Oscar Wilde: Mutlu Prens

Lord Darlington yok mu bugün 5 çayında? Yıldızlara bakıyordu son gördüğümde. Uzun parmaklı elleri, ince narin endamıyla ne güzel adam. Hiç dönmemek üzere mi gidiyormuş? Ne yazmış o mektupta…

Bir zamanlar Romalılar’ın yaşadığı İngiliz kasabası Bath’da, kaldığımız Viktoryan otelin çay odasındayız. Keyfimiz yerinde. Bir önceki akşam izlediğimiz oyundan replikler söylüyoruz birbirimize; Ne diyordu Lady Windermere, “Hepimiz için bir dünya vardır. Iyilikle kötülük, günahla masumiyet bu dünyanın içinde el ele yürürler.”

Ekşi sözlükte biri yazmış, çok hoşuma gitti: “Mutlu Prens, Gül ile Bülbül, Balıkçı ile Ruhu… Küçükken bu masalları okumuş kişiler, genellikle büyüdüklerinde birbirilerine dolanıp yumak olmuşlardır. Bu yumaklar, dünyanın çeşitli yerlerinden bu görev için özel olarak getirilen anneanneler tarafından bile çözülememiştir.”

Siz de yumaktaki kişilerden biriyseniz, bu yazıyı muhtemelen seveceksiniz çünkü konumuz Oscar Wilde…

 

Oscar Wilde dünya edebiyatının en tartışmalı karakterlerinden biri. Kimine göre ukala ve gösteriş meraklısı. Kimine göre cinsel tercihleri münasebetiyle sapkın. Kimine göre dahi. Kimine göre estetiğin en ateşli savunucusu. Kimine göre hedonist. Kimine göre romantik. Kimine göre realist. Bana göre hem hepsi hem hiçbiri. İrlanda’da  varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş Oscar Fingal O’Flahertie Wills Wilde, kendi değimiyle “budalaların kurduğu bir dünyada yaşamış akıllı biri”.

Tiyatro oyunları, şiiirleri, çocuk öyküleri ve bir tanecik romanını içeren yapıtları 1098 sayfalık bir kitaba sığacak kadar az olan Oscar Wilde hakkındakilerse pek çok. Biyografilerinden, karakterlerine ilham verdiği romanlara kadar geniş bir kitaplar listesinden söz etmek mümkün. Bunlar içinde en şahanesi, Türkçe’ye de Aforizmalar adıyla çevrilmiş olan Oscar Wilde sözleri. Zira Wilde, sözleriyle ses çıkaran biri.

Kitabı kalemle okuyanlar için Oscar Wilde okuması en zahmetli yazardır. Altını çizdiğiniz satırların haddi hesabı yoktur ve dahası, her satır aklınızı başınızdan alır, kafa karıştırır, raydan çıkarır. Çünkü Wilde büyük bir söz ustası, gerçek bir hayat adamıdır.

“Sadece aptalların ciddiye alındığı bir dünyada yaşıyoruz. Biri beni anlamıyor diye üzülmek neden” demiştir mesela… Ya da şöyle: “Hayatı boyunca sadece bir kez seven insanlar gerizekalıdır. Onlara sorsanız bunu sadakatleri ve doğrulukları ile izah ederler. Bana kalırsa tembellikleri ve hayalgücü yoksunluklarındandır.”

“Bu dünyada yalnız iki facia vardır: Biri insanın istediğini elde edememesi, öteki de etmesi” diyen de odur.

Herşeyi bilecek kadar genç olmadığını, hakiki aşkın ızdırap dolu ve sessiz olduğunu, kadınların anlaşılmak için değil sevilmek için yaratılmış olduğunu da söylemiştir.

Her ne kadar ölüm telaşıyla Katolik kilisesine sığınmış olsa da, şu büyük laf yine onundur:

“Beden üzerinde zorbalık uygulayan despotluk vardır. Ruh üzerinde zorbalık uygulayan despotluk vardır. Hem beden hem ruh üzerinde zorbalık uygulayan despotluk vardır. Birincisine hükümdar. ikincisine papa, üçüncüsüne halk denir.”

Bu lafı başka bir zamanda başka bir yerde şu şekilde de söylemiştir:

“Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi, kendini olup bitenden sorumlu tutmaz.”

Oscar Wilde’ın yine çok meşhur sözlerinden biri de “Hepimiz çamurun içindeyiz ama bazılarımız yıldızlara bakıyoruz” dediğidir. Bu sözü, yazıya başlarken çaya davet ettiğim Lord Darlington’a söyletmiştir. Lord Darlington, Lady Windermere’in Yelpazesi adlı oyundaki yakışıklıdır.

4 perdelik bu oyun Wilde’ın toplumsal komediler dizisinin ilk eseridir ve Viktorya dönemi Londra’sında geçmektedir. Wilde bu oyunda genellikle yaptığı gibi İngiliz yüksek sosyetesinin göstermelik dünyasını eleştirir. “Erdem”, “ahlak”, “iyilik” anlayışlarını, evlilik kurumunu sorgular, sorgulatır.

Lady Windermere’in Yelpazesi ilk kez 22 Şubat 1892’de Londra’da St James tiyatrosunda oynanmış. Ben 12 Ocak 2013’te Londra’da Bridewell tiyatrosunda izledim. Oscar Wilde’a bir kez daha olmak üzere, bu küçük sahnede harikalar yaratan büyük oyuncuların hepsine hayran kaldım.

Londra, Oscar Wilde oyunlarının ana sahnesi. Bir Oscar Wilde hayranıysanız, yumağın içinden biriyseniz, ömrünüzde bir kez gelin burada bir Wilde oyunu izleyin derim. Ayrıca Londra’da Oscar Wilde’ın izini sürmek için birkaç adres de verebilirim. Mesela Soho’daki Kettner’s adlı restoran-bar Oscar Wilde’ın sıkça bulunduğu adreslerden biriymiş zamanında. Hatta eşcinsel olduğu için politik bahanelerle tutuklandığı yerin de burası olduğu söyleniyor.

Oscar Wilde tutuklandıktan sonra bugün Londra’ya trenle yaklaşık yarım saat uzaklıktaki Reading’de zindana atılmış. Ünlü Reading Hapishanesi Baladı’nı burada yazmış.

Oscar Wild’ın Londra’daki evi Chelsea’de. Tite Street 16 numarada. Çocuk hikayelerini ve Dorian Gray’in Portresi’nin bir bölümünü, karısı Constance ile yaşadığı bu evde yazdığı söylenmekte.

Londra’da 18. Yy İngilteresi’ni bulabilmek biraz zahmetli. Zira Londra bugün sahip olduğu tüm unsurlarla artık bir İngiliz kenti değil bir dünya kenti. Londra’nın dışında pek çok yerde, özellikle taşradaki kasabalarda hala her adımda Viktoryan dönemin izlerine rastlamak mümkün. Londra’daysa belki Mayfair’deki otellerden birinde, mesela Claridge’s’de bir 5 çayında birkaç detay bulabilirsiniz. Porselen çaydanlıklar, kadife perdeler, meyveli çörekler eşliğinde İngiliz yüksek sosyetesi olmasa da City’nin zengin bankacılarına kulak kabartabilirsiniz.

Oscar Wilde için en çok söylenenlerden biri zamanının ötesinde bir yazar olduğudur. Marjinalliği bundan ötürüdür denir. Yanlış anlaşıldığı, yanlış zamanda doğduğu düşünülür. Oysa bana kalırsa Oscar Wilde’ı Oscar Wilde yapan, onu farklı kılan tam da budur. Bugün yaşasaydı hiç şüphesiz yine farklı, yine zamanının çok ötesinde olurdu Mutlu Prens.