Nick Cave’den yeni kazı: Push the Sky Away

2012 Kasım sonu, Aralık başı. We No Who U R diye bir Nick Cave & The Bad Seeds şarkısı nete konuldu. Nick Cave’in sitesinde de bu şarkıyı indirmeye girdiğiniz zaman yeni albümlerinin, yani Push the Sky Away’in 18 Şubat’ta raflarda yerini alacağı yazıyordu. Nick Cave ve onun kötü tohumları bundan bir önceki albümleri olan Dig Lazarus Dig’i neredeyse tam beş yıl önce, 3 Mart 2008’de yayınlamıştı. Bu beş yıllık süreçte de garp cephesinden herhangi bir haber gelmedi. We No Who U R ardından 14 Ocak’ta Jubilee Street geldi ve ben artık ayın 18’ini bekleyemeyeceğime kanaat getirdikten sonra her yerde tırım tırım yeni albümü aradım. Sonuç: azim & def-i hacet & taş..

Karizma denen şeyin ete kemiğe bürünmüş hali.

Beş yıllık bir aradan sonra benim için şu dünyadaki en önemli figür, en büyük duruş, biat ettiğim tek adam olan Nick Cave’in ve onun kötü tohumlarının yeni albümü Push the Sky Away için giriş cümleleri yazmaya çalıştım ve fakat vakıf olamadım açıkçası. Ağzımıza çaldıkları balla, yani o iki şarkıyla albümün nasıl bir şey olabileceğini kestiriyorduk az çok. Ama kendi adıma konuşayım, ben bu kadar iyisini ummuyordum. Çok uzun sayılamayacak bir albüm olan Push the Sky Away, tam anlamıyla Nick Cave’in 90’ların sonuna 2000’lerin ortasına doğru büründüğü ruh halini yansıtıyor adeta. Dokuz harika şarkı var orijinal kayıtta ve Deluxe Version’unun da iki ekstra şarkı içereceğini buradan duyuralım.

Baba sahnede kendinden geçerken.

Efsane albümü Murder Ballads’ı kaydederken, Nick Cave’in boş zamanlarda yaptığı çalışmaların toplamı olan The Boatman’s Call, gözümdeki en iyi Nick Cave & The Bad Seeds albümüdür. Push the Sky Away’de de böyle bir hava var. Sanki Dig Lazarus Dig’i kaydederlerken baba, stüdyonun ücra bir köşesine geçmiş de yaptığı eskizleri bir albümde toplamış. Bu yönüyle bir önceki albüm gibi rock’n’ roll bir havada değil de, 90 sonlarındaki o içre, o kapalı Nick Cave’i görüyorsunuz bu albümde. The Birthday Party havalarından, o post-punk dönemlerinden uzak bir ağır abi karşılıyor sizi. Azgınca şarkılar yerine, oturmuş, iyice demlenmiş bir Nick Cave size elini uzatıyor. Biraz Tindersticks düşünün, bolca Leonard Cohen; bunları Lee Hazelwood ile süsleyin, öyle bir şey Push the Sky Away.

Albümdeki sözler çok can yakıcı ve belli bir birikim gerektiriyor. Nick Cave’in nasıl lirikler yazdığı zaten onu takip edenlerin çok yakından bildiği bir konu. Bu albümle çıtayı çok daha yükseğe çıkarmış baba. Özellikle We No Who U R ve Jubilee Street’le beraber albümdeki favorim olan Mermaids’te. Albüm kapağı buram buram Nick Cave. Babanın o takım elbise içinde evindeki çıplak kıza kapıyı göstermesi, onu bilenler için inanılmaz bir anlama bürünüyor. Kız, ayak parmakları ucunda elleri yüzüne kapalı şekilde oradan çıkarken ister istemez kafanızda da senaryolar beliriyor o sahneye dair. Bu albüm biraz bunu irdelemiş sanki. Jubilee Street’in o über ötesi klibini de bu açıdan izlemelisiniz..

Son sözlerim odur ki, Push the Sky Away, beklediğimiz o beş yıla haydi haydi değen bir albüm. Durgun bir suda gidiyorsunuz bu albümde. Su çok dalgalı ya da akıntılı değil, ama çok pis ve çok bulanık.. Sığınacağınız tek şeyse içinde bulunduğunuz o küçük sal ve tek kırık küreğiniz.. O yolda ilerleyeceksiniz fakat ağzınızı bıçak açmayacak.. Üzüleceksiniz kısaca ister istemez, ama olsun o kadar da demek lazım. Nick Cave & The Bad Seeds dinliyorsunuz, eğlenmek için burada olmadığınızı varsayıyorum kafadan. Hepinize iyi ve katlanılabilir dinlemeler..

Nick Cave & The Bad Seeds – We No Who U R:

YouTube Preview Image

Nick Cave & The Bad Seeds – Jubilee Street:

YouTube Preview Image

Not: Jubilee Street, +18’lik öğeler içeriyor (içermese nasıl Nick Cave olacaktı (:) İş yerinde falan dikkatli olun derim..

Comments
  1. Kıvılcım

    Ellerinize sağlık. Bir de Nick’ten ‘O Children’- gözlerimi kapatırım saatlerce dinlerim…..