Yekta Kopan’dan nefes aldıran hikayeler

Okuldayken bir hocamız “Asıl zor olan hikaye yazmaktır,” demişti. “Romanda yazarın alanı boldur. Bu yüzden anlatacaklarınızı dilediğinizce yayabilir, olay örgüsünü dallandırabilirsiniz; çünkü roman, size her şeyi toparlayabileceğiniz zaman ve alanı sağlayacaktır. Ama hikaye yazarken kısa, öz, çarpıcı ve şaşırtıcı olmak zorundasınız.”

Bana göre de hikayeciliğin en güçlü ama bir o kadar da zor kısmı budur. Çünkü, sağ gösterip sol vuran öykü sonları yazma ve bir edebiyatçı için oldukça  güç olan lafı dolandırmadan anlatma kabiliyeti tüm yazarlara bahşedilmemiştir.

İşte Yekta Kopan, son öykü kitabı Kediler Güzel Uyanır ile bu noktada zor olanı başarmış gibi görünüyor. Kitabın içindeki az lafla çok şey anlatan, karakterli ve vurucu hikayeler hem bazı romanları okunmaz kılan anlatım uyuşukluğundan azade, hem de sizi bunaltıcı şehir yaşamının içinden çekip çıkartmak için birebir.  Kopan, kentli insanı yine kentli insana anlatırken gözden kaçırılması son derece olağan yaşama dair pek çok detayın altını büyük başarıyla çiziyor. Kitabın sayfalarını çevirirken hiç beklemediğiniz anlarda gözleriniz doluyor ya da kafanızın içinde yazara hak veren onay cümleleri uçuşuyor. Farklı yazım teknikleriyle harmanlanan oturmuş üslup, okuyucuya alışılageldik anlatımlardan farklı bir okuma zevki sunuyor.

Dingin hikayelerin bir araya geldiği, capcanlı bir anlatıma sahip bu öykü kitabının  kapağını açtığınızda hayatın bambaşka manzaralarını karşınızda görecek, hikayelerde yaşananları tüm gerçekçiliğiyle bizzat deneyimleyecek ve şehrin boğucu atmosferinde yeniden nefes aldığınızı hissedeceksiniz. Şayet Sait Faik Abasıyanık tarzı hikayeciliği seviyorsanız,  gerek televizyon gerekse kültür/sanat blogu Fil Uçuşu sayesinde eleştirmen ve yorumcu kimliğine daha çok aşina olduğumuz Yekta Kopan’ın hikayelerine mutlaka vakit ayırın.

Tarçın Kokusu, Alışkanlık, Beş Duyu… Hepsi birbirinden güzel hikayeler. Ama itiraf etmeliyim ki, şahsen Fil Mezarlığı’ndan çok etkilendim. Bakalım siz ne düşüneceksiniz? :)

Comments
  1. Acemis Osyolog

    Objektif bir eleştiri/değerlendirme yazısının, kitap tanıtım/reklam yazısından farklı olabilmesinin sanırım önemli koşullarından biri de “yazarın hayranı olunmadan” yazabilmek. Birçok edebiyat dergisinde de “Eleştiri” köşelerinde, aslında eleştiri başlığıyla, yazarın o kitabı (roman/öykü) nasıl iyi yazdığı, cümlelerin ne kadar şahane, dilinin ne kadar arı/sade vb. olduğu anlatılır da anlatılır. (Dingin hikayelerin bir araya geldiği, capcanlı bir anlatıma sahip bu öykü kitabının kapağını açtığınızda hayatın bambaşka manzaralarını karşınızda görecek, hikayelerde yaşananları tüm gerçekçiliğiyle bizzat deneyimleyecek ve şehrin boğucu atmosferinde yeniden nefes aldığınızı hissedeceksiniz.) Yazının kimi yerlerinde yazarla olan mesafeli samimiyeti de belirtmek amacıyla kendisine sadece soyadı ile hitap edilir. (Kopan, kentli insanı yine kentli insana anlatırken gözden kaçırılması son derece olağan yaşama dair pek çok detayın altını büyük başarıyla çiziyor.)

    Yekta Kopan’ın farklı yazım teknikleri de kullandığını belirttiğiniz bu öykü kitabında, sizin beğenmediğiniz, olmamış dediğiniz ya da bir eleştiri getireceğiniz hiç mi öyküsü yoktu?
    (Bakın, ben sizin hayranınız olmadığım için, rahatça yazabildim bunları) :)) Selamlar, saygılar…

  2. Ece Budayıcıoğlu

    :) Şahane bir noktaya değinmişsiniz; hemen açıklık getirmek boynumun borcudur. “Kediler Güzel Uyanır” Yekta Kopan’ınn okuduğum ilk kitabı. Daha önce kendisinin yalnızca blogunu ve eleştirilerini takip ediyordum; yazarın edebiyatçı yönüyle bu metinle birlikte tanıştım. Dolayısıyla, yazara duyduğum hayranlıktan ötürü övgü dolu bir yazı yazdığım kanısına varmak pek doğru olmaz sanıyorum.

    Öte yandan – ilginçtir – kitaptaki deneysel metinler dahil hiçbir hikayede okuma zevkimi baltalayan kısımlarla karşılaşmadım. Tabii kitabı okurken ve yazıyı kaleme alırken içinde bulunduğunuz ruh hali de ortaya çıkan ürünün niteliği açısından önemli oluyor. Bu etkenler yüzündendir ki, sizin de takdir ettiğiniz üzere, yazım bir eleştiriden ziyade, bir tavsiye niteliğine sahip.

    Gel gelelim elbette kendimce eleştireceğim nice metinler de olacaktır. Onlar hakkında yazacağım yazılar için yorumlarınızı dikkate alacağımdan kuşkunuz olmasın efem :)

    Görüşmek üzere!

  3. Acemis Osyolog

    Yanıtınız için teşekkür ederim.
    İllaki okur kaprisi yapacağım ya, son bir şey daha söylemeden geçemeyeceğim :) Yekta Kopan ve benzeri yazarların kendilerini (ve eserlerini) tanıtabilecekleri, duyurabilecekleri o kadar çok mecraları var ki. Keşke sizler bu popüler şahısların tanıtımları yerine, daha kenarda köşede kalmış, “nitelikli edebiyat” eserlerine ağırlık verseniz. [Eğer zaten böyle çalışmalar yapıyorsanız, bu yazımı lütfen dikkate almayınız:)) ]

    Teşekkürler, iyi çalışmalar…

    • Ece Budayıcıoğlu

      Evet, hakkınız var azizim. Gel gelelim, arada bir popüler yayınlardan bahsetmek boyunumuzun borcu olmalıdır ki, insanlar zaten kendileriyle arasına genellikle mesafe koydukları edebiyat yazılarını okurken baygınlık geçirmesin, herkesi yakalayabilelim.

      Öte yandan Yekta Kopan’ın şu kitabını okuduğunuz takdirde, bu yazının zaten popüler bir yazarı daha da popülerleştirmek amacıyla değil de, ağırlıklı olarak edebi kaygılarla kaleme alındığı konusunda hemfikir hale gelebileceğimizi düşünüyorum ben, bizzat.

      Teşekkürler! :)