Masal kralı II.Ludwig ve şatoları

Masallar bir varmış bir yokmuş diye başlar, evvel zaman içinde ülkenin birinde bir kral yaşarmış diyerek devam ederler. İşte bildiğimiz, duyduğumuz bu masalların aksine yeri ve zamanı belli olan bir masal yaşanmış XIX. yüzyılda. Masal kahramanı ise; kimine göre deli kral, kimine göre ise masal kral olarak bilinen Bavyera Kralı II.Ludwig’miş… Bana göre ise yalnız kral!

1845 senesinde dünyaya gelen Ludwig, Hohenschwangau Sarayı’nda geçirdiği çocukluk ve gençlik çağlarında doğayla baş başa vakit geçirmeyi tercih eden, biraz içine kapanık biraz da mahçup bir prensmiş. Babasının ölümüyle on dokuz yaşında tahta çıkan ve Bavyera Kralı olan bu yalnız kral, her ne kadar yirmi iki yıl boyunca tahtta kalmış olsa da, esasında devlet meseleleri ile pek alakadar değilmiş. Vaktinin ve parasının neredeyse tamamını şatolar ve saraylar yaptırmak için harcamış. Ludwig’in etrafında yarattığı bu hayalperest ve mistik dünyası ile beraber, yaptırdığı şatoların ve sarayların masalsı güzelliği, kralın adını tarihe “Fairy-Tale King” (Masal Kral) olarak yazdırmış.

Aslında sizler de çok iyi biliyorsunuz “Neuschwanstein Şatosu”nu.. Disneyland’ın Uyuyan Güzel masalındaki şatonun ta kendisidir. II.Ludwig bir mimara değil, sarayın ressamına yaptırmış bu şatonun tasarımlarını.. Masal kralının hayal dünyası ve bir ressamın elleri bir araya gelince de  ortaya bu muhteşem şato çıkmış işte. Ortaya çıkmış derken, 1869 yılında yapımına başlanan şatonun yapımı neredeyse yirmi yıl sürmüş. Şatoyu anlatmayacağım sizlere zira ne kelimeler ne de hayal gücü yeterli gelecektir. Yollara düşmeye değecek güzellikte olduğu ise su götürmez bir gerçektir. Pardon! Masaldır…

Beni, II.Ludwig’e ve bu muhteşem şatonun peşine düşüren şey ise kralın yine çuvallarca para harcayarak yaptırdığı “Herrenchiemsee Sarayı”dır. Münih’e çok yakın bir kasaba,Chiemsee’de bir göl ve gölün içinde hem yapı itibariyle hem de bahçeleriyle Bavyera’nın versayı olarak anılan bu sarayı gördüğümde tanıştım ilk kez kralla… Ne yazık ki yalnız on gün kalabilmiş bu sarayında.

Bir diğeri de Linderhof Sarayı; en azından sekiz senesini geçirmiş Ludwig bu sarayda.. Yapımının tamamlandığına şahit olduğu tek saraymış. İşte bu ömrünü şatolara ve saraylara adayan beyaz atlı kralın tek başına yapmadığı en mühim şey kuzeniyle yaptığı nişanmış ki o da çok uzun sürmemiş. Bu ayrılıktan sonra da bir daha hiçbir kadınla ilgilenmemiş yalnız kral.. Gün ışığında pek görünmeyen Ludwig, çocukluk ve gençlik yıllarında olduğu gibi doğayla baş başa vakit geçirmeyi çok seviyor ve hatta geceleri atıyla dolaşmaya çıkıyormuş.. Öte yandan sanata da çok düşkün olan kral, Wagner ile yakın dostluk ilişkisi içerisinde olmuş ve hatta Wagner için Neuschwanstein Şatosu’na akustik bir salon yaptırmış. Sadece akustik salon değil aslında tüm saray en son icatlarla inşa edilmiş.

İşte bu saraylara harcadığı vakit ve nakit yüzünden, ülkesinin devlet erkanı tarafından bir doktora yazdırılan deli raporu ile son verilmiş kralın hükmüne ve böylece “Mad King” (Deli Kral) olarak da geçmiş kayıtlara. Tahttan alınan kral, bir gölün kenarındaki Berg Şatosuna kapatılmış ve günler sonra, raporu veren doktoru ile birlikte çıktığı yürüyüşten geri dönmemiş… Neredeyse derinliği bir metre olan bir gölde boğulan kral ve doktorun nasıl öldükleri hala bir sır…  “Sonsuza kadar gizemli kalmak istiyorum “ diyen kralın ölümü, masalsı hayalleri üzerine kurduğu hayatının gizemli bir finali gibi adeta…

Not:

Böyle bir kralın hayatını konu alan yalnız bir film yapıldığını öğreniyorum o zamanlar, 1972 senesine ait bir yapıt.

Ancak henüz tamamlanan yeni bir yapım da mevcut artık:

YouTube Preview Image
Comments
  1. seda

    Kendi dünyasında yaşamayı tercih eden insanlar nedense ‘deli’olarak görülüyor.
    Kendine tahammül edebilen, hayalleriyle mutlu ve gayet de huzurlu bir adammış işte…