Nedir bizdeki bu anti kahraman sevgisi?

Edebiyattan sinemaya, televizyondan tiyatroya kadar dört yanımız her birine ayrı ayrı hayranlık besleyip öykündüğümüz anti kahramanlarla doluyor taşıyor sevgili okurlar. O küçücük minicikken kafamıza sokulan “ideal insan olma” ya da “öyle olana öykünme” fikrini elimizin tersiyle itip, gerçeğe daha yakın profillere selam çaktığımız yıllardayız. Peki nedir idealin tersine tersine gidip bu anti kahramanları yüceltme hallerinin sebebi?

Her şeyden önce “anti kahraman” kelimesinin tam olarak ne anlama geldiğine bir göz atmakta fayda var. Anti kahraman, isminin de yeterince açık ettiği üzere “kahramanın tam zıttı nitelikler taşıyan başkarakter” anlamına geliyor. Ne var ki bu tanım anti kahramanlığın derinlerine nüfuz etmekten ziyadesiyle yoksun. Esasında anti kahraman üzerine anlam yüklenmemiş, ideal olmaktan hayli uzak, yer yer egoist, hayata da kurallarına da boş vermiş, kendince etkisiz (ama eserin gidişatı söz konusu olduğunda hayli etkili) bir elemandır. Bu noktada anti kahramanı kısaca “Arka Sokaklar” dizisindeki Rıza Baba ve ekibinin tam zıttı olarak nitelendirmemiz mümkün olacaktır (Şu ifadeyi Rıza Baba ve ekibi örneğiyle somutlaştıran Ardıl’a sevgiler). Anti kahramanın dürüst ya da bir baltaya sap olma gibi endişeleri yoktur. Ne kendisine anlam yükler, ne de birilerinin bunu yapmasına müsaade edecek davranışlar sergiler. Görünüşte kendi meşrebince ve sadece kendisi için yaşar. Anti kahramanlar “kötü adam”larınkine benzer dürtülerle hareket etseler de, onlarla aynı kefeye konmalarına izin vermeyecek bir yönleri vardır: işin sonunda onlar da birer kahraman olurlar – yalnızca kendilerine has yöntemler kullanarak.

Kelimenin kendisine uygun olacak şekilde birer süperkahraman örneği üzerinden gidecek olursak, anti kahraman her şeye kadir Superman triplerine hiçbir zaman girmez. Anti kahraman dediğin Deadpool misali bireysel takılır, Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ı gibi sadece ve sadece kendisiyle ilgilenir. Bir zamanların şahanesi LOST dizisindeki Sawyer gibidir, ya da SouthPark’taki Eric Cartman, Simpsons’daki Homer Simpson, Fight Club’daki Tyler Durden, Karayip Korsanları’ındaki Jack Sparrow, Leman’daki Zıçan adam, doktorların şahı House, The Crow’un Eric Draven’ı, cerrah katil Dexter, Wolverine, Leon ya da çok eskilerden Hamlet gibi.

Peki bizlere büyütülürken analar, babalar, öğretmenler ve kitaplar tarafından tam tersi davranışlar öğütlendiği ve ideal karakterler biçilmeye çalışıldığı halde, neden farklı kanallarla habire önümüze getirilen bu anti kahramanlar ideal karakterlerden daha çok seviliyor?

Bu vaziyeti kanımca şu şekilde özetlemek mümkün: İnsan, henüz hayatın sillesini yemeyecek denli küçükken (şayet biraz da buna olanak verecek bir çevrede yetişiyorsa) kafasının içi melek tozlarıyla, simlerle, kalplerle, dünya barışıyla filan dolu olur. Ne var ki yaşın büyümesi ve okul çağının gelmesiyle birlikte kendi hikâyesinin “kötü adamları” yavaş yavaş hayatına nüfuz etmeye başlar. Böyle böyle dünyanın aslında hiç de ona boya kitaplarında öğretildiği kadar ideal bir yer olmadığını anlayan çocuk, 20’li yaşlarını sürmeye başladığında kendisine “kahraman”lığı yakıştıramaz hale gelir. Zira bizzat kendisi de anti kahramanlaşmış, eğer biraz da aklı çalışıyorsa egoisliğe hafiften göz kırpmaya başlamıştır. İşte o noktadan sonra idealize edilip göze sokulan ısmarlama diziler ve dandik çocuk/ilk gençlik kitapları fezaya uğurlanır.

Diğer bir deyişle, Rıza Baba ve ekibi gibi eksiksiz, gediksiz, süper polisler yoktur bu dünyada bacım; anti kahraman kavramının daniskası Behzat Ç. gibileri vardır: Güçlü olabildiği kadar zayıf, doğru olabildiği kadar yanlış, gücünü iyilik için kullandığı kadar yeri gelince kötülüğe de göz kırpan, işleri topluma göre pek da “ahlaki” olmayan yöntemlerle halleden, ama eninde sonunda yine “halleden” bir adam.  Akla mantığa uyan da budur zaten – yani anti kahramanları bize sevdiren şey, gerçeğe en az bizim kadar yakın olmalarıdır. İşte tam da bu yüzden, idealistliğe birer darbe olan bu adamlar gelip kalbimizin üzerine oturuverirler.

Zira göstere göstere kahramanlık yapmak bu dünyada kimsenin harcı değildir. Üstelik buna gerek de yoktur. İçine biraz delilik katılmış yeni yorum Sherlock Holmes misali bireysel yöntemlerden de randıman alınabilir – üstelik “kimseye faydam olmuyor,” diye yakınıp verem olmadan.

Dipnot: Öyle “Yat yere yat yat yat yat, al şunu al al al al”dan başka laf söyle(ye)meyen, bira içenlerin en azılı düşmanı adamlardan polis olmaz. Biraz gerçekçi olun Allahın adını verdim.

Comments
  1. Mustafa Gündoğdu

    adam pisliğin teki çıktı rıza baba..

    • Ebru Şenkartal

      – hallederiz rıza baba sen hiç merak etme
      + hadi sizi göreyim çocuklar :)

  2. Enis Hazan

    En büyük anti-kahraman düz adam SAMİ :)

    • Ebru Şenkartal

      bi de kahraman masa Esat vardır 😛

  3. Erdal

    Büyük umutlarla açtım yazınızı ve uygun müziği bulana kadarda sekmede beklettim. Ancak pek uzun bir yazı olmamış. Keşke biraz daha devam ettirseniz ve Bu Antikahramanların özelliklerini tek tek saysaydınız çok daha muhteşem olurdu. Teşekkürler.

    • Ece Budayıcıoğlu

      Merhaba Erdal – yorumun için çok teşekkürler. Daha kapsamlı bir anti-kahraman yazısı yazmak farz oldu demek :)En kısa sürede yazıp yayınlamaya çalışıcam. Sevgiler, saygılar.

  4. Beyza can

    Demek ki bende bir anormalik yokmus ..hep düşünmüşümdür “neden dizi yada filmlerde anti kahramanlari seviyorum? ” bana daha samimi daha gerçekçi geliyorlar..