LOTR konseri nasıl mıydı?

2Postkolik ve BirinciBlog tayfasının büyük kısmı The Lord of the Rings kitaplarını, filmlerini ve Orta Dünya’sını kısaca LOTR ile ilgili her şeyi pek sever. Bendenizin bu hayatta fena takıntılı olduğum konuların başında The Lord Of The Rings gelir. Sanıyorum 1990’ların başında ilk kez okumuştum Tolkien’in kitaplarını. Kendimi Tolkien’in eşsiz dünyasına öylesine kaptırmıştım ki, gözüm başka bir şey görmez olmuştu. Yıllar geçti fakat benim LOTR sevgim hiç azalmadı. Şu an evimde hatırı sayılır bir LOTR ürün koleksiyonu var. Yıllar boyunca LOTR’a ilişkin ne varsa topladım. Kılıçlar, figürler, aksesuarlar, kitaplar…

Orhan, en az benim kadar sıkı bir Lord fanıdır. Üstelik uzun yıllar LOTR’un Türkiye dağıtımını gerçekleştiren Umut Sanat’ta çalıştığı için, elinde çok az kişide olan dokümanlar, figürler ve en önemlisi anılar barındırır. Kendisiyle saatlerce sohbet edip her bir filmin Türkiye macerasını birinci elden en ince detayına kadar dinleyebilirsiniz.

Enis ise, Orhan ve bana nazaran daha bir Star Wars fanatiğidir. Hatta evinde ciddi bir Star Wars koleksiyonu da vardır. Ama bu sizi yanıltmasın. Uzmanlık alanı her ne kadar Star Wars olsa da, Enis de çok ciddi bir LOTR hayranıdır. Üstelik tam bir action adamıdır. “Hadi şuraya gidelim” dediğinde cevabı hep ‘Tamam’ olur.

İşte bu kadro, Lord Of The Rings senfoni konserini izlemek için 20 Nisan akşamı Hollanda’da bir araya geldi. Geçtiğimiz yıl serinin ikinci filmi İki Kule’nin konseri için Enis ile birlikte yine Rotterdam’daydım. Bu kez bize Orhan da eşlik etti. Biz İstanbul’dan Hollanda’ya sadece LOTR konseri izlemek, biraz da Ork avlamak için giden üç savaşçıydık. Ve biletlerimizi aylar öncesinden almıştık.

Orhan ve Enis Hollanda’ya İstanbul’dan 18 Nisan günü geldi. Ben Postkolik’in kapak çekimleri ve bazı projeler için 13’ünde Amsterdam’daydım.  Amsterdam’da yaşayan fotoğrafçımız Cihan Turhan ile birlikte Enis ve Orhan gelene kadar son derece keyifli zaman geçirdik. Hem çalıştık, hem de Amsterdam’ın keyfini doyasıya çıkardık.

Orhan ve Enis’in katılımıyla konser günü Amsterdam’a veda edip Rotterdam’a doğru yola koyulduk. Rotterdam, Amsterdam’a göre daha durgun ve sıkıcı bir şehir olduğu için mümkün olduğunca geç gittik. Hatta otele girişimizi de saat 17.00 gibi yaptık. Çok az oyalandıktan sonra da direk konser mekânına doğru yola çıktık.

DSC05461Konser saat 19.00’da başlıyordu. Biz yaklaşık 1 sat 15 dakika önce konserin gerçekleşeceği De Doelen’a ulaşmıştık. Erken gitme sebebimiz biraz da lisanslı ürünlerin satıldığı standta zaman geçirmek ve alışveriş yapmaktı. Geçen yılki konserde hem ben hem Enis epey bir şey almıştık. Fakat içeri girer girmez, bu yıl lisanslı ürün standının olmadığını öğrendik. Bu durum özellikle bende ciddi bir hayal kırıklığı yaratsa da, ‘Neyse paramız en azından cebimizde kaldı’ diyerek birbirimizi avutmayı da ihmal etmedik.

Girişte bir şeyler içip bir süre oyalandıktan sonra, salona doğru ilerlemeye başladık. Geçen yıl konseri orkestranın hemen önünde izlemiş ve açıkçası çok da memnun kalmamıştık. Bu kez Enis biletlerimizi balkondan almıştı. Böylelikle hem filmi hem de orkestranın tamamını net olarak görebilme şansımız olacaktı.

İçeri girdiğimizde salon henüz dolmamıştı. Rotterdam Senfoni Orkestrası müzisyenleri son dakika rötuşlarını yapıyordu. Kemancılar önlerindeki nota sehpalarında sayfaları çeviriyor, enstrümanlarının akortlarını yapıyor ve salonda heyecan dolu bir uğultu kol geziyordu. Bu arada biz balkondaki yerimizi almış, heyecandan yerimizde duramıyorduk. Konserin başlamasına dakikalar vardı ve 2.230 kişilik salon tamamen dolmuştu.

Saatler 19.00’u gösterdiğinde orkestra şefi Ludwig Wicki alkışlar eşliğinde sahneye fırladı. Batonunu eline aldı ve arkadaki beyaz ekranda “New Line Cinema” yazısının belirmesiyle efsane başladı.

Bildiğiniz gibi hem The Lord Of The Rings’in hem Hobbit’in müzikleri dünyaca ünlü Kanadalı müzisyen Howard Shore’a ait… Bence dünyanın en büyük müzisyenlerinden biri olan Shore, yoğun temposu nedeniyle birçok konsere çıkamıyor.  Bu yüzden de Rotterdam’daki konser serisini başından beri Ludwig Wicki yönetiyor. Gönül tabii ki Howard Shore’u canlı izlemek isterdi ama Wicki de son derece değerli bir müzik adamı, o yüzden bu durumu çok fazla dert etmedik.

DSC05449Şimdi biraz konseri gözünüzün önüne getirelim: Lütfi Kırdar Kongre Merkezi gibi bir yer hayal edin. Sahnede dev bir perde ve o perdede yaklaşık 3.5 saat boyunca filmi izliyorsunuz. Filmin sesi kısık… Perdenin hemen önünde ise Wicki yönetimindeki yaklaşık 100 kişilik orkestra duruyor… Orkestra film boyunca Shore’un o inanılmaz bestesini filmle eş zamanlı olarak çalıyor. Orkestranın sağında ve solunda konuşlanmış yaklaşık 100 kişilik koro da, en can alıcı yerlerde devreye giriyor. İşte bu atmosferde 3,5 saat boyunca filme mi bakacağınızı, orkestrayı mı izleyeceğinize bir türlü karar veremiyorsunuz. İkisi de öyle güzel ki… Gerçekten de anlatılacak gibi değil.

The Lord Of The Rings’i izleyenler bilir. Savaş sahnelerinin en yoğun olduğu film, serinin üçüncü filmidir. Bu yüzden konserin özellikle ikinci perdesi tek kelimeyle muhteşemdi. Salondaki binlerce kişi, adeta nefes bile almadan bu şölene ortak oldu. Hani hiç bitmesini istemeyeceğiniz anlar vardır ya, işte bu da bu anlardan biriydi.  Arayla birlikte yaklaşık dört saat süren bu müzik şöleni, üçümüzün de asla unutamayacağı güzel bir anı olarak kayıtlara geçti.

Bu yazı Postkolik dergisinin Mayıs sayısı için yazılmıştır.