Paul Klee’nin kuklaları

1paul-klee-puppets-for-felix-klee-1916-25-zentrum-paul-klee-bern

Londra’nın dünyaca ünlü modern sanat müzesi Tate Modern’de şu sıralar Paul Klee var. Sergi 16 Ekim’de başladı. 9 Mart’a kadar devam edecek. Modern zamanların en yaratıcı, en büyük ressamlarından Klee, Bauhaus ekolünün en iyi öğretmenlerinden biri, bir başka deyişle Bauhaus’un Buda’sı. Müziğin ritm, çokseslilik gibi özelliklerinin yansımaları resimlerinde büyük yer tutup müzikal sembolleri resim dili üzerinde sıkça kullandığından; pekçoklarınca müziğin ressamı olarak da tanınır. Zaten bir keman virtüözüdür. Resim eğitimini, 5 çaylarında keman çalarak kazandığı parayla tamamlamış mesela. Karısı Lily de bir piyanist.

Paul Klee arkasında 10 binden fazla eser bırakmış bir sanatçı. Tate Modern’deki sergi oldukça büyük bir seçkiden oluşuyor. “Making Visible” adıyla 17 ayrı odada, Klee’nin 1912’den 1940’a kadar yaptığı 300 civarında eser yer alıyor. Yanısıra küratörlerce özenle hazırlanmış, aralarında Klee’nin günlükleri, hakkında yazılanlar ve ders notlarının olduğu bir dolu döküman da var.

Paul Klee’nin kafası karışık bir sanatçı olduğunu biliyordum ama onca resmini birarada görünce bu durumun altı çizilmiş oldu. Öyle ki herbirinde farklı bir çıkış noktasıyla farklı sonlara uzanan farklı desenler, sergi boyunca sanki bir değil 50 ayrı Paul Klee varmış gibi düşündürdü bana.

1310116klee

Klee’nin resimleri herhangi bir zaman diliminde gezindiğiniz bir bahçe gibi. Mesela bir güz mevsiminde, ya da ilkbaharda…yaz ya da kışta…Devinen, değişen bir ortam var hepsinde izlenen. Asla aynı manzaraya bakmıyorsunuz. Bir resmin karşısında durdukça o resim değişiyor. Başka bir şey oluyor. Siz bakarken mesela ağaçlar yeşerebilir, filizler sürgün verebilir. Ya da yapraklar dökülüp dallar kuruyabilir. Hangi mevsiminde yürüdüyse o bahçede ve nasıl yetiştirdiyse bitkilerini Klee, siz de onunla birlikte yaşıyorsunuz o süreci.

Zaten Paul Klee resimleri için sıkça, “içinde kaybolursunuz, gözünüz yorulur. Resmin her yanı aktif, canlı ve tetikte” denir. Hakikaten Klee’nin resimlerinde geometri bulmacalar yaratıyor, renkler şarkı söylüyor. Ancak tek bir resmi bile bu kadar yorucuyken onlarcasını birarada görmek benim dengemi biraz bozdu. Tabir yerindeyse “fazla geldi”. Merdivenle tırmandığım aydan az kaldı hop düşüyordum gerisin geri.

Ertesi gün Charing Cross’ta çok sevdiğim Koenig Kitabevi’nde gezinirken, bir önceki gün benimle sergiye gelmeyen (sanat okulunda okuduğu için haliyle Klee usanmışı olan) arkadaşım elinde bir kitapla karşı raftan çıkageldi. Bu Klee aynı Klee mi? diye sorarken elinde “Paul Klee Elyapımı Kuklalar” yazan bir kitabı tutuyordu. Meğer Klee oğlu için kuklalar yaparmış. Hani şu parmak kuklalardan.

Senza titolo-1

Münih’te bir bit pazarında başlıyor hikaye. Paul Klee, resimlerine çerçeve aramak için çıktığı bu pazara oğlunu da yanında götürürmüş. O çerçeve ararken küçük Klee (Felix) pazarda kurulan sokak tiyatrosunu izlermiş. Burada oynanan ve bir kukla tiyatrosu olan Kasperl ve Gretl, aslında sadece çocuklar değil büyüklere de yönelik bir oyun ve o zamanların en popüler sokak eğlencelerinden biri.

Felix bu oyunu izleye izleye kukla tiyatrosuna merak salmış. Önce kendi çizdiği kuklalarla kendi kukla tiyatrosunu kurmuş. Evdekileri bıktıran oyunlar, Paul Klee’ye ilham vermiş. Oğluna gerçek kuklalar yapmaya karar vermiş. Felix’in 9’uncu yaş günü için 8 tane kukla yapmış.

Klee’nin yaptığı ilk kuklaların ilham kaynağı Kasperl ve Gretl’deki karakterlerden bazıları. Tıpkı pazardaki tiyatrodaki gibi Kasperl, karısı Gretl, arkadaşı Sepperl, Bayan Ölüm, şeytan ve büyükannesi, bir polis memuru ve bir timsahdan oluşuyor.

Klee oğluna ikinci seri kuklayı, savaş nedeniyle ayrı düştükleri 3 yıl içinde yapmış ve 1919’da hediye etmiş. Sonrasında her yıl kuklalara bir yenisi eklenmiş.

Paul+Klee+Jeff+Koons+Exhibitions+Preview+E4OzsooRqApl

Kuklaların sayısının toplamda 50 olduğu tahmin ediliyor. Bunlardan bugüne 30 tanesi ulaşmış ve şu anda Zentrum Paul Klee’de sergilenmekte. Geriye kalan 20’ye ne olduğu bilinmiyor. Bazılarının hikayesini Felix Klee çok net hatırlasa da (örneğin 3 opera gözlüğü ve kağıt tutacağı ile yapılmış canavarın ya da Alman kralları Wilhelm 1 ve Wilhelm 2’nin kuklalar arasında bir zamanlar var olduğuna emin) ancak bazılarını tamamen unutmuş. Bunların bir kısmının sergiler sırasında ya da Klee ailesi Desaau’dan Düselforf’a taşınırken kaybolduğu, bazılarının çalınmış olabileceği yazılıyor.

Paul Klee’nin neredeyse Dadaist bir yaklaşımla yarattığı kuklalarının heykel kalitesi inanılmaz. Figürler son derece grotesk ve tuhaf. Kostümlerde çok çeşitli kumaşlar kullanılmış, Klee’nin resimlerinde de sıkça görülen yama işi burada da var.

Paul Klee’nin isimler konusundaki yaratıcılığı müthiş. Tablolarının isimlerine bir göz gezdirirseniz mesala, şöyle adlı resimler var: balık büyüsü, maviye açılan patika, bir kuşun hafızası, alacakaranlık çiçekleri, dolunayda yangın, bir dahinin hayaleti…. Diğer yandan kedisinin adı Fripouille ! Aynı yaratıcılığı kuklaların adlarında da görüyoruz. Beyaz saçlı eskimo,  siyah asa, kibritkutusu kafalı izleyici, tam salak, filistin, koca kulaklı palyaço, Bağdad berberi, Bayan ölüm, Nasyonalist, Budist keşiş kuklalara verdiği isimlerden bazıları.

Senza titolo-8

İlk serinin kostümlerini Klee’nin ricasıyla Sasha von Sinner yapmış. Bu düşülmesi gereken bir not zira Sasha, Felix’in kuklalarının elbiselerini diktikten yıllar sonra kendi ismiyle ürettiği bebekleriyle dünyaca ünlü bir isim olmuş. İlk seri kuklaların kostümlerini diktikten sonra Sasha evlenip Münih’e yerleşince iş başa düşmüş. Paul Klee kuklalara kostümleri, karısının elbiselerinin astarlarından, evdeki artık giyilmeyen kıyafetlerden kumaşlar kesip biçerek kendi yapmış.

Kuklalardan hangisinin hangi yıl yapıldığı çok net değil. Felix’e yaşgününde hediye edilen ilk set ve tarihi bilinen diğer set kuklalar dışında geriye kalanların yapım yılları belli değil. Normalde Paul Klee, resimlerini kendi kendine numaralandıran bir ressam. Kendi oluşturduğu sağlam bir kronolojisi var. Resimlerinin hepsinin isimleri, seri numaraları, yapım yılları kendi el yazısıyla kayıtlı. Ancak kuklalar için aynı şeyi yapmamış. Bu, büyük ihtimalle bu kuklaları artistik işleri arasında saymamasından kaynaklanıyor. Felix Klee, babasının kuklaları sergileyip sergilememek konusunda düşündüğünü ama sonunda sadece Klee’nin sergilerinde bir yan unsur olarak birkaç kez bulunmaktan öteye gidemediklerini söylüyor. Kendisi ise oyuncaklarıyla hep gurur duymuş. Yaşlılığında bile bunları çıkarıp oynamış, eşine dostuna, gazetecilere, sinemacılara gösterip durmuş.

felix klee with his puppet

Bugün bu kuklalar geniş bir kitleye ulaşmış durumda. Hem Felix’in gösterimleri, hem müzedeki varlıkları hem de benim Londra’daki kitaçıdan aldığım kukla kitabının katkısıyla. Yukarıda Felix Klee’nin kuklalarından biriyle görüntülendiği bendeki baskı, 2005 yılına ait ama bu kitap ilk kez 1979 yılında yayınlanmış.

Bir sanatçının hiç bilmediğiniz bir yönünü keşfetmek şahane. Ayrıca bir baba oğulun kurduğu bu ilişki biçimi de son derece ilham verici. Picasso, “sanat, ruhumuzdan günlük hayatın tozunu temizler” derken çok haklı, ama baksanıza başka işlevleri de varmış.