Mayıs okumalıkları

Bugün ayın dokuzu – Mayıs’ı neredeyse yarıladık sayılır. Bazen yazı trafiği yüzünden “Bu ay ne okusak?” yazıları gecikebiliyor. Ne var ki yeni bir kitaba kavuşmak için hiçbir zaman geç değildir. Buyrunuz, bu ayın okumalıklarına birlikte göz atalım. Aralarından seçin, beğenin, okuyun!

maximilian-ponder-in-muteber-beyni-bir-insan-beyni-katalogu20130302010346Maximilian Ponder’ın Muteber BeyniJ. W. Ironmonger

“Bir bakıma, eminim Max de böyle derdi, ortada bir başlangıç yok. Sadece Büyük Patlama, doğa yasalarının müthiş rastlantılarıyla ortaya çıkan, durmaksızın genişleyen bir evren, evrenin içinde soğuyan gezegenler ve atmosferler ve ilkel çorba ve nihayetinde doğal seleksiyonun akıl almaz şartları sonucu varlığa gelen sen, ben ve açılıp kapanan ceviz masada ölü ölü yatan Max Ponder var belki de. İşte hikaye bu, derdi Max sanki detaylar onu hiç rahatsız etmezmiş gibi. Ediyordu halbuki. Kafayı detaylarla bozmuştu.”

Maximilian Ponder, her anısını kaydetmek amacıyla otuz yıl boyunca hayattan elini ayağını çeker. Ama şimdi, insan zihninin haritasını çıkarmaya yardım edecek defterler ve günlüklerden oluşan başyapıtı Katalog’un ortasında ölü halde yatmaktadır. Ancak arkadaşı Adam Last’ın polisi arayıp Max’in öldüğünü haber vermeden önce, projenin tamamlanabilmesi adına yerine getirmesi gereken korkunç bir görevi vardır. Maximilian Ponder’ın Muteber Beyni, insan zihnini ve anıları anlamak için ömür boyu süren bir arayışa ve hayata dair etkileyici bir roman…

7ccc3c7e-0ba6-4284-a1ac-6a4dceae1e6eİlber Ortaylı Seyahatnamesi

Çok gezen mi daha iyi bilir, yoksa çok okuyan mı? Peki ya bir yandan okurken diğer yandan da gezme imkânı bulanlar? Küçük bir bavul ve rehber kitaplarıyla Orta Asyadan Avrupaya, Kafkaslardan Ortadoğuya 45 yıldır gezen “seyyah” İlber Ortaylıya eşlik etmek isterseniz İlber Ortaylı Seyahatnamesi tam size göre…

Türklerin özlemini çeken Hayfadan “Muhteşem Osmanlı İmparatorluğu” sergisinin yapıldığı Japonyaya; Karlofça Antlaşmasının imzalandığı ve bir daha Türklerin girmemesi için kapıların örüldüğü Sırbistandan Türkiye tarihinin önemli dönüm noktalarının yaşandığı Şama; 19. yüzyıl Kafkasyasından kovulan halkların Osmanlı tarafından yerleştirildiği Ürdünden dünyanın en orijinal müzelerine sahip İrana; her köşesi tarih olan St. Petersburgtan Orta Asya medeniyetini gözler önüne seren Buharaya; coğrafi konumu, mimari güzellikleriyle gezip görmeye değer ve her birinde Osmanlı Balkanlarının trajik bir sahifesi yatan Tuna kalelerinden etnik bakımdan renkli olması hasebiyle “karışık dondurma” denilen Makedonyaya; Balkanlarda Osmanlı dönemini en çok yaşatan Prizrenden en iyi muhafaza edilen Türk halılarına sahip Erdel kiliselerine; yıllarca savaş halinde olmamıza rağmen kültürümüzden etkilenen eski Avusturyadan tarihinde Mustafa Kemal gibi büyük komutanlar yetiştiren Selanike, bir ucu Türkiyeye bir ucu Britanya adalarına uzanan, medeniyetin merkezi Romadan arşivleri ve müzeleriyle meşhur Vatikana; Otrantodan Venedike; Estonyadan Ukraynaya; Japonyadan Singapura, Louvre Müzesinden British Museuma muhteşem bir yolculuk…

risale-208x300Manevi Tekabül Mertebeleri – Cemali El Karamani

Halveti şeyhi Cemâlî’nin Fatih Sultan Mehmed’e sunduğu Osmanlı’nın ilk tasavvuf eseri Risâle fî Etvâr’is-Sülûk, Latin alfabesiyle ve çift dilli olarak ilk kez yayımlanarak okurla buluşuyor…

Osmanlı toplumu içerisinde toplum bireylerinin psikolojik-psikiyatrik terapi merkezleri, ruh-sinir dengesi bozulan kişilerin tedavi görüp rahatlayıp ferahladığı tekke ve zaviyeler; şeriat dairesinde olmakla beraber, dinin daha estetik bir formunun ve Fıkıh İslamı yerine daha billur ve latif bir dindarlığın yaşandığı mekânlar olmuşlardır.

Medresenin katı tutumları ve dinsel metinleri yorumlamadaki tavizsizliği, halkın içerisindeki farklı görüşleri kendi içerisinde barındırmak bir yana dışlayıcı ve dışarıda bırakıcı olması; halk indinde, kimi zaman da sultanlar katında tasavvufi görüşleri daha muteber bir hale getirmiştir. Yunus Emre’nin Divân’ı, Mevlânâ’nın Mesnevî’si ve bu tarzda kaleme alınan (mesela Bektaşi meşreplilerin yazdıkları) eserler, insan anlayışları açısından şeriatın daha latif bir yorumunu verirken daha evrensel ve kuşatıcı da olmuşlardır.

Risâle fî Etvâr’is-Sülûk, zengin muhtevası ile tasavvufun bütün konularını erbabının deyim ve deyişlerine uyarak kullanan Cemâlî’nin, hem kendi zamanında hem de kendisinden sonra yaygın etki bırakmış bir eseridir ve bir “toplumsal bellek vesikası” olarak kabul edilmelidir.

425088_2Son İnsan – Mary Shelley

Gotik edebiyat alanı, kadın yazarların sivrildiği bir türdür. Bazı eleştirmenler bu olguyu kadın yazarların özel yaşamlarında babalarından, sevgililerinden ve kocalarından gördükleri baskı, taciz ve zulümden etkilenmelerine bağlarlar. Mary Shelley de 1826’da yayımlanan Son İnsan romanıyla gotik edebiyata özgü bilimkurgunun alt türü olan apokaliptik romanın ilk modern örneğini veren ve bu türün önde gelen yazarı oldu. Vahiy ya da gelecekle ilgili sırların aydınlığa kavuşturulması anlamındaki apokalips sözcüğünden türemiş olan apokaliptik kurgu, salgın hastalık, nükleer savaş, sibernetik ayaklanma, doğaüstü olaylar, ekolojik felaketler ya da başka afetler yüzünden uygarlığın sonunun gelmesini irdeler.Son İnsan, bugün sıradan sayılacak kadar yaygınlaşmış bir konuyu, insanlığın yok oluşunu ele alan ilk büyük romandır. Shelley, bir salgının Batı dünyasındaki etkilerini Romantik dönemin akıcı üslubuyla dramatize eder ve gerçek kişilerin yansıması olan zıt karakterler eksenindeki bir kurguyla aktarır.

130306134929Minare Gölgesi – Engin Ergönültaş
Bir yoksul mahalle peyzajı… Sürüsüne bereket kedi köpek, cam çerçeve, mutfak soba, duvar kaldırım, cami minare değil ama sadece; insan hallerini, kalpleri nazmeden bir peyzaj. İklimle akraba, kâh rüzgârın, kâh yağışların, kâh yaz sıcağının refakatinde, delirmenin ayartısıyla koyun koyuna, kırık gönüllü hayatlar… Çaresizliğin içinde ümidini ve iç huzurunu taştan çıkartan, kimi de çıkartamayanlar…

Hele ümidin taşocağındaki kadınlar…

İçinde, bir eski “orospunun” hikâyesi. İçinde, mahalleye yatır olmuş bir uyuyan adam hikâyesi. İçinde, bu “büyük” dünyadan büyülü kuytulara ve birbirlerine sığınan iki çocuğun hikâyesi – yolu, minarenin şerefesine çıkan…

Büyük bir çizer olarak zaten edebiyata peri tozları serpmiş olan Engin Ergönültaş’tan, üzerinde beş sene çalışılmış büyük bir roman.

hırsızlarHırsızlar Sokağı – Mathias Enard
Tüm bunlar, bana, özgürlük ve daha onurlu bir yaşam hakkı için Tunus’ta, Mısır’da, İspanya’da ve Fransa’da sürmekte olan aynı mücadelenin farklı yüzleri gibi göründü. Dünyada, üzerinde yaşadığımız bu savaş tarlasındaki bir yolculuk aracılığıyla bu mücadeleleri anlatmaya çalıştım, yolculuğun başlıca uğrak yerleri de Tanca, Tunus, Algeciras ve Barselona oldu. Bir macera romanı bu, günümüz dünyasının trajik macerasının romanı. Daha iyi bir gelecek hayali kuran gençlerle, artık hayal bile kurmayanlarla, İslamcılarla, Müslümanlarla, dilencilerle, fahişelerle, hırsızlarla ve çokça kitapla, son tahlilde, ateşle birlikte, karanlıklarla savaşmanın tek yolu olmayı sürdüren kitaplarla yolunuzun kesişeceği bir roman bu.Hırsızlar Sokağı, yıllarca Ortadoğu’da yaşamış, o coğrafyanın insanını ve kültürünü yakından tanıyan, Arapça ve Farsça bilen dünya vatandaşı Mathias Énard’ın, büyük övgüler alan son romanı. Kaderleri birbirine sıkı sıkıya bağlı iki medeniyete de, Ortadoğu’ya da Avrupa’ya da aynı hoşgörü ve aynı sertlikle yaklaşan ve ortak insanî gerçeği arayan bir aydının elinden çıkan bu roman, coğrafyaya ve zamana dair hiçbir sınır tanımayan açık bir zihnin ve adil bir vicdanın ürünü.

heba20130329010259

 

Heba – Hasan Ali Topbaş

İnceldiğinde, çeşitli sebeplerle delindiği de olur uykunun. Ne bileyim, bazen zihnimizdeki sivri uçlu bir hatıra deler onu; bazen henüz hazmedemediğimiz bir sözün acısı, bazen kolu bacağı aklımızın dışında kalan bir düşünce yahut bir duygu, bazen de etrafımızda olup biten, bizim fark edemediğimiz meçhul bir şey deler. İşte o vakit delinen yerden içerisi görünmez ama dışarısı görünür. Hakikat oradan gerçekte olduğu gibi görünmez tabii; uykunun sisi yüzünden, kendisinin biraz berisinde yahut gerisinde görünür. Sise benzemeyen tuhaf bir sisin içindeydi şehir. On dokuzuncu katın hizasında ben gerçeğim diyen bir güvercin kanat çırpıyordu. Binnaz Hanımın tombul elleri vardı. Ucu bucağı görünmeyen bir boşluğa düştü Ziya. Hışır hışır öten naylon şeritler. Te ilerde Suriye! Kaldır başını! Huoop! Yüzü çilli bir çocukluk. Efil efil tüten bir pişmanlık. Hiç işte, hiçbir şey olmadı. Şikâyetçi misin? Değilim Komutanım. Kolonya, limontuzu ve su. Bakma öyle karanlıkta Mensur. Aynalı kahve. Güzel Nefise. Kim o uzaktaki adam? Tufana emanet bir dünya. Her kötülük, bir iyiliğin içine akıyor işte… Heba, göz gözü görmez insafsızlığın, doğruya benzemeye muvaffak olan yalanın, utanmazlığın, lincin, kıstırılmışlığın romanı. Edebiyatın kirişlerini çatlatan büyük bir yazardan yalnızlığın, pişmanlığın, askerliğin, heder olmuş bir ömrün romanı. İpek kadar yumuşak ve ipek kadar sağlam. Sadık okurları için yeni keşifler sunacak, yeni tanışanları sadık okurlara dönüştürecek bir Hasan Ali Toptaş romanı…

COL SAVASLARI KAPAK-page-001Çöl Savaşları – J. E. Pacheco

Ustalıkla ve tutkuyla yazılmış bir kısa roman, Çöl Savaşları. İmkansız bir aşk hikayesi. Kahramanlarının gerçek olmadığına inanmayı tercih ettikleri gündelik bir korkunun destanı. Bu destan, sadece sosyal yozlaşmayı, geleneksel Meksika’nın ortadan kaybolarak, yerini modern bir ülkeye bırakmasını değil kişisel dönüşümler çevresinde insanlığını ortak anılarının bir not defteri.

Bu kısa roman şimdiye kadar İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Rusça, Japonca ve Yunanca’ya çevrilmiş ve İspanyolca konuşulan tüm ülkelerde de yayımlanmış. Anlatımındaki sadeliğine rağmen farklı hikayelere bağlanan bir çok bağlantı noktasıyla hazırlanmış karmaşık yapısıyla bu kitap, okuyucuyla yazar arasında da kırılmaz bir bağ oluşturuyor.