Piri Reis Atlantis’i keşfetti mi?

25 Ekim ve 10 Kasım 2011 tarihleri arasında Paris’te gerçekleştirilen 36. UNESCO Genel Konferansında alınan bir karar ile 2013 yılı programına, Piri Reis Haritasının 500.yılı kutlamaları dahil edilmişti. 2013’e girdiğimiz şu günlerde, biz de bu vesileyle, Piri Reis’i analım istedim.

Biz Wikipedia olmadığımıza göre size burdan Piri Reis’in hayat hikayesini anlatmak niyetinde değilim. Hepimiz onu çizmiş olduğu bir harita sayesinde hatırlarız. Osmanlı’nın başarılı Kaptan-ı Derya’sı aslen gençliğinde amcası Kemal Reis ile birlikte denize açılmış ve korsanlık yapmıştı. Belki de daha o yıllarda denizi, akıntıları, rüzgarları ve havayı okumayı öğrenmişti.

Korsanlıktan sonra, Amcasının vefatına kadar geçen sürede birlikte Osmanlı’ya hizmet ettiler. Vefat’dan sonra ise, memleketi Gelibolu’ya gelerek, en önemli eserlerinden Kitab-ı Bahriye üzerine çalıştı. Korsanlık zamanından ve donanma seferlerinden elde ettiği coğrafi ve kültürel bilgileri, denizcilik bilgileri ile bir araya getirerek, kitabının ilk taslağını çıkartmıştı.

Bunun yanı sıra karşılaştığı denizcilerden, esir aldığı kaptanlardan, ele geçirdiği haritalardan elde edindiği bilgileri ise toplayarak bir dünya haritası çıkartır. 1513 tarihli bu harita, bugün dünyada üzerinde en çok tartışmaya sebep olmuş haritadır.

Geyik derisi üzerinde çizilmiş harita üzerinde, birçok yazılı not vardır. Bu notlardan anlaşıldığı üzere, Piri Reis’in bizzat kendisinin çıkardığı bir harita olmayıp, 20 kadar diğer haritanın kendisi tarafından derlenerek veya kopya edilerek bir araya getirilmesi ile oluşturulmuştur. Peki nedir bu haritayı bu denli önemli kılan ?

  • Amerika’nın kaşiflerinden Kolomb’un geriye bıraktığı bilinen hiçbir harita olmamasına rağmen, Piri Reis’in haritasının üzerinde, Kolomb’un haritasından da esinlendiği yazılıdır. Bu vesile ile Kolomb’a ait olduğu düşünülen bir haritanın tek referansıdır.
  • Harita bugünkü haritalarla karşılaştırıldığında bazı bölgeler inanılmaz orjinallikte çizilmiş olmasına rağmen bazı kısımlarda ise hatalıdır. Piri Reis’in bu eser için bir araya getirdiği kaynak haritaların peşine düşüldüğünde, hangi kıtalar için kimlerin haritalarından esinlenmiş olabileceğine dair tahminler yürütülmüştür. Eser üzerindeki belirgin hatalar, kaynakların tespitinde oldukça yardımcı olmuştur.
  • Güney Amerika kıyıları Piri Reis’den önce de birkaç defa çizilmiş olmasına rağmen harita üzerinde bu kıyılar Asya’nın doğu kıyıları gibi gösterilmişti. Antartika’yı da gösterecek şekilde haritanın bütün dünya kıtalarını gösteriyor olması, Piri Reis’in eserini bilinen dünyanın ilk haritası olmasına sebeptir. Haritanın hayret verici bir özelliği ise, denizcilerin lokasyonlarını doğru bir şekilde tespitini sağlayan denizci saatinin keşfinden 200 yıl önce çizilmiş olmasıdır. Oysa Afrika ve Güney Amerika kıyıları, bugünkü haritalara göre yarım derecelik (2 dakika) bir sapma ile çizmilmişti.
  • Bugün yaşayan birçok insana göre insanlık tarihi yer yüzünde bilinenden çok eskidir. Atlantis efsanesini neredeyse bilmeyeniniz yoktur. Bir düşünceye göre Piri Reis’e kaynak olan haritalardan birisi, binlerce sene, hatta bilinen insanlık tarihinden (yaklaşık 6000 yıl) çok daha öncesine ait olduğudur. Bunun sebebi ise Piri Reis’in haritasında çizdiği Antartika kıtasıdır.

Antartika, buzlarla çevrili bir kıta durumunda olmasına rağmen, Piri Reis haritası Antartika’nın yalnızca kara bölümlerini göstermektedir. Antarktika’nın buzul çevrili halinin bile keşfinden 300 yıl öncesinde oluyor bu. Teknoloji ise insana ancak 1952 senesinde ses dalgaları ile Antartika’daki dağları inceleme şansı verdi. Sonuçlar Piri Reis’inki ile tutuyordu. Yanlış hatırlamıyorsam 1980’li senelerin başlarına kadar da Antarktika’nın buzullar altındaki kara haritasını net bilmiyorduk. Ancak uzaydan çekilen kızılötesi görüntüler tespit etti ki Atlantis birçok adadan ve göllerden oluşan bir kara parçasıydı. Üzerinde akarsular ve hatta altında sönmüş bir volkana dahi rastlanmıştı.

İşte bu bulgular bir anda spritüel ve mistik dünya ile tarih atasında Piri Reis haritasını bir köprü haline getirdi. Adeta StarGate filmindeki bir yıldız kapısı gibi. Günümüzden 2400 sene önce ünlü filozof Platon’un tarif ettiği kayıp Atlantis’in Antartika altında gömülü olduğu düşüncesi bir anda dünyayı sardı. Erich Von Daniken meşhur kitabı Tanrıların Arabaları’nda dahi kullanılan kanıtlardan biri oldu.

Antarktika en iyi tahmimnle günümüzden 9000 yıl önce buzulların olmadığı bir yerdi. Bu durumda Piri Reis’in kaynak haritalarından birisinin en az bu kadar eski bilgileri içerir olması gerekirdi. Demek ki o zamanlarda yaşamış insanlar olabilirdi. Bu da Atlantis’in gerçek olması demekti.

Bir diğer taraftan Kutup Kayması olarak bilinen ve bizlerin henüz 21 Aralık tarihinde piskolojisinden yeni kurtulduğumuz bir bilimsel gerçek var. Evet, 21 Aralık’da insanlık tarihi sonlanmamış olabilir, ancak kutup kaymasının bir gün gerçekleşeceği de kesindir. Atartikanın gene böyle bir olay sonucu güney kutbuna itilmiş olması da çok muhtemeldir. Her zaman buzullar altında değildi, hatta belki Atlantisin memleketiydi.

Bilim adamları yakın tarihlerde buzullarda sondajlar yaptılar, örnekleri incelediler, buz kristallerinden tarihe bakmaya çalıştılar. En son kutup kaymasının günümüzden 750 bin yıl kadar önce gerçekleştiği düşüncesine vardılar. Dünya tarihi 500 bin yılda bir, bu olayın gerçekleştiğini gösteriyor. O sebeple 21 Aralık tarihi bilimadamları için de bir acaba olmaktan çıkmamıştı. Çünkü bir sonraki kutup kaymasına çok geç kalınmıştı. Yaklaşık 250 bin sene kadar.

Harita ile ilgili bir diğer varsayım ise kaynaklarından bazılarını İskenderiye Kütüphanesinden almış olabilieceğidir. Büyük İskender, hocası Aristo’nun ışığında fetihlerine devam ederken, bir yandan da ulaştığı ve karşılaştığı bilgileri kendi isminde kurduğu bu şehirde bir araya getirmek ister. İskenderiye Kütüphanesi tarihin en eski bilgileri ile doludur. Bu sebeple modern dinlerin ortaya çıktığı zamanlarda, yok edilmesi için yakılmıştır. Bununla ilgili bir film izlemek isterseniz, 2009 yapımı Agora’yı tavsiye ederim.

Diğer taraftan Hürrem’i Rusya’dan Osmanlı’ya taşıyan geminin Piri Reis ve amcası tarafından komuta edildiği bilinmektedir. Bu sebeple Hürrem, Piri Reis’e içten içe bir düşmanlık besler. Bir iddiaya göre Hürrem, Piri Reis’in başarısını kıskandığı için haritayı parçalara ayırır. Öte yandan haritanın ilk sunulduğu padişah Sultan Selim’in haritayı ikiye bölerek, biz Doğuyu ele geçireceğiz diyerek, haritanın asya kısmını aldığı da iddia edilir. Piri Reis 80 yaşında idam edilir. Portekizlere karşı Basra’yı korur ancak donanmayı orada bırakarak ganimetlerle Mısır’a dönmesiyle, politik bazı olaylar gelişir ve özellikle Basra Valisi tarafından suçlanır. Kanuni’nin idama kararı vermesine ise Hürrem’in sebep olduğu düşünülür. Hürrem’i, Piri Reis’e bağlayan detay ise Piri Reis haritasının parçasının Topkapı Saray’ının harem bölümünde bulunmuş olmasıdır.

Yukarıda anlattığım herşey halen tartışılmakla birlikte, Piri Reis haritasının önemi tartışılmazdır. Tartışılmayacak bir diğer şey ise, dönemin en büyük gücü olan Osmanlı’nın, tarihin bu bölümde denizcilikte ne kadar ileri olduğudur. İşte bu noktada Piri Reis’i biraz buruk anıyorum. Onu haritalarla yol göstermeye çalışan, kendi zamanının en büyük bir kaşifi gibi görüyorum; ancak onun açtığı yollardan da üzülerek kimsenin gitmediğini görüyorum. Siz gene de bildiğiniz yoldan şaşmayın. İyi seyirler..