Öğrenilmiş çaresizlik

Sürekli, dengemi kaybettim durumunda hayatın içinde sürüklendiğinizi düşünüyorsanız, buyurun içeri. Yaşantılarımızın aslında anlık olarak dengeye kavuşmak uğruna geçtiğini bilmenizi isterim. Hani şu meşhur neden sonuç ilişkilerini gözden geçirirseniz, bir dengeleme unsuru göreceksiniz. Newton’un 3 hareket kanunlarından etkiye tepki durumu daha açıklayıcı belki.

Örneğin, kızdım ve bağırıyorum durumunu gözden geçirelim.. Bir olay yaşadınız, onu o anki ruhsal ve mantık halinizle incelediniz, kendi inandıklarınızla (mevcut bilgi diyelim buna) karşılaştırdınız. Bu süreç sizin olaya olan algınızı belirler. Bu algı karşılaştırmalar neticesinde sizde, anında bir etki yaratır. O etkiyi dengelemek için de bir tepkide bulunursunuz. Şu durumda bağırmak için değil, kendi içimdeki etkiyi dengelemek için bağırıyorumdur (tepki).

Başımıza gelen olayları değiştiremeyeceğimizi düşünerek, neden farklı tepkiler verdiğimizi düşünüyorsunuz? Birileri sakinken, siz neden aşırı tepki veriyorsunuzdur? Olay aynı olay.

Biriktirdiğimiz bilgiler ve seçtiğimiz gerçekliklerimiz, olayları nasıl karşılamamız gerektiği konusunda etkindirler. Bunlar da zamanla algılarımızı ve takiben de tepkilerimizi oluşturur. Bu denklemdeki tek değişken, seçtiğiniz gerçekliklerdir. Bir çocuğun yanlış birşey yapması karşılığında ona kızabilirsiniz. Ancak bunun öğrenme sürecinden kaynaklandığını düşünerek ona bağırmayabilirsiniz. Birinin neden öyle yaptığını, birinci elden bilmeden, düşündüğünüz herşey sizin yaratımınız bir ‘gerçekliktir’. Algılarınız da aynı yönü takip eder. Siz nasıl görmeyi seçerseniz, işte öyle yaşarsınız hayatı.

Bir önceki yazımda değişmekten ve kendinizi biraz da içinizden gelene bırakmanız gerektiğinden bahsetmiştim. Bırakamama sebebimiz, aslında öğrenmiş olduğumuz çaresizlikler. Körelttiğimiz taraflarımız. Hayallerimiz, dürtülerimiz, içimizden gelen ne varsa işte. Olayları yanlış algılayıp, bir de onu bir refleks halinde kaydediyoruz. Öyle derin travmalar kaydediyoruz ki bazen, bir sözcük o ruh haline geri dönmemize sebep olabiliyor. Maalesef refleks tepkilerimizi ve hislerimizi o kadar sabitlemişizdir ki, aradaki düşünme ve yargılama sürecini es geçeriz. Bunlar bizim kendi yarattığımız tutsaklıklarımızdır.

Öğrenilmiş çaresizliğe geri dönelim. Neden sonuç ilişkilerini, bizde yarattığı farklı duygu halleriyle kaydederiz. Kızmak, mutluluk, korku, heyecan, zevk gibi duygular vücudumuzda birer kimyasala denktir. Algımız, benzer sebeplerle karşılaştıkça, benzer kimyasalları salgılatan beynimiz, aynı tepkileri vermemize sebep olur. Yani siz kızgınlığı hissetmeden önce, kızma kararı zihnen verilmiştir. Buna sebep olan olay aslında önceden kaydettiğiniz bilgilerdir (korkular diyelim). Yarattığınız gerçeklikler.

Sevdiğiniz biri size yamuk atarsa ve siz, diyelim ki sevdiğinizde zarar görmeye açık olduğunuza bağlarsanız, sevgiyi her hissedişinizde korkacaksınız. Sonra gelsin pişmanlıklar. Hedefe atılan 10 okun sadece biri onu vurduysa, aslında hedef vurulmuştur. Siz sevgiyi hedef tahtası yerine koyarsanız tekrar denemekten korkmazsınız. Eğer ok yerine koymaya karar verirseniz, dokuz hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Sizi acıtan okları, bir süre sonra atmaktan korkarsınız. Çaresizliğiniz, kendinizi koruma tutumları halinde hayatınıza kök salar.

İşte bu yazı, bugünü deftere kaydederken, dikkatli olmanız için yazıldı. Yarına ne kaydettiğinize dikkat edin. Kendi yaşamınızı nasıl yarattığınıza dikkat edin. Sürekli denge arayışındasınız, bu çok normal. O dengeyi nasıl yarattığınıza dikkat edin. Dengenizin bozulacağı şeylerle karşılaşınca, benzerleri ile karşılaştırmayın. Biraz yaratıcı olun ki, hayat size çeşitliliğinden bir buket sunabilsin. Daha yeni çözümler arayın kendinize, geçmişinizde kalmayın. Nefes aldıkça sonsuz ihtimallerle dolu bir dünyada varlık gösteriyorsunuz. Kendinizi hiçbir şeye şartlamayın. Hayatın upuzun kıyılarında bir kum tanesisiyiz. Hatalarımızın öyle önemi yok. Yaşadıklarımız ise tek zenginliğimizdir. Anda kalın. Bırakın geçmiş sayfaları ve bugün neler yazıyorsunuz ona bakın. Yaşamın tam ortasındasın sevgili okuyucu, şu anda.. İyi seyirler..

Comments
  1. BORA GÜNERİ

    Geçen Zaman

    Küçük bir tebessümle başladığın günlerin varsa
    Kahkahalara boyanmış saatlere sahipsen hayatta
    Başını yastığa koyduğunda düşündüklerin yanındaysa
    Geçen zamana üzülme

    Gülümseyen gözler barındıran bir fotoğraf bırakabileceksen ardında
    Anılar istemsiz bir gülücük oluşturabiliyorsa dudaklarında
    Ardından sevgiyle yad edecek sevdiklerin varsa etrafında
    Geçen zamana üzülme

    Vazgeçilmez dostlar kazandırdıysa ömrün sana
    Yüzündeki gülüşü yaşayabilmişsen doyasıya
    Mutlak göçe yaklaşmış olsan bile bir adım daha
    Geçen zamana üzülme

    Bırak acı tatlı günler sende iz bıraksın
    Emanet bedenin çöksün yaşlansın
    Sevginde ruhun gibi ölümsüzse eğer
    Geçen zamana üzülme

    Beyza İzem Erdem