Özür özürlüler için

Özür özürlüyüz çoğumuz; özür dileyemiyoruz. Alttan almak, “Hatalıydım, kusura bakma yahu,” demek bilincimizde zayıflıkmış gibi yer etmiş. Yolda yanlışlıkla çarptığımız insanlara “Pardon,” diye seslenmek bile gücümüze gidiyor; üste çıkmanın gerekliliğine kendimizi nasıl inandırdıysak artık, küçücük bir özrün bizi alaşağı edebileceğinden ölümüne korkuyoruz.

Mevlana’yı anlatan çok satan kitapları elimizden düşürmüyoruz; ama insanın hata yapmaya en açık varlık olduğunu öğrenmek de hiç işimize gelmiyor.

Aman karşımızdaki bizi “ezik” sanmasın. Kimse ensemize vurup ekmeğimizi almasın. “Karşımdaki anlayacak mı ben özür dileyince? Üste çıkacak, kendini haklı bulacak,” korkusuyla hayatımızı eğilmez bükülmez demir çubuklar misali idame ettirelim. Aman ha “enayi” olmayalım başkalarının gözünde. Zinhar özür dilemeyelim. Bizi özür dilemekten alıkoyan içi lime lime egomuzu tek parça halinde göstermeye devam edelim. Sonra da oturup büyük şehirde yaşayan insanların birbirine uzaklığından, selamsızlığından, musallada yatan mahalle kültüründen ve komşuluktan şikayet edelim.

Esneme hareketlerini es geçerek yarışmaya katılmaya kalkan jimnastikçiler misali ortadan “KITIRT” diye kırılmaya hazırlık yapıyoruz, haberimiz yok. Kendini affedebilmek hayli büyük bir erdemken, biz ona boş verip başkalarını affetmemekle vakit öldürüyoruz. Başkalarını affedebilmenin yolunun kendimizden, hatamızı kabullenip yeri geldiğinde özür dilemekten geçtiğini habire unutuyoruz. Hayatı kendimiz için ne kadar zorlaştırıyor, içimizi nasıl da huzursuzlaştırıyoruz!

Halbuki Cem Yılmaz’ın bahsettiği şu “alkolik nezaketi”ni safi alkollü anlarımızda değil de hayatımızın bütününde benimseyebileydik, çok da iyi güzel olmaz mıydı?

*Karikatürler: Yiğit Özgür (sanki bilmiyormuşsunuz gibi :))