir şekilde korumaya çalışırlar. Yekta dedesiyle yüzleşirken (A Ay), Ali kalp krizi geçiren babasının ilacını kasıtlı olarak geciktirirken (Korkuyorum Anne), Ömer babasını öldürmek için türlü yollara başvururken (Beş Vakit) ve Hayat dedesini ölüme terk ederken (Hayat Var) hep bu kararlılıkla hareket eder. Aile içerisindeki iktidar sahibi ve baskının uygulayıcısı babaya yönelik şiddet ve intikam duygusu, bu karakterlerin toplumsal düzeyde kültürün baskısına karşı direnişlerini, uzlaşmazlıklarını anlatır. Ancak ergenlik geçici, büyümek kaçınılmazdır.” (Altıntaş, 2009, s. 52).

 

DEĞERLENDİRME

 

“Büyümek”, “erkek olmak”, “kadın olmak” gibi yapay süreçlerin etki alanı olan beden, Reha Erdem filmlerinde tüm öznelliği tehdit eden bir göstergeye dönüştürülme tehlikesi altındadır. A Ay’ın Yekta’sı için annesiyle buluşmalarının bir hiçliğe işaret ettiği, ne resme ne söze dökülebildiği bir “gerçek” dünyaya adım atma zamanı gelmiştir. Bu adımın somutlaştığı olay, Yekta’nın okula gitme zamanının gelmesidir. Ona dikilen forma, aslında ona giydirilmeye çalışan kimliği ifade etmektedir. Hayat yaşıtlarıyla oyun oynamak, bir bebek gibi sevilmek ister. Erkek egemen cinsiyetçi bir bakışın nesnesine dönüşmek, böyle bir imgede hapsolmak istemez. Bununla birlikte her karakterin, egemen gösterge sisteminden ve onun benden üzerinden dayattığı baskıcı, indirgeyici kodlarından kendi kaçış veya direniş biçimleri vardır: Yekta, öğretmen halasını ardında bırakarak filmin sonunda ortadan kaybolur; Beş Vakit’te çocuklar kırlarda kendi zamanlarının peşine düşer. Kosmos ise, tamamen kendi varoluş biçimini geliştirmiştir: Çalışmaz, yerleşik hayatı sürmez, mülkiyetsiz ve gezgindir. Varoluşun kalıplara indirgenemeyeceğinin, bir göstergeye dönüştürülerek beden kimlikler giydirilemeyeceğinin ve bu süreçte kaybolan yaratıcılık potansiyellerinin altını çizen Reha Erdem filmlerinde, sistemi içselleştiremeyen karakterlerin durduğu ara bölge ve onların kaçış/direniş biçimleri, izleyenleri de sistemin yapaylığı ve alternatif varoluş biçimleri üzerine düşünmeye itmekte, onları oluş yönünde yeni bir bilinç düzeyine davet etmektedir.” (Tuncer, 2009, s. 102).

Burak Acar’ın deyişiyle: “Reha Erdem filmleri bir yanıyla hayatımızdaki yoksunluklara, yarım kalmışlıklara vurgu yaparken, bir yanıyla bu yoklukların ötesinde, umutlu bir dünya fikrini de barındırıyor içinde. Filmlerindeki yapıntısal öğeler, zengin düşsel çağrışımlar başka bir hayatın mümkünlüğü üzerine düşünmeye davet eder gibi. Davete icabet edilen bölgede aşk ve isyan; çoşkulu, oyunbozan bir dünya fikri karşılıyor izleyiciyi. İsyanı başka bir dünya istenci için sanki. Aynı koordinatla buluştuğu izleyiciyi de yanına alıyor ve oradan birlikte öfkeyle soruyorlar: Her şey niye yok?!” (Acar, 2009, s. 41).

“Hem tanıdık hem de yabancı olmayı başarmak kolay bir iş değil. Tanıdıklığı buralı olmak, buralı kokmak, aynı dili konuşmak, ait olduğu toprağa, kültüre, estetiği sıkıca bağlı olmak anlamlarında kullanıyoruz. Yabancılıktan kastettiğimiz ise; dilin, gramerin, biçemin, formun buralı olarak kabul edilegelmiş bir yığın estetik içi ve kültürel öğenin dışında kalması, alışılmış yerel kodlarla tanışıklık göstermemesi… İkisini birden haiz olmak hiç de kolay iş değil. Zira farklı alanlarda birçok kerelere şahit olunduğu üzere sakil durabiliyor, yapıştırma kalabiliyor ve samimiyetten kaybedebiliyor.” (Acar, 2009, s. 45).

“Erdem’in filmlerindeki ikiliklerin çocuk ve ebeveyn, başkaldıran ve otorite, modern ve geleneksel üzerinden Doğu ve Batı’ya kadar uzandığını söylemek de mümkün. Belki de onun filmlerinde bir türlü sağlıklı şekilde gerçekleşemeyen acılı büyüme evreleri, Türkiye’nin modernleşme çabasının bir yansıması. Belki de Erdem, henüz kendisi büyüyememişlerin elinde yolunu bulamayan ve bir türlü büyüyemeyen çocuklar üzerinden, büyümeye ve olgunlaşmaya çalışan ama hep engellenen bir ülkenin yakın tarihini anlatıyor.” (Ertan, 2009, s. 111).

Sonuç olarak: Reha Erdem, Türkiye’nin hem doğulu hem batılı, hem geleneksel hem de modern halinin portresini çizmeye çalışmakta ve bunu gayet özgün bir dil kullanarak yapmaktadır. Batıya özgü modern sinemanın kültürel ve estetik öğelerine fazlasıyla hakim olması bununla birlikte Türkiye’de doğup büyümüş olması, anlattığı insanlar, öyküler, olaylar kullandığı kültürel motiflerin de “biz”e ait olması onun sinemasının başarısının altında yatan nedenler olarak göze çarpmaktadır.

 

KAYNAKÇA

 

Yücel, F. (Ed.). (2009). Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan, İstanbul: Çitlembik Yayınları.

Acar, B. (2009). Herşey Niye Yok?! Reha Erdem Sinemasına Genel Bir Bakış. F. Yücel (Ed.). Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan, İstanbul: Çitlembik Yayınları.

Altıntaş, G. (2009). Kuru Rüyalar Alemi. F. Yücel (Ed.). Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan, İstanbul: Çitlembik Yayınları.

Aşar, C. (17 Nisan 2010). ‘Kosmos Bence Bir Süper Kahraman’Radikal Hayat.

Aydemir, Ş. (2009). Sol Eli Başımın Altında Olsun, Sağ da Beni Kucaklasın. F. Yücel (Ed.). Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan, İstanbul: Çitlembik Yayınları.

Aytaç, S. (2009). Sınır Üzerinde Hayat. F. Yücel (Ed.). Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan, İstanbul: Çitlembik Yayınları.

Aytaç, S., Yücel, F. (Mart 2009). Aşk Olmayan Yerde, Elin Değse Yara OluyorAltyazı Aylık Sinema Dergisi.

Boydak, S. (22 Mayıs 2006). Reha Erdem Söyleşisi, 1. Malatya Uluslararası Film Festivali.

Ertan, E. (2009). Büyüyememişler ve Büyümeye Çalışanlar…F. Yücel (Ed.). Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan, İstanbul: Çitlembik Yayınları.

Kanbur, A. (2009). Yaralarıyla Büyüyen İnsan Ruhu. F. Yücel (Ed.). Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan, İstanbul: Çitlembik Yayınları.

Kuleli, B. (Temmuz-Ağustos 2006). İlk Filmim – Nasıl Başladım?Altyazı Aylık Sinema Dergisi, s. 23-27.

Murch, W. (2007)Göz Kırparken(Çev. İlker Canıklıgil). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Tekerek, T. (11 Nisan 2010). Reha Erdem: ‘Kosmos: Takır tukur dünyada bir rüzgar sesi’Taraf Gazetesi.

Tuncer, A. Ö. (2009). Zamansallık ve Kaçış. F. Yücel (Ed.). Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan, İstanbul: Çitlembik Yayınları.

Yücel, F. (Ekim 2005). Reha Erdem Söyleşisi. Sinefil, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi.

Yücel, F. (Mart 2006). Reha Erdem’le Korkuyorum Anne’nin Gizli YollarındaAltyazı Aylık Sinema Dergisi.

 Wilde, O. (2008). Yalancılık Sanatı & Sanatçı Olarak Eleştirmen(Çev. Ercüment Özkaya). İstanbul: Epos Yayınları.