Reagan dönemi Amerikan sineması – II. Bölüm

Reagan dönemi Hollywood’unun genel ruhunu tanımlayabilmek için sizlere 2 filmden bahsedeceğim. İlki, şu anda bir yeniden çevrimi de yapılan John Milius filmi Red Dawn (Kızıl Şafak, 1984).

Red Dawn (Kızıl Şafak) 1984

Dönemin en iddialı komünizm karşıtı filmlerinden biri John Milius’un Kızıl Şafak’ıdır. Film, Amerika Birleşik Devletler’nin Sovyet-Küba ittifakı sonucu uğradığı işgali – bununla birlikte III. Dünya Savaşının çıkmasını- ve dağlara kaçıp saklanan bir grup Amerikan gencinin bir gerilla! kuvveti oluşturarak, işgalci güçlere karşı savaşmasını anlatır.

“Film tam, Reagan’ın Nikaragua’da ve dünyanın diğer ülkelerindeki komünist rejimlere karşı anti-komünist, faşist kontralara askeri destek verdiği dönemde gösterime girmiştir. Kızıl Şafak böylece Reagan’ın Sovyetler Birliği ve komünizm ile ilgili yarattığı nefret ve korku politikalarını yeniden üretimini sağlamış ve halkın da bu korkuları paylaşmasına ön ayak olmuştur.[1]

“Film alışılagelmiş sağcı temaların yanı sıra (Sovyet askerlerinin toplama kampı muhafızlarını aratmaya aşağılık yaratıklar, Latin Amerikalı devrimcilerin onların maşası, Birleşik Devletler’in ise özgürlük ve adaletin nihai kalesi olması gibi), yirmili ve otuzlu yılların faşist ve nasyonel sosyalist ideolojilerinden izler taşıyan bazı motiflerler ayırt edilir.”[2]

 

Red Dawn Fragman (1984)

YouTube Preview Image

 

 

8O’LER “BEYAZ” ORTA SINIF AMERİKAN AİLESİ VE KORKULARI

Kellner’ın deyişiyle: “Korku filmleri, yetmişli ve seksenli yılların en çok rağbet gören sinema türleri arasındaydı. Göründüğü kadarıyla ürküntü, güvensizlik ve özgüven yokluğundan kaynaklanan yaygın ruh haliyle ilintili  bir fenomen olarak, gizli güçlerle, şeytan tarafından teslim alınmayla, kesip biçmeyle, psikozlu katiller, kurt adamlar ve vampirlerle ilgili film döngüleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu filmler, kültürel kaygının, özellikle de aileye, çocuklara, politik liderliğe ve cinselliğe ilişkin kaygıların artan seviyelerine işaret eder.”[3]

“Toplumsal kriz dönemlerinde çeşitli türlerden kültürel temsiller ortaya çıkar. Kimi can sıkıcı gerçekliğe karşı birtakım çözüm ya da alternatifler ileri sürüp bunları idealize eder, kimi bu kritik durumun ortaya çıkardığı büyük korku ve kaygıları, çözünmelerine ya bir umuda ya da çözüme yer vermeyen nihilistik, bir dünya görüşü oluşturur. Korku filmleri türü, yaşanan toplumsal, siyasi, sosyal değişimlerin, özellikle de feminizm, ekonomik krizin ve politik liberalizmin neden olduğu birtakım hayati kaygı, gerilim ve korkuların kendilerine çıkış yolu bulduğu yerdir. Gizli güç (okült) motifleri sergileyen filmler, toplumsal normalliğe ve yürürlükteki kurumsal düzene yönelen tehditleri temsil etmek, ya da bastırmak için sıklıkla şeytani ya da doğaüstü figürlere başvururlar.”[4]

Reagan dönemi ideolojisi: “Ben” normal olanım ve herkes “Ben”im gibi olmalı “Ben”den farklı olan, normal değildir, şeklindedir. Ve ideolojiye göre buradaki yani ideoloji adına konuşan “Ben”: Batılı, orta ya üst sınıfa mensup “Beyaz” erkeği ve onun “orta sınıf aile”sini temsil eder. Ve farklı ırka, sınıfa, gruba ait öğeleri ikincil, yan ürün, aşağı olarak görür. Bununla birlikte bu grupları kendi içlerinde hiyerarşiye sokarak gruplandırır.[5]

Bu ideolojiye bağlı olarak çekilen Hollywood filmlerinde de bu hiyerarşi rahatlıkla görülebilir. Bu sınıflandırma içerisinde “kadın”lar ötekileştirilirler. Kamusal çalışma alanları, daha aktif, aynı zamanda akıllı, rasyonel ve mütehakkim “erkek”ler için ayrılmışken, kadınlar doğaları gereği edilgen, pasif itaatkar, evcil, hizmetçi yaradılıştadırlar ve uygun yaşam ortamları, özel hayatın alanı olan “ev”dir.[6]

 

Poltergeist (Kötü Ruh) 1982

Steven Spielberg (E.T.) yapımcılığında ve Tobe Hooper (Texas Katliamı) yönetmenliğinde çekilen Poltergeist (Kötü Ruh),  Reagan döneminde orta sınıfa mensup “beyaz” çekirdek bir ailenin sınıfsal düşüş korkularını (iş, ev ve ailenin kaybedilmesi gibi) gizli ve şeytani güç metaforlarını kullanarak  anlatır.[7]

Film, dönemin muhafazakar hegemonya sonucu ortaya çıkan sosyal kaygıların alegorik bir anlatımıdır.  Reagan dönemi, Amerikan tarihinde daha önce yaşanmamış bir sınıfsal çatışmaya (sınıflar arasında yaşanan büyük çapta bir yeniden paylaşım)  sahne olmuş ve  varlıklı orta sınıf ve üst sınıfa mensup ailelere, şiddetli kapitalizmin bir getirisi olarak, varlığını, sınıfsal konumunu kaybetme, işsiz kalma gibi korkuları beraberinde getirmiştir. Bu dönemde çekilen muhafazakar korku filmleri, genellikle aktif otorite ve kurumların kötülüğü altetmesinin fantazilerinin seyircinin üzerinde yarattığı tatmin duygusu üzerine kuruludur. Ancak Poltergeist (Kötü Ruh) ve onun çağdaşı diğer bazı korku filmleri, tarihsel ya da evrensel kötülüğün, otoriter (devlet) güç tarafından yokedilemiyeceğinin savının gösterimini yapmış ve izleyiciyi bu tatmin duygusundan mahrum bırakmışlardır. Bununla birlikte bu filmler, toplumu kriz içerisinde göstermiş, geleneksel otoriter güçlerin öfkeli evrensel kötülüğün yenmede yetersiz kaldığını gösterirken, bunu geçerli olan otoriteyi (Reagan’ın Devleti) suçlamak adına yapmamıştır. Aksine yeryüzünde, devletin veya devlete bağlı kurumlarında çözemeyeceği bazı kötücül, şeytani güçler olduğunun altını çizerek, böylelikle hali hazırdaki otoriter gücü aklamış, bir anlamda da düzlüğe çıkarmıştır. [8]

Poltergeist (Kötü Ruh) gibi filmler, canavarlar ve şeytani güçler tarafından saldırıya uğramış –Reagan modeline uygun- muhafazakar, orta sınıfa mensup “iyi” ailelerin ideolojik anlamda korunmasını sinematik anlamda söylemleştirmişlerdir. Poltergeist (Kötü Ruh) söylediğimiz gibi Steven Spielberg’ün yapımcılığında (aynı zamanda senaristliğinde) çekilmiştir. Kellner’a göre aynı yıl çekilen (1982) E.T., Reagan dönemi varlıklı, istediği herşeye sahip, refah içinde yaşayan orta sınıf ailesinin yaşam tarzını ve yaşadığı ortamı daha sempatik ve duygusal bir gösterimini yaparken, Poltergeist (Kötü Ruh) ise bu “yeni” orta sınıf ailenin korkularının, güvensizliklerinin, kabuslarının sembolik gösterimlerini yapar.[9]

 

Poltergeist Fragman (1982)

YouTube Preview Image

 

DEĞERLENDİRME

“ABD, 21. yüzyıla 20. yüzyılda yaşanan herşeyi geride bırakan rakipsiz bir egemenlik konumuyla girmiştir. Amerika’nın  “serbest pazar ideolojisi” artık dünyanın ideolojisidir.”[10]

Ve bu ideolojinin dünya ülkelerine yayılmasını sağlayan baş aktörlerden birisi Hollywood’dur.

Hollywood’un gücünün kaynağı sinemanın tarihinin ötesine, on dokuzuncu yüzyıl sonundan beri kapitalist mübadelenin bütünleyici bileşeni olagelen kültürel iletişim kompleksine (yani “kültür emperyalizmi”) dayanır.[11] Bunun günümüzdeki ismi “küreselleşme”dir.

“Amerikan dış siyaseti önemli gerilimlerle uğraştığı zaman, sinema sektörü, gerilimin giderilmesine ve anlaşma ortamının oluşmasına belirli bir derecede katkıda bulunur.  Fakat, devletin projelerinin tehdit altında olup olmadığına da şöyle bir göz gezdirir. Bu tutum, Hollywood’un devlete bakışına ait temel meseleyi gözler önüne serer.”[12]

Sonuç olarak: “Sosyalist bloğun çözülmüş olması, kapitalizmin ideolojik motifinden vazgeçileceği anlamına gelmemektedir. Sınıfların mücadele tarihi hala sürmektedir. Dolayısıyla, kapitalizmin ya da emperyalizmin yayılmacı, entegrasyoncu, tekleştirici yapısı ne kadar işlenirse işlensin, her ulus-devlet kapitalizmin, verili ölçekte egemen ideolojinin bütünlüğüne ihtiyaç duyacaktır. Dünün reel sosyalizmine (yani Sovyetler Birliği’ne karşı) türetilen ideolojik tahkimat, bugün “global terör”, islamcı terör” gibi düşmanlar  ilan edilerek, bunlara karşı bir tahkimat yapılarak aynen yürütülmektedir. İdeolojik tahkimatın nesnesi değişmiş olasa da, kapitalizmin ideolojik tutumunda bir değişiklik yoktur.”[13]

Bununla birlikte ABD, sinemayı kendisine muhalif güçlere karşı kullanmanın yanında, kendi ideolojisini, diğer dünya ülkelerine yaymak, aşılamak amacıyla da her zaman bir silah olarak görmüştür. (Örn: A-Team (A Takımı) 2010).



[1] Douglas Kellner’ın “Film, Politics, and Ideology: Reflections on Hollywood Film in the Age of Reagan” adlı makalesinden.

[2] Douglas Kellner’ın “Politik Kamera” Kitabı, “Vietnam ve Yeni Militarizm” bölümünden.

[3] Douglas Kellner’ın “Politik Kamera” Kitabı, “Korku Filmleri” bölümünden.

[4] Douglas Kellner’ın “Politik Kamera” Kitabı, “Korku Filmleri” bölümünden.

[5] Douglas Kellner’ın “Cultural Studies,  Identity & Politics Between Modern & Postmodern Media Culture” kitabının  “From Reagan To Rambo” bölümünden.

[6] Douglas Kellner’ın “Cultural Studies,  Identity & Politics Between Modern & Postmodern Media Culture” kitabının  “From Reagan To Rambo” bölümünden.

[7] Douglas Kellner’ın “Cultural Studies,  Identity & Politics Between Modern & Postmodern Media Culture” kitabının  “Poltergeist, Gender and Class in The Age Of Reagan & Bush” bölümünden.

[8] Douglas Kellner’ın “Cultural Studies,  Identity & Politics Between Modern & Postmodern Media Culture” kitabının  “Poltergeist, Gender and Class in The Age Of Reagan & Bush” bölümünden.

[9] Douglas Kellner’ın “Cultural Studies,  Identity & Politics Between Modern & Postmodern Media Culture” kitabının  “Poltergeist, Gender and Class in The Age Of Reagan & Bush” bölümünden.

[10] Toby Miller’ın, “Hollywood Tarihi kültür emperyalizmi ve küreselleşme” isimli makalesinden.

[11] Toby Miller’ın, “Hollywood Tarihi kültür emperyalizmi ve küreselleşme” isimli makalesinden.

[12] Jean-Michel Valantin’in “Küresel stratejinin üç aktörü: Hollywood, Pentagon ve Washington” isimli makalesinden.

[13] Hamdi Karaşin’in, “Hollywood’un hası Beyaz Saray Sineması “ adlı makalesinden.

 


 

KAYNAKÇA

Behlil, M. (Yaz 2005). “Global” Sinema ve “Dünya” Sineması”Seyir No: 2

Çetin, B. (2003). “Siyasal İslamın Türkiye’deki Evrimi”. 

Gevgilli, A. (1989). “Kültür Emperyalizmi ve Sinema”, Çağını Sorgulayan Sinema, İstanbul: Bağlam Yayınları.

Gönen, M. (2007). Hollywood Sinemasıİstanbul: Es Yayınları.

Gönen, M. (2004). Paradoksal Sanat Sinema, İstanbul: Es Yayınları.

Karaşin, H. (2005). “Emperyalist Siyasetten Sinemaya: Hollywood’un Hası Beyaz Saray Sineması”Yeni İnsan Yeni Sinema.

Kellner, D. (1995). Media Culture: Cultural Studies, Identity and Politics Between The Modern and The Postmodern. New York: Routledge.

Kellner, D. (1991). Film Politics and Ideology: Reflection On Hollywood Film In The Age Of Reagan. Velvet Light Trap, Issue: 27

Kellner, D. (1993). “Toplumsal Teori Olarak Postmodemizm: Bazı Meydan  Okumalar ve Sorunlar.” Modemite versus Postmodemite. Mehmet Küçük (derleyen ve çeviren). İstanbul: Vadi Yayınları. 227-259.

Miller, T. (2001). Global HollywoodLondon: British Film Institute.

Ryan, M., Kellner, D. (1997). Politik Kamera, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Şeylan, G. (1999). “Küreselleşmenin Gelişimi” Emperyalizmin Yeni Masalı Küreselleşme, Ankara: Güldikeni Yayınları.

Türkmen, F. (2005). “ABD’nin Dış Politikası: Devamlılık ve Değişim” Doğu Batı, Sayı: 32.

Uluç, G. (2003). Küreselleşen Medya: İktidar ve Mücadele Alanı, İstanbul: Anahtar Kitaplar.

Valantin, J. M. (2007). Küresel Stratejinin Üç Aktörü: Hollwood, Pentagon, Washington, İstanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı, 2007.