Ölürüm de bırakmam

addicted-to-social-mediaTürkiye’de 26 ilden 3 bin gençle internet kullanımına dair bir araştırma yapılmış. Sonuçlara göre gençlerin yüzde 4,7’si sabahları yataktan kalkmadan önce internete giriyormuş. Bana kalırsa araştırmadaki gençlerin büyük kısmı yalan söylüyor. Sebebi ise basit. İnternetin, özellikle de sosyal medyanın işlevini tam olarak anlamayanların “boş beleş iş” yakıştırması. Üzerinden bir genellemeye varmak doğru olmasa da fark etmişsinizdir, insanların interneti, özellikle de sosyal medyayı yoğun bir şekilde kullananlara karşı bir küçümseme eşiği var. Hele ki bir muhabbette, sabah gözünüzü açar açmaz akıllı telefonunuzdan/tabletinizden sosyal medya hesaplarınıza girdiğinizi ağzınızdan kaçırmaya görün. Siz artık o insanların gözünde “adsız internet bağımlısı”nın birisiniz!

Ben güne tam olarak böyle başlıyorum çoğu zaman. Saati 10’ar dakikadan beş defa ertelemek suretiyle kendime işkence edene kadar, tek gözümü açıp Twitter hesabımı kontrol ediyorum. İnanın kendime gelmemde alarmdan daha tesirli. Ya gündemle ilgili bir son dakika görüyorum ya da hiç tanımadığım birinin tweet’ine gülümsüyorum. Bir arkadaşın gece atarlanmasını görürsem daha çok gülüyorum. Sosyal medya kullanımı minimum seviyede olanlar için belki ben de bir internet bağımlısıyım; ama daha aşırısı içinse gayet normal sayılırım.

Social Media AddictionPeki, bilgiye ve habere en kısa yoldan ulaşmanın yolu sosyal medya kullanımının bağımlılığa dönüştüğü nokta, tam olarak neresi oluyor? İnsanların bağımlılık deyip geçtiği şey, günümüzde “sosyal medya psikolojisi” kavramı için derya deniz bir alan. Narsisizmin, FOMO (Fair of missing out – bir şeylerden geri kalma korkusu) krizlerinin, ilgi görme ihtiyacının, aidiyet hissinin vb. sosyal medyaya özgü tezahürleri var. Tüm bunları yaşayacağınız/gerçekleştireceğiniz alan sosyal medya gibi sınırsız bir alan olunca da, bağımlılık kaçınılmaz oluyor bir yerde… Sürekli durum güncellemeleri yapmak, başkalarının neler yaptığını takip etmek, birbiriyle çelişen onlarca ideolojik içeriği ardı ardına paylaşmak vs. gibi..

Bunları sıraladıkça şu an Facebook ve Twitter’da takip etme işkencesine katlandığınız zoraki arkadaşlar, bilumum hısım-akraba geliyordur aklınıza. Bu kişiler sosyal paylaşım performanslarını muhtemelen ömürlerinin sonuna kadar sürdürecekler. Ve kötü haber: Belki de ölümden sonra bile devam edecekler.

DeadSocialDaha her günümüzü hayattaki son günümüzmüş gibi dolu dolu yaşamayı kıvıramamışken bir de olmayacağımız yarınların tweet’lerini, Facebook paylaşımlarını bugünden hazır etme işi çıktı başımıza: . DeadSoci.al, sosyal medyasıyla arasına ölüm bile girmesin isteyenler için yeni bir hizmet. Öncelikle siteye üye olarak ölümünüzün ardından arkadaşlarınıza/takipçilerinize paylaşmak istediğiniz içerikleri emanet ediyorsunuz. Üyelikle beraber ölümünüzden sonra hesabınızı aktive etmesi için maksimum altı kişilik bir liste oluşturuyorsunuz.  Nur içinde yatın, sonsuzluğa uğurlanışınızın ardından bu kişilerden birinin hesabınızı aktive etmesiyle birlikte öbür taraftan sosyal medya paylaşımları yapmaya başlıyorsunuz. Ve durum güncellemesi yaparak ya da tweet atarak, görenin aklını almayı başarıyorsunuz!

İşin şakası bir yana, yaşanılan anın güzelliğinin gelecekte de devam etmesi açısından düşünülürse DeadSoci.al’ın bence son derece naif bir yanı var. Ancak rahmetlinin mizacına göre, geride kalanların işi biraz zor olabilir. Zira kendinizi de katarak bakınız sosyal ağlarınızdaki kişilere, hepsi çeşit çeşit: Atarlılar, ilgi manyakları, stalkler’lar, siyaseten kafası çok karışıklar, hiçbir şeyi umursamayanlar, neşesi yerinde olanlar, depresifler ve bir de normaller… Sevdiğim birinin bugünkü fikrinin ölümü ve zamanı aşıp ileride karşıma çıkması hoşuma gidebilir, ancak diğer yandan Yılmaz Özdil’ci, Müjdat Gezen’ci ve “rakı içen kadın”cıları düşününce gözüm korkmuyor değil. Ben en fazla şu türden paylaşımlara dayanabilirim sanırım:

“Lucifer’le cehennem azabı keyfi 😉 – at 5. Kat”

“Bazı huriler çok güzel”

“I’m at Araf -w/ 11.4b others”