Ölümün resmi: Guernica

Ülkemizde bir ırkçılık gündemidir gidiyor. Hatta bu tartışma okyanus ötesinde Tarantino’nun köleliği western tarzında işlediği “Zincirsiz” filmi içinde geçerli. Birileri hala insanları katagorize etmekte ısrar ediyor. Irk, dil, din, ten rengi, statü, cinsiyet liste uzayıp gidiyor. Tek gerçek, bünyelerde filizlenen nefret tohumları. Her şeye rağmen insan hala umudunu korumak istiyor. Elbette o içimizden hiç eksik olmayan bilinmeyen gelecek korkusuyla…

Ne demiş Einstein : “Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk ve din başta olmak üzere sekizden fazla katagoriye ayrılır. Oysa olay bu kadar karmaşık değil. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar; iyi insanlar ve kötü insanlar.”

İspanya iç savaşı sırasında Faşist General Franco’nun anlaştığı Nazi Almanya’sına ait 28 bombardıman uçağı 1937 tarihinde Guernica şehrini bombaladı. Sivil halk üzerinde yapılan bu katliam sırasında tahmini 250 ila 1500 kişi arasında bir insan hayatını kaybetmiş ve çok sayıda kişi de yaralanmıştı. İspanyol hükümeti, Paris’teki 1937 Dünya fuarı için İspanya’ya ayrılan bölümde sergilenmek üzere, Pablo Picasso’ya büyük bir duvar resmi sipariş etti. Bu saldırıdan çok etkilenen Picasso 15 gün içinde Guernica ismini verdiği 3,5 metre yüksekliğinde ve 7,8 metre genişliğinde olan bu resmi tamamladı. Guernica aslında savaş trajedilerinin ve savaşın bireyler üzerindeki yıkıcı etkisi üzerine destansı bir çalışmadır. Resmin renk tonları ise; bombardımanın gece yapılmasını ve ani gelen ölümü anlatır. Hikayeye göre, Paris’te bir nazi subayı Picasso’ya sorar “Sayın Picasso bu tabloyu siz mi yaptınız?” Picasso’nun cevabı tarihe malolacaktır; “Hayır siz yaptınız.”

1936 yılında sıcak bir Ağustos ayında;

“Gidiyorum aramaya suyu bilmeden
beni çürütecek ışık yüklü denizleri”

dizelerinin sahibi ünlü şair ve oyun yazarı Fedorico Garcia Lorca 38 yaşında yine faşist Franco’nun adamları tarafından öldürülüyordu.

Yıllar sonra Turgut Uyar ise şöyle diyordu:

“Ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz”
diyor birisi, evet ama
hayatı uzatır sanki
sanki ama ne adına
hayatın kendi adına
sonsuz bir törenle susuyorum
sonsuz dirim için, o sonsuz adama”

 

Yıllar geçmesine rağmen, hiçbir zaman son bulamamış karaborsa hikayeler misali, faşizmin ritmi bozuk ayak sesleri eksik olmuyor.

Bakınız John Lennon ne güzel demiş:

“Ben çocukken annem bana hep hayatın anahtarının mutluluk olduğunu anlatırdı. Okula gitmeye başladığım zaman, sınavda bana ‘Büyüyünce ne olmak istiyorsun?’ diye sordular. Ben de onlara ‘Mutlu olmak istiyorum’ diye cevap verdim. Onlar bana, soruyu anlamadığımı söylediler. Ben de onlara, asıl onların hayatı anlamadıklarını söyledim…”