Mark Knopfler İstanbul’u büyüledi

127 Nisan 2013… Hava yaklaşık 28 derecelerde. İstanbul yine baharı yaşayamadan soğuk kış günlerinden kavurucu yaz sıcaklarına atlamış. Yazın verdiği rahatlıkla herkesin yüzünde bir gülümse. Benim ise içimde farklı bir kıpırtı. Akşam bir efsanenin  konserini izleyeceğim.

Kendine özgü tarzı ile inanılmaz gitar soloları atarkenki sakinliği, Dire Straits yıllarında kafasına taktığı kırmızı bandı ile hatırladığımız ve yaptığı müzikle farklı kıtaları bir araya getiren Mark Knopfler’ı GNL Entertainment ve BKM katkılarıyla Ülker Sports Arena’da izleyeceğim. Dünyada yaşayan en iyi beş gitaristten biri olarak gösterilen, gitarist, söz yazarlığı ve vokalliğini yaptığı, 80’lere damgasını vuran, swing-rock müziğin efsane gruplarından Dire Straits ile ismini milyonların zihnine kazımış Mark Knopfler, daha önce 2008’de Turkcell Kuruçeşme Arena’da da konser vermişti. O konseri kaçıran ben, ikinci konseri sahne önünden izleme ayrıcılağı yaşayacaktım.

Konser saati geldi, çattı. Salon hınca hınç dolu. Zaten biletler öncesinden tükenmiş. Mark Knopfler, Romanya’dan sonra Avrupa turnesi kapsamında sekiz dahi müzisyenden oluşan ekibiyle karşımızda.

2Sona saklamadan baştan söyleyeyim, ömrümde izlediğim en güzel konserlerden biri olarak hafızamda kalacak Mark Knopfler. Efsanenin İstanbul’a yaptığı ikinci  ziyarette, solo albümü Privateering ağırlıklı şarkılardan çalsa da Dire Straits’ten çalmayı ihmal etmedi. Konserde en az 30-40 enstrüman çalınmıştır diye tahmin ediyorum. Zira Knopfler, neredeyse her şarkıda bir başka gitarla çaldı. Bu arada Knopfler’ın konsere tam sekiz adet gitarla geldiğini de dip not olarak ekleyelim.

Kemancının ‘büyücü’ olduğu konusunda da aramızda bir diyalog yaşandı. Hayatımda bu kadar güzel keman çalan birini dinlememişimdir. Bir de kemanın yanından telli ve üflemeli de çalması, üstüne vokal yapması konserin sonlarına doğru kendisinin kuvvetle muhtemel ‘büyücü’ olduğu varsayımını giderek güçlendirdi. Gitar ve flüt birbirleriyle sahnede adeta aşk yaşadı, biz de bu arada İskoçya ve İrlanda kıyılarına bir gittik bir geldik.

Knopfler, Dire Straits dağıldıktan sonra bana göre çok başarılı bir solo kariyere imza attı. Müzik oteriteleri tarafından Knopfler’ın şu anda geldiği çizgi ‘country folk-blues’ olarak tanımlansa da benim için o müziğin tarifi, huzur ve coşkunun içiçe geçtiği bir melodi. Melodi sözcüğüne her zaman mesafeli durmuşumdur ancak Knopfler’ın müziği başka türlü tanımlanamaz kanımca.

4Telegraph road performansı inanılmazdı, Sultans of swing ise biraz sönük gibiydi sanki. Sultans of swing’in canlı versiyonlarındaki piyano bölümü çalınsaydı daha bir coşabilirdik. Ancak Romeo and Juliet’te hepimizi mest etti.

Knopfler’ın “İstanbul çok güzel” diyerek So far away’in içine İstanbul’u da adapte etmesi güzel bir jestti. Ancak şunu da eklemekte fayda var: Gelenlerin çoğu şarkıları bilmediğinden olacak ki, Knopfler sanki bu durumdan biraz etkilenmiş gibiydi. Seyirciyle çok fazla muhattap olmadı, çaldı ve gitti diyebiliriz. Belki de Amerika’da Bob Dylan ile çıktığı turneden de etkilenmiş olabilir. Zira Dylan, yüzümüze bile bakmamıştı İstanbul konserinde.

Uzun lafın kısası….Kendine özgü “fingerpicking” (pena yerine parmakları kullanma) tekniği ile attığı enfes gitar sololarıyla bilenlerine, ilk duyuşta, “Bu çalan Mark Knopfler!” dedirten, bazı antropologların en “güzel” ırkların melez olduğu savlarını desteklercesine Amerika ile Britanya’yı bir araya getiren Knopfler, dün gece yine kıtaları birleştirdi.

Konserden performans izlemek için:

YouTube Preview Image