Miranda Kerr olmak istiyorum

Miranda Kerr olmak istediğime karar vedim. 7 Mayıs Pazartesi günü Türk Hava Yolları’nın sabah 11:15 uçağıyla Paris’e gidiyorum. Uçağın kalkmasını beklerken Kelebek ekinin son sayfasındaki başlık dikkatimi çekiyor: “Orlando ile arkadaştık”. Devamındaki üç cümlelik kısa haberse şöyle: “Miranda Kerr, Haute Muse dergisinin dördüncü sayısına kapak oldu. 29 yaşındaki ünlü model, eşi Orlando Bloom’la ilişkisi hakkında da konuştu. Bloom’dan Flynn adını verdiği bir oğlu olan Kerr, “Orlando ile arkadaşlığımız aşka dönüştü. İlişki yaşamaya başlamadan önceki altı ay arkadaştık.”

İlk bakışta, sıradan bir magazin haberi. Öyle ya da böyle, çok hoşuma gidiyor. Daha doğrusu, beni düşündürüyor. Çünkü Miranda Kerr, gönlümdeki (ve büyük ihtimalle başka insanların da gönlündeki) ilişkiyi dile getirmiş. İlk cümleyi, “Miranda Kerr olmak istediğime karar verdim” kısmını da bu yüzden yazdım. Yoksa kendisine herhangi bir açıdan benzeyebilmek için herhalde yeniden doğmam gerek. Fiziği, güzelliği, gülüşü ve stiliyle de çok beğenilen Miranda Kerr, bu “itirafı”yla çok özel bir durumu hatırlatmış oldu:  Arkadaşlıkla başlayan aşkı.

Miranda, hayatta şükredecek ve övünecek bunca şeyi varken, bunun üstüne bir de arkadaş da olabildiği bir erkeğe aşık olmuş; kaldı ki hala birlikteler. Bahsettiği altı aylık arkadaşlık dönemi çok uzun bir süre değil, yine de ben kendisine imrendim. Arkadaş olarak da sevdiği bir insana aşık olduğu için… Arkadaşlık, dostluk çok kıymetli. Gerçek bir arkadaş gibisi yok, hayat bize bunu dönem dönem bir şekilde hatırlatıyor. Ve kimse, en iyi sevgili bile bir arkadaşın, arkadaşların yerini tutmaz. Ancak aşık olduğun erkeği (ve tabii ki erkekler için, kadını) arkadaş olarak da sevebilmek bence önemli. Herkes aşkın eninde sonunda bittiğini söylüyor. “Bizim aşkımız bitmez” diyenlere lafımız yok, ne mutlu onlara.

Peki, aşkın bittiği noktada neler oluyor? Cevabını hepimiz biliyoruz: İdeal durumda, bu deli dolu evrede yaşayan duygular, yerini sevgiye bırakıyor. Ne hoş, daha ne olsun… Yaşadığımız ister aşk, ister derin bir sevgi, ne olursa olsun, o insanı arkadaş olarak da sevsek ne güzel olur. Her şeyi birikte yapalım, siyam ikizleri gibi olalım manasında değil. Miranda Kerr’le ilgili bu kısacık gazete haberi bana bunları düşündürdü. İyi de oldu. İnsan bazen kendini hayatın akışına kaptırıp gerçekte ne istediğini unutabiliyor. Bu arada, gazetenin aynı sayfasında, hemen sağdaki “köşe”de, Can Dündar’ın “Aşka Veda” kitabıyla ilgili bir haber vardı. Kitabı ilk fırsatta okuyacağım. Ancak sırf başlığı bile bazı soruları akla getirdi: Yaşadığım çağa ve günümüz ilişkiler bunu “dikte ediyor” diye, aşka veda edecek miyiz? Zaman zaman ona (ve büyük ihtimalle de kendimize) olan inancımız büyük sarsılsa da, aşka veda etmeli miyiz? Ve aşka veda edince daha mutlu olur muyuz…

Comments
  1. Bora

    “Mekan ve An” ile ilgili bir şey takıldı kafama. Havaalanı – Beklemek (Sıkıntı) – Kelebek Okumak

    Mümkün mü bu?..

    Eve giderken manavdan mevsimin ilk taze fasulyesini aldım. Gazeteden yapılmış kese kağıdını boylamasına yırtarak tezgaha yaydım. Başladım fasulyeleri ayıklamaya. Kese kağıdının iç kısmında kalmıştı bu Orlando-Miranda haberi…

    “Content – Context” takıntım var da…

    http://youtu.be/MtfipeRNOrg

    • Suzan Yurdacan

      Doğru mu anladım emin değilim… Aynı haberi okudunuz ve ne? (Ya da fasulye kısmı kurgu mu? Kurguysa da güzel:)… Ben uçakta okudum ama ne fark eder… Bunu başka bir yerde de okusaydım, aynı şeyleri düşündürürdü (diye tahmin ediyorum).

      İyi mi etmişim? Okumak, üzerinde düşünmek ve bunu paylaşmakla?

  2. Sevim Can

    Itiraf etmeliyim, Suzi, bu blogun basligini gorunce “hadi ya, gercekten mi?” diye dusundum…
    ama okuyunca baslikta ne demek istedigini anladim.
    Cok derin bir konu…
    Sanirim hem aski hem arkadasligi bir arada yasayabilen cok az kisi taniyorum. Bu cok sansli kisilerden biri oldugumu da gururla soyleyebilirim.
    Asktra yasanan duygular cok ozel ve derin – anlatima ihtiyac duymaz cunku duyular bunun yerini alir, kelimeler degil. Sevgi dolu arkadaslak ise herseyi konusabilmek, anlatabilmek, aglamak, gulmektir…hatta kavga bile etmektir…edebilmektir…ve yine de sevmektir. Kendini yargilanmadan anlatabilmektir arkadaslik.
    Ask + arkadaslik…sansli ve ender bir bilesimdir…

  3. Suzan Yurdacan

    Sevim Can:),
    söylediğin her şeye ama her şeye, ne konuda olursa olsun, kulak kabartır, üzerine düşünürüm:))) İstanbul’dan sevgiler!