Reagan dönemi Amerikan sineması – I. Bölüm

Hollywood Sineması Nedir?

Hamdi Karaşin’in deyişiyle:

“Hollywood sineması; popüler beğeniye göre film üreten, manipülatif işlevi ve önemi olan, konjonktürel yönelimleri yansıtan (yani dönemin sosyal ve siyasi yapısının bağlı olduğu unsurlar), eğlenceye ve haz duygusuna nitelikten önce önem veren, gişe hasılatları amaçlayan ticaret sineması üreten, film veya sanat üretim sürecini metalaşmaya dönük olanaklarıyla değerlendiren devasa bir sinema endüstrisidir.”[1]

Beyaz Saray Sineması Nedir?

 Yine Hamdi Karaşin’in deyişiyle: “Beyaz Saray Sineması: ABD’nin ulusal çıkarlarına, devlet otoritesine, ordunun güvenirliliğine, ABD’nin uluslar arası politikalarına karşı olmayan, aksine bu ölçüleri koruyan, söz konusu politikaları korporatist anlayışla geliştiren sinema anlayışıdır.”[2]

Örnek: Reagan döneminde muhafazakar anlayışta çekilen filmler ya da 11 Eylül sonrasında çekilen Sum Of All Fears (En Büyük Korku) 2002, Black Hawk Down (Kara Şahin Düştü) 2001, ya da geçen senenin Oscar şampiyonu The Hurt Locker (Ölümcül Tuzak) 2008, gibi filmler.

Pre-Reagan Dönem Ya da Amerika’nın Süper Güç Konumuna Yükselmesi

 Amerika, 1930’lu yıllardan özellikle de II. Dünya Savaşı’ndan itibaren sinemayı kendi amaçları için, günümüze dek kullanagelmiştir. “ABD sineması (yani Hollywood), II. Dünya Savaşı’na yaklaşan günlerde sol’a; savaş ile birlikte faşizm, Almanya ve Japonya’ya, savaş bittikten sonra da bu kez komünizm’e karşı açıkça kullanılmıştır.”[3]

“ABD her iki dünya savaşından da en az zarar ve en çok karla çıkan ülke olmuştur. ABD’ye “Süper Güç” denilmeye başlandığı bu dönemde, kapitalist rekabet içindeki Almanya ve Japonya’nın etkinliği dümdüz edilmiştir. Bu bölgelerde ABD’nin ekonomik-siyasi ve askeri gücü tahkim edilmiştir. Sosyalist blok ile emperyalist-kapitalist blok arasında savaş sonrası dönemde ideolojik kutuplaşma belirginleşmiş, artık silahlarla güdülmeyen siyaset “Soğuk Savaş” denilen ideolojik bir harbe dönüşmüştür.” [4]

Bu bağlamda ABD dış politikasındaki dönüm noktasını 1947 yılında ABD dışişlerindeki önemli sovyet uzmanlarından George Kennan’ın kavramsallaştırdığı “çevreleme politikası” Sovyet blokuna karşı uygulamaya konması olmuştur. Bunu aynı yıl “özgür uluslara yönelik silahlı saldırı veya dış tehditlere karşı destek verilmesini” içeren Truman doktrini, savaşın çökettiği Avrupa’nın kalkınması için Marshall Planı, batı blokunun güvenliğini sağlamak amacıyla 1949 yılında Kuzey Atlantik Paktı’nın oluşturulması takip etmiştir. Kore savaşı, Küba krizi ve Vietnam gibi bloklararası doğrudan veya dolaylı çatışmalara sahne olan Soğuk Savaş döneminde küresel bir güç konumuna gelen ABD, dış politikasını dayandırdığı  özgürlük ve demokrasi gibi temel değerleri salt komünizmle mücadale kavramı ile özdeşleştirmiş ve bu uğurda anti-demokratik rejimlere destek vererek hem kendi savunduğu ideallerle çelişkiye düşmüş, hem de özellikle kalkınmakta olan ülkelerde Amerikan aleyhtarlığının tohumlarını –Sovyet propagandasının yanı sıra- bizzat kendisi ekmiştir.[5]

Çevreleme Politikası

 “Soğuk savaş psikolojisinin dünyaya hakim olmasıyla birlikte ülkeler kendilerine bir taraf seçmek zorunda kalmışlardır. Özellikle üçüncü dünyanın 1945’lerden itibaren yaşamaya başladığı bağımsızlaşma süreci (dekolonizasyon) Doğu ve Batı bloklarının yakından takip ettiği bir olgu haline gelmiştir. Bu yeni bağımsızlaşmış ülkeleri, her iki blokta kendi tarafına çekmek istemiştir. Bunu sağlamanın en kolay yolu olarak da bu ülkelere hatırı sayılır miktarlarda maddi destek sağlaması yolu seçilmiştir.”

“Bu pozisyonda Batı Bloğu’nun güttüğü çevreleme politikasındaki amaçları: Sovyetleri pazarlıkta köşeye sıkıştıracak direnç noktaları aratmaktı. Sovyet liderlerinin, alternatif politikaların yararsızlığı görüldüğünde barışçı politikalar izleme kapasitesine sahip olduklarına önemli ve destekleyici delillerle inandılar bu çevreleme politikasının tamamen saldırgan olmayan, vurgulanan umuduydu ve bu umut sözü edilen politikanın yerleşme olasılığındaki inanca dayanıyordu.”

G. Kennan için: “Endüstri, güç için anahtar bileşendi. Endüstri gücün hammaddesiydi”. Ve ABD endüstri merkezlerinin çoğunu kontrol ediyordu. Dünyada beş tane merkez vardı, bunlar; Birleşik Devletler, İngiltere, Batı Almanya, Japonya ve Sovyetler Birliği’ydi. Birleşik Devletler ve gelecekteki müttefikleri bunlardan dördüne sahipti ve Sovyetler tek başınaydı. Çevreleme politikası, Sovyetleri kendi bölgesine hapsetmekti.” [6]

 

Truman Doktrini

 “Truman Doktrini, politikasının bir parçası olarak düşünülmelidir. Türkiye üzerinden örnek verirsek, SSCB ve Türkiye arasında kaynağını Boğazlar sorunun oluşturduğu bir anlaşmazlık süregelmiştir. Savaş bittikten sonra bu gerilim daha da artmıştır. “19 mart 1945’te, dönemin Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov Türkiye ve Sovyetler arasında 1925’te imzalanan saldırmazlık paktının geçersiz olduğunu açıklamıştır.” [7]

1947’ye geldiğimizde içinde bulunduğu ekonomik zorluklardan ötürü Balkanlarda savaş  sonrasında önemli bir güç olması planlanan İngiltere bölgeden çekilme karar almıştır. (1946 yılında  İngiltere’nin ödemeler dengesi açığı 380 milyon sterline ulaşmıştır.) [8]

Sovyetlerin Balkanlar üzerindeki baskıları ve İngiltere’nin çekilme kararı üzerine ABD Başkanı Harry Truman kongrede kendi adıyla anılacak doktrini açıklamıştır:

”İnanıyorum ki; Birleşik Devletlerin politikası, silahlanmış azınlıkların baskısına veya dış baskılara direnen özgür insanlara destek vermek olmalı. İnanıyorum ki; kendi kaderlerini, kendi yollarıyla belirlemek isteyen insanlara yardım etmeliyiz. İnanıyorum ki; yardımlarımız öncelikle ekonomik ve politik istikrarı sağlamak için gerekli olan finansal yardım şeklinde olmalı.”

Bu bağlamda “bunun bir başlangıç olduğunun anlaşılması şartıyla Türkiye’ye 150 milyon dolarlık bir yardım için kongreden istekte bulunulmuştur.”  Bu noktadan sonra rahatlıkla Türkiye, Soğuk Savaş’ta tarafını belli etmiştir denebilir.

Bahsettiğimiz bu iki olgu; daha sonra bahsedeceğimiz aşırı milliyetçi, militarist ve muhafazakar Cumhuriyetçi ideolojinin oluşmasında başrol oynayan daha doğrusu Reagan dönemi “Yeni Sağ” siyasetinin üstünde yükseldiği temeller olarak düşünülebilirler.

Reagan Dönemi

 Özgürlükçü 60’lı yıllar, 70’li yıllar süresince yaşanan ekonomik, sosyal toplumsal olaylar sonrasında (örn: Watergate Skandalı, Vietnam Savaşı, Rusya’nın Afganistan’ın işgali…) Amerika 80’li yıllarla birlikte yeni bir yapılanma sürecine girmiştir.

Yeniden yapılanmanın, yeni dünya düzeninin şampiyonları ABD Başkanı Ronald Reagan, İngiltere Başbakanı Margareth Thatcher’dır. Reagan iki defa (1981- 1989 yılları arasında denk düşüyor.), İngiltere başkanı Margareth Thatcher üç defa seçimi kazanmışlardır. Bu başarıda teknolojik devrimin de çok önemli bir rolü vardır. Artık medya tamamen merkezidir. 1960’lı yılların çoğulcu, -dönemin özgürlükçü anlayışını yansıtan-  durumdan söz etmek mümkün değildir.[9]

“Dönemin ekonomik süreçleri, siyasal yapıları ve toplumsal ilişkileri piyasa dinamiklerince belirlenir duruma gelmiştir. Toplumsal ya da ulusal yarar adına düzenlenmiş olan ilişkiler piyasa ekonomisinin serbestleşmesine bağlı olarak tasfiye edilmeye başlanır. Devletin konumunda siyasal ve toplumsal yapılarda liberal ekonominin yönelimine bağlı olarak dönüşümler uygulanır.” Yeni Sağ ideoloji, refah/sosyal devletin bugüne değin taşıdığı belirli işlevleri daraltıp, piyasacı devletin koşullarını hazırlamaya, bu yönde bir egemenlik oluşturmaya çalışır. “Devletin ekonomik süreçlerdeki merkezi konumu küçültülürken, sermaye birikim sürecinin büyük ya da küçük ölçekli unsurları sermayenin asıl aktörleri haline haline getirilmiştir. Rekabetçi piyasa, söz konusu aktörlerin de dinamik bir şekilde yer değiştirebileceği olanakları yaratır. Aynı zamanda sermayenin önündeki engellerin kaldırılmış olması kapitalizmin küresel entegrasyonunu da beraberinde getirir.”[10]

Bu entegrasyon işgal anlamına gelmektedir. Kültürel yani kültür emperyalizmi dediğimiz şey ya da gerçek anlamda, fiziksel işgal yani; Körfez Savaşı ya da Irak’ın işgali gibi.

80’li yıllar süresince Reagan’ın danışmanlığını ve 2000’li yıllarda George W. Bush’a danışmanlık yapmış olan Robert Zoellick, Cumhuriyetçi Parti’nin, yani “Yeni Sağ” ideolojinin,  beş dış politika ilkesini şöyle sıralamıştır:

  1.  ABD, ulusal çıkarını  takip etmekten ve tehlike karşısında gücünü kullanmaktan çekinmemelidir. (Reagan döneminde Nikaragua’ya yapılan operasyon ve günümüzde George W. Bush döneminde Irak’ın işgali.)
  2. Çağdaş Cumhuriyetçi dış politika, ABD’nin ittifak ve koalisyon içerisinde olduğu partnerlerinin sorumlulukları onunla paylaşmalarını gerektirmektedir. (Örn: İngiltere’yle kurulan ittifak. Reagan’ın, Arjantin’le yapılan Falkland Adaları savaşında Thatcher’a, İngiltere’ye verdiği destek.)
  3. Uluslararası örgüt ve anlaşmalar etkin dış politika araçları olarak müzakereleri kolaylaştırmalı, ortak çıkarlara hizmet etmeli ve anlaşmazlıkların işbirliği yoluyla çözümlenmesini sağlamalıdırlar. Buna karşın, her türlü sorunun sadece çok-taraflılık ilkesine dayanılarak çözümlenmeyeceği kesindir; (Örn: Irak’ın işgali sırasında Birleşmiş Milletler’in tanınmaması.)
  4. Bilişim ve iletişim alanında gerçekleştirilen devrimler, ticaret ve finansın siyaset ve güvenlik alanında da daha büyük bir rol oynamasına yol açmıştır. ABD dış politikaları bu yöndeki gelişmelere, piyasaları ve zihniyetleri açarak katkıda bulunmalıdır; (Örn: Reagan döneminde yaşanan ve medyayı mekezileştiren teknolojik devrimler.)
  5. ABD kendisine karşı nefret besleyen ve her türlü nükleer, biyolojik ve kimyasal silahı kullanmaya hazır olan düşmanlarına karşı son derece uyanık olmalıdır.[11] (Örn: I. Körfez Savaşı, Irak’ın işgali ve günümüzde İran’ın konumu ve ABD’nin tutumu.)

Reagan Döneminde Hollywood

Hamdi Karaşin’e göre 80’ler Hollywood’un da dönemin konjonktürel ruhuna da denk düşen parlatılan temalar[12] ;

– Girişimcilik-Bireycilik

–  Piyasacılık

– Özelleştirmecilik

– İzolasyon-Yabancılaşma

– Eğlence-haz-dans ve tüketim

– Çocuk-Gençlik

Douglas Kellner’a göre: 1978-1980 yılları arasında çekilen  John Carpenter’ın “Halloween” ve Brian De Palma’nın “Dressed To Kill” (Öldürmeye Hazır) filmleriyle, aynı dönem çekilen iki muhafazakar Vietnam filminin Michael Cimino’nun “Deer Hunter” (Avcı), Francis Ford Coppola’nın “Apocalypse Now” (Kıyamet) ortaya çıkışı tesadüf  değildir.  Bu filmlerin dördü de, eril iktidar ve sağ kanat şiddetin kadınlara ilişkin gerilemeci betimlemeler eşliğinde savlanmasıyla ayırt edilir ve söz konusu dönem içinde Amerikan kültürünün girdiği bir dönemeci haber verir ki, bu dönüşün çizdiği yörünge, Reagan’lı seksenlerde Yeni Sağ’ın Amerikan siyasetinde itici bir güç olarak yükselmesi ve militarizmin taze bir güç kazanması ile kesişecektir.”[13]

“Amerikan kültüründe militer kahramanlığa ilişkin sinemasal temsillerle ulusal özgüven duygusu iç içe geçmiş gibidir. Özellikle muhafazakar bakış açısına göre, ulusal azamet, askeri güç kullanımından geçer. “Savaş sırasında, ulusal eril itibarı temsil eden askerlerin dayanıklık ve cesareti sınanır ve kanıtlanır.”[14]

II. Dünya Savaşı sonrasının bu ritüele ilişkin sinemasal temsillerinde, erkekliğin kanıtlanmasına Amerikan askerini ezilmiş halkların yiğit kurtarıcısı ve özgürlük savunucusu olarak resmeden bir milliyetçi idealizm eşlik etmiştir.

“Ne var ki savaşın sona ermesinin ardından, faşist hareketin sağ kanat korporatizmine karşı politik özgürlüğün savunulması, yerini hem Sovyet komünizmine, hem de Latin Amerika’dan Güneydoğu  Asya’ya kadar dünya üzerindeki bütün ulusal bağımsızlık mücadelelerine karşı savunucusu Amerikan askeri efsanesine, kapitalizm savunusunun gerektirdiği üzere politik özgürlük ve demokratik hakların sık sık gözardı edilmesiyle kısa zamanda gölge düşmeye başlamıştır. Reagan dönemiyle birlikte, Kellner’ın deyişiyle “Yeni Militarizm” doğmuş ve 80’li yıllar boyunca Hollywood da  bu anlayışta birçok  savaş filmi çekilmiştir. Geçmişe ait “haklı savaş” kavramının çağdaş bağlamda yeniden ortaya sürülmesi, Amerikan sağının, muhafazakar ve sağcı bir hareket olmanın ötesinde kendisini komunizmi yeryüzünden silmeye adamış Alman Nazizmini ısrarla komünizmine eşitlemesini hatırlatır.” [15]

“Nitekim kimi militarist filmlerde, Vietnamlılar, Ruslar ya da “düşmanlar Japon ve  Alman askerlerinin II. Dünya Savaşı’nda giydiklerine dikkat çekici ölçüde benzeyen üniformalar içinde sunulur.”[16]

“Bu dönem çekilen filmlerin metinlerindeki anahtar unsur; Vietnam yenilgisi ve 70’ler feminist ve sivil hak hareketleriyle birlikte büyük kayıplara, erozyona uğrayan “beyaz erkek” gücünün, onurunun “re-maskülinizasyon”u ve yeniden inşasıdır.  Bu filmler; erkek gücünün imgeleri üzerinden,  Amerikan masumiyetini, dayanıklılığını, savaşçı kahraman ruhunu ve de Reagan dönemi ideolojilerine uygun şekilde militarist Amerikan vatanseverliğini  yansıtırlar.”[17]

“Bu filmlerde ırkların tematik gösterimi de, militarist içeriğin yansıtılmasına uygun şekilde planlanırlar. Ruslar  ya da Vietnamlılar (Kübalı ve zaman zaman Meksikalılar) “kötü”lüğün vücut bulmuş halindeki yabancı ve düşman “Onlar” olarak temsil edilir ve ötekileştirilirler. Amerikalılar ise “erdem”in vücut bulmuş halini, iyiliği, masumiyeti ve kahramanlığı temsil ederler. Kellner’ın deyişiyle “Reagan militarizminin inanç sistemi güçlü bir ordu ve muhafazakar, ahlaki militarist değer ve duygular üzerine  kuruludur. Erkek kahramanlar, toplumu düşmanlardan, ahlaksal çürümeden ve feminizmden koruyan, Reagan dönemi ideal “beyaz erkeğinin” temsilleridirler.”[18]

Bununla birlikte bu kahramanlar dönemin “serbest piyasa ekonomisi” ve ferdi girişimciliğine paralel olarak, bireysel kahramanlığı ve başarıyı ön plana çıkartırlar.

 


 

[1-2] Hamdi Karaşin’in, “Hollywood’un hası Beyaz Saray Sineması “ adlı makalesinden.

[3] Ali Gevgilli’nin “Kültür Emperyalizmi ve Sinema” isimli makalesinden.

[4] Hamdi Karaşin’in, “Hollywood’un hası Beyaz Saray Sineması “ adlı makalesinden.

[5] Füsun Türkmen’in, “ABD’nin Dış Politikası: Devamlılık ve Değişim”  isimli makalesinden.

[6-7-8] Barış Çetin’in “Siyasal İslam’ın Türkiye’deki Evrimi “isimli makalesinden.

[9] Doç. Dr.  Gencay Şeylan’ın “Küreselleşmenini Gelişimi” isimli makalesinden.

[10] Hamdi Karaşin’in, “Hollywood’un hası Beyaz Saray Sineması “ adlı makalesinden.

[11] Füsun Türkmen’in, “ABD’nin Dış Politikası: Devamlılık ve Değişim”  isimli makalesinden.

[12] Hamdi Karaşin’in, “Hollywood’un hası Beyaz Saray Sineması “ adlı makalesinden.

[13] Douglas Kellner’ın “Politik Kamera” Kitabı, “Vietnam ve Yeni Militarizm” bölümünden.

[14] Douglas Kellner’ın “Politik Kamera” Kitabı, “Vietnam ve Yeni Militarizm” bölümünden.

[15] Douglas Kellner’ın “Politik Kamera” Kitabı, “Vietnam ve Yeni Militarizm” bölümünden.

[16] Douglas Kellner’ın “Politik Kamera” Kitabı, “Vietnam ve Yeni Militarizm” bölümünden.

[17] Douglas Kellner’ın “Cultural Studies,  Identity & Politics Between Modern & Postmodern Media Culture” kitabının  “From Reagan To Rambo” bölümünden.

[18] Douglas Kellner’ın “Cultural Studies,  Identity & Politics Between Modern & Postmodern Media Culture” kitabının  “From Reagan To Rambo” bölümünden.



 

KAYNAKÇA

Behlil, M. (Yaz 2005). “Global” Sinema ve “Dünya” Sineması”, Seyir No: 2

Çetin, B. (2003). “Siyasal İslamın Türkiye’deki Evrimi”. 

Gevgilli, A. (1989). “Kültür Emperyalizmi ve Sinema”, Çağını Sorgulayan Sinema, İstanbul: Bağlam Yayınları.

Gönen, M. (2007). Hollywood Sineması, İstanbul: Es Yayınları.

Gönen, M. (2004). Paradoksal Sanat Sinema, İstanbul: Es Yayınları.

Karaşin, H. (2005). “Emperyalist Siyasetten Sinemaya: Hollywood’un Hası Beyaz Saray Sineması”. Yeni İnsan Yeni Sinema.

Kellner, D. (1995). Media Culture: Cultural Studies, Identity and Politics Between The Modern and The Postmodern. New York: Routledge.

Kellner, D. (1991). Film Politics and Ideology: Reflection On Hollywood Film In The Age Of Reagan. Velvet Light Trap, Issue: 27

Kellner, D. (1993). “Toplumsal Teori Olarak Postmodemizm: Bazı Meydan  Okumalar ve Sorunlar.” Modemite versus Postmodemite. Mehmet Küçük (derleyen ve çeviren). İstanbul: Vadi Yayınları. 227-259.

Miller, T. (2001). Global Hollywood, London: British Film Institute.

Ryan, M., Kellner, D. (1997). Politik Kamera, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Şeylan, G. (1999). “Küreselleşmenin Gelişimi” Emperyalizmin Yeni Masalı Küreselleşme, Ankara: Güldikeni Yayınları.

Türkmen, F. (2005). “ABD’nin Dış Politikası: Devamlılık ve Değişim” Doğu Batı, Sayı: 32.

Uluç, G. (2003). Küreselleşen Medya: İktidar ve Mücadele Alanı, İstanbul: Anahtar Kitaplar.

Valantin, J. M. (2007). Küresel Stratejinin Üç Aktörü: Hollwood, Pentagon, Washington, İstanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı, 2007.