Mutlu bulutların efendisi Bob Ross

Günlerden pazar, saat öğleden sonra 3 civarı. Kanalları gezerken bir hobi programına denk geldim. Bu tarz programları severim, biraz izledim ama sonra kapatıp zap yapmaya devam ettim. Neden mi? Çünkü aradığım tadı alamadım bir türlü. Televizyonda şimdiki kadar çok seçenek olmadığı ve pazar günlerinin bütün kanallarda olduğu gibi futbol ve dizi tekrarına ayrılmadığı çocukluk ve gençlik zamanlarımızda, tek geçtiğim bir hobi programı vardı benim. Heyecanla başlamasını beklediğim, başladığı anda da hipnotize olmuşcasına ekrandan gözlerimi ayıramadığım tek program. Bob Ross ile resim sevinci. Orijinal adıyla Bob Ross – The Joy of painting.

Sanırım birçoğunuz bu bonus kafalı sempatik abimizi hatırlıyorsunuzdur. TRT2’de yayınlanan bu programında Ross yıllarca bize yarım saatte nasıl muhteşem manzara resimleri yapılacağına dair ipuçları veriyordu. Son derece durağan bir sette, palete yapılan zumlar dışında hiç yerinden oynamayan kamera önünde metal çerçeveye oturtulmuş tuvali, elinde paleti ve onlarca fırçasıyla sürekli gülümseyerek anlatıp dururdu, biz de kardeşimle beraber pür dikkat dinlerdik. Resimle ilgili miydik? Hayır. Ressam olmayı ya da bu hobiyi ilerletmeyi mi düşünüyorduk? Ona da hayır. Ama yine de bir şekilde gözlerimizi ayıramıyorduk işte.

Resim yaparken o kadar rahat ve o kadar samimiydi ki Bob, sanki bizim evin salonunda anlatır orda yapardı bütün o resimleri. Her seferinde resimleriyle konuşur, ordaki bir buluta bir ağaca hatta bir taş parçasına bile hikaye yazardı. Adeta bir cerrah edasıyla elindeki spatulayla, paletin üzerinde banday kahverengi ile Prusya mavisini karıştırırdı ve şov başlasın. “Şurada küçük mutlu bulutlar olsun”, “Burada mutlu bir çalılık olsun” “Şu koca ağacın gövdesinde yaşayan mutlu bir sincap ailesi olsun” derken bir bakmışız ki program bitmiş bile. İşini severek yapmaktan bahsedeceksek, ben hala yaşıyor olsaydı bir de onun ağzından dinlemek isterdim o konuyu.

Google da ölüm yıldönümünde Bob Ross’u unutmamıştı

Bob Ross’un anahtar kelimesi “mutlu” idi. Sanırım dışarıdan basit bir resim teknikleri öğretme programı olarak görünen bu serinin bugün Bob Ross ismiyle halen 80’lerin efsanelerinden birisi olarak anılmasının en büyük sebebi de budur. Reyting kaygısı olmadan, sadece iyi bildiği birşeyi televizyondan başkalarına da aktarabilmenin verdiği mutluluk. Bugün ne mutlu bize ki bu serilere internetten rahatça ulaşabiliyoruz. Bütün Pazar günümü bu eski serileri izleyerek geçirdim ve çocukluğumun tadını tekrar aldım dersem yalan olmaz sanırım.

Bir de şunu hiç unutmam. Mutlaka programın son 10 dakikasına doğru Bob bir anda resmin orta yerine büyük fırçayla kocaman bir çizgi çekerdi ve biz tam kardeşimle “Yok artık usta, adam resmin için etti resmen, bu yapılır mı güzelim resme” diye konuşup hayıflanırken program sonunda o resim bambaşka bir hal almış ve ilk halinden bile güzel bir hale dönüşmüş olurdu.

Döneminde sanat çevrelerinde “Resim yapmayı çok basite indirgediği” için eleştirilen Bob Ross bana sorarsanız bu işin aslında herkesin yapabileceği bir hobi olabileceğini göstermeye çalıştı yıllarca. Ve bugün oğlu, babasının adını taşıyan bir sanat malzemeleri markasını yönetiyor. Üzerinde bonus kafalı bu sempatik adamın logosu olan boyalar, fırçalar, DVD’ler ve daha birçok ürün. Ben bir efsaneden marka yaratmak diye buna derim. Ve bugün ağaç yapmanın en kolay yolunun yelpaze fırça olduğunu biliyorsam. Banday kahverengi, titan beyazı, Prusya mavisi gibi renklerden haberdarsam, teoride güzel bir manzara resmi nasıl yapılır ufak da olsa bir fikrim varsa bunu kesinlikle Bob Ross’a borçluyum.

Merak edenler için Bob Ross sanat malzemeleri web sitesi

http://www.bobross.com/

Ve benim gibi özleyenler için buyrun mutlu çalılıklara

http://www.youtube.com/watch?v=lQU5z8PaQLU

Oğlu Steve ile beraber bir bölüm

http://www.boreme.com/posting.php?id=34014