Nezaket mi? O da kim?

Cemil’in 50 lirası vardır. Cemil parasının 1/5’i ile elma, kalan parasının da 1/4’ü ile salatalık alacaktır. Manava gider. Günaydın, hayırlı işler der ama cevap alamaz. İstediklerini manava söyledikten sonra parayı uzatır ve ilk olarak “Bozuk yok muydu genç?” sorusuyla karşılaşır. Türkiye Cumhuriyeti’nde 50 TL’den daha bozuk olan 2 adet banknot vardır, onlar da Cemil’in yanında yoktur. Sıkıntılı surat ifadesiyle elindeki poşetleri Cemil’in kafasına atarcasına uzatan manav, yine aynı sıkıntı ve bıkkınlık nidalarıyla para üstünü verir. Aslında bozuğu vardır ama artık o soru otomatik olarak çıkıyordur ağzından.

Manavdan çıkan Cemil daha sonra parasının kalan kısmı ile bir taksiye binmeye karar verir. Manav evine yakındır ama hava yağmurludur ve elindeki poşetlerle yürüyemez. Manavdan Cemil’in evine taksi, Cemil’in cebindeki paranın 1/3’ü kadar tutmaktadır. Yine selam vererek bindiği takside, şoförden bir karşılık alamayınca gideceği yeri söyler ve bu sefer de şoförün mahkeme duvarı gibi suratıyla karşılaşır. Beğenmediği işi almış bulunan şoför homurdana homurdana, yolda sert hareketler yapa yapa Cemil’i evine bırakır. Cemil yine cebinden parasını çıkartıp taksiciye verir ve yine kafasına atar gibi iade edilen para üstünü alır.

Gelelim sorumuza: Cemil’in cebinde daha fazla parası olsa daha kaç kişiden surat yiyip neredeyse azar işitme boyutuna gelene kadar alışveriş yapabilirdi??

Gelelim sorunumuza…Tahammülsüzlük, vurdumduymazlık, nezaketsizlik, bir arada yaşamayı bilmeme, saygısızlık ve daha bir sürü kronikleşimiş sorun.  Gün içerisinde karşılaşmaya alışık olduğumuz belki de çoğumuzun görmezden geldiği bu sahneleri ben ne yazık ki görmezden gelemiyorum çünkü artık hayatımızın her alanına işlemiş durumda. Bir şehirde yaşamak o şehirdeki insanlarla uyum içinde yaşamak demektir. Kabul ediyorum büyük şehirler insanı yorar ama bu hiçbir şekilde karşılıklı saygısızlığın veya tahammülsüzlüğün sebebi değildir. Dünyada büyük şehirlerde uyum içinde yaşanabildiğinin sayısız örneği vardır.

Meclisimizden barış dolu kareler

Trafikte sürekli kavga etmeye hazır halde gezen hatta ve hatta çoğu zaman özellikle bir hata yapıp kavga etmeye yer aranan insan sayısı bu ülkede hiç de azımsanacak kadar küçük bir rakam değil. Yol verme kavgasına insan ölümlerinin yaşandığı başka kaç tane ülke vardır dünyada? Sadece trafikte mi? Ticaret ortamında da durum pek farklı değil. İnsanlar birbirleriyle bağıra çağıra anlaşıyor. Nezaketle ödeme istediğim müşteriden alacağımı ancak sert çıkışlar yapınca alabiliyorum. Sürekli bir bağırışma, bir kavga ortamıdır gidiyor.

Bu şehirde insanlar hiçbir sıraya girmiyor, inenlere öncelik tanımıyor, yolda yürürken üstünüze çıkıyor, her şeyi bağırarak ya da kabadayılık yaparak çözme yoluna gidiyor ve eğitim, görgü olmadığı için horoz gibi üstünlük sağlama yoluna gidiyorsa ciddi bir sorun var demektir.

Ve ne yazık ki bu sorun kronikleşmiş, kemikleşmiş ve çözülemeyen bir duruma geldi benim gözümde. İşte bu yüzden bir lokantaya, bir kafeye girdiğimde, bir taksiye ya da dolmuşa bindiğimde en azından bir güler yüz karşılıyorsa beni o günüm nispeten daha güzel geçiyor. Bir Avrupa ülkesine gittiğimde gördüğüm tavıra aklımın gitmesi bu yüzdendir.

Peki kimdir Nezaket? Sanırım eskilerde kalan bir kadın isminden başka hiçbir şey değil artık.

Yazarın Notu: Bugünkü yazım biraz kişisel gözleme dayalı ağır sıkıntı içeren bir yazı oldu. Artık kusuruma bakmazsınız diye umuyorum. Arada bir en azından yazarak ve sizinle paylaşarak stres atmak da iyi geliyor bünyeye. Saygılar, sevgiler.

Yazının anlam ve ehemmiyetine istinaden videomuz

YouTube Preview Image