LOTR Diaries 1: Mordor’dan adam çıkmaz!

Birkaç yazı sürebilecek bir işin içine giriyorum bu yazıyla bilginize… Bunu Part 1 olarak kabul edebilirsiniz. BirinciBlog’un temellerini attığımız günlerden beri benim The Lord Of The Rings anılarımı yazmamı planlamıştık.

BirinciBlog taifesinin büyük kısmı  (kalanı da sempatizan) The Lord of the Rings – Yüzüklerin Efendisi kitaplarını, filmlerini ve Orta Dünya’sını kısaca LOTR (bu yazıda bundan gayrı böyle geçecek) ile ilgili her şeyi pek sever. Başganımız Emrah LOTR ile ilgili her şeye adeta tapar, keza Enis de öyle… Sitedeki “Çete” bölümüne bakan ve konuya ilgi duyanlar Emrah’ın elinde Narsil olduğunu fark etmiştir.  Ben altın Tek Yüzüğü’mü sağ elimden hiç çıkarmıyorum. Enis senin kült objen ne ise yorum bırak dostum. Ben aslında geçmişte yaptığım iş gereğince LOTR girdabına yavaş yavaş çekilen bir adamım.

Yıllar önce Umut Sanat film şirketinde çalışıyordum. New Line Cinema da temsil ettiğimiz firmalardan biriydi. Normal olarak sene de 5-6 filmlerini sinemaya dağıtıyorduk. Büyük ihtimalle bir Cannes Film Festivali sonrası patronumuz Yusuf Karabol elinde New Line tarafından yeni çekilecek bir seri filme dair karanlık ve ürpertici bir broşürle çıka geldi.

Evirdik çevirdik atlı bir figür, bir takım garip işaretler logolar v.b. olan bir broşür ve üzerinde The Lord of the Rings yazıyordu… Fantastik kuntastik bir şey olacağı kesindi filmin ama o zamana dek New Line’ın sinema filmi alanında birkaç film dışında –bir tanesi Seven’dır- kayda değer bir başarısı olmadığından pek de üzerinde durmamıştık açıkçası.

Zira açıklanan kastta da birkaç isim dışında –onlar da yaşını başını almış Ian Holm, Ian McKellen, Christopher Lee v.b idi zaten- doğru düzgün tanınmış kimseler yoktu. Gel zaman git zaman yavaş yavaş filmlerle ilgili fotolar, vhs kasetler, cd’ler v.b. gelmeye başlamıştı şirkete. Bu arada 1998 yılında sekiz aylığına askere gittim ve orada üç kitabı da okudum. Neymiş bu Orta Dünya, hobbit kimdir, elf nemenem bir şeydir, elf rünü  nedir yenir mi içilir mi diyerekten. Bu arada ilk kitabı elimden atmama ramak kalmışken asker ocağı sıkıntısı sayesinde okuduğumu itiraf etmem lazım. Baştan çok bayık gelmişti Orta Dünya’nın ne olduğu, karakter tasvirleri v.b. Ama girişi geçtikten sonra büyük keyif alarak okuduğumu hatırlıyorum.

Sonra askerden geldim. LOTR işi hız kazanmış ve işin rengi değişmeye başlamıştı. Ofise gelen basılı görsel malzemeler arasında acayip şeyler görmeye başlamıştık. Daha doğrusu o güne dek hiç görülmemiş şeyler… Çok görkemli setler, kostümler, mekânlar, silahlar ve tabii ki makyajlar. Sonra bir gün ilk teaser fragman geldi. Nedir teaser? Bir filme dair ilk fikri verecek kısa fragmandır. Otuz, kırk saniyeden bir dakika veya biraz daha fazlasına kadardır süresi.

Neyse… Bir deli heves teaser iştahla seyredildi. Ardından büyük bir sessizlik… Hepimiz şoktayız. Doğum günü kutlayan koca ayaklı ibiş gibi uzun kulaklı tipler geziniyor ortalıkta ardından havai fişekler patlıyor falan. Elinde değnek olan cübbeli bir ihtiyar geziniyor ortalıkta… Ee hani bizim yaratıklar, savaşlar, mekânlar filan? Yusuf Bey de renk vermiyor ama bir heves kırılması olduğu kesin. “Kesin filmi saklıyorlar.” falan diyoruz avunmak için. Bu arada hayat devam ediyor tabii ki. Yıllık planda başka filmler geliyor New Line’dan veya başka çalıştığımız firmalardan. Onların üzerlerinde çalışıyoruz, dağıtımlarını yapıyoruz v.b.

Aradan gene zaman geçti. Ofiste efsaneler dönüyor. Yok, efendim sinema tarihinde ilk defa üç film bir arada çekiliyormuş, bütçesi 300 milyon dolarmış da o nasıl şeymiş falan. Bu arada filmin adı öylesine uzun geliyordu ki günde elli kere tekrarlamak zorunda kalınca kısaltmalar üretip kullanmaya alışmıştık. Şöyle ki kendi aramızda filmin adını LOTR: FOTR (The Lord Of The Rings – The Fellowship Of The Ring) olarak belirlemiştik. LOTR FOTR POTUR da çok baydığımızda eğlendiğimiz bir tekerleme olmuştu. Bu arada filmin yurtdışından gelen ve dublaj yapımında kullandığımız BTC kasetlerinin de ayrı bir hikâyesi var. DHL ile Amerika’dan gelen kasetlerin, korsan DVD’ciler tarafından ele geçirilmemesi için üzerlerine asla The Lord Of The Rings vb.yazılmazdı. Ortada hiç varolmayan uydurma film isimleri her seferinde değişir ve kafamızı allak bullak ederdi. Hoş LOTR dublaj kopyaları siyah beyazdır ve görüntünün her tarafında yazılar, resimler ve kodlar vardır. En komiği de karakterler siyah boyalıydı ve sadece konuşurlarken ağızları görünecek şekilde normale dönüyordu. Benim bu güne dek korsana karşı gördüğüm en iyi koruma ile gelmişti bu kasetler.

Bu şekilde LOTR mevzusunu pek de ciddiye almadan biz kendi aramızda bu geyikleri çevirirken Peter Jackson ve taifesi, harıl harıl Yeni Zelanda dağlarında, bayırlarında hakikaten tüm sinema tarihini kökünden değiştirecek ve hepimizin aklını alacak üçlemeyi bir arada kotarıyorlarmış.

Sonra bir gün ilk resmi fragman geldi. Tek kelimeyle aklımız yerinden oynamıştı.  Pek çok insandan çok önce gerçekten tarihi bir ana tanıklık ettiğimizi hatırlıyorum. O güne dek gümüş perdenin hiç görmediği şeylere bakıyorduk. Sonrasında işler iyice hızlandı. Filmin Türkçe dublajı için İmaj stüdyoları ile beraber inanılmaz bir emek harcandı. Her karakter için yurtdışına üç alternatif ses gönderilmişti.  Bizzat Peter Jackson’un onayından geçtikten sonra ana ses seçiliyordu. Eğer o ses hastalanır veya başka beklenmedik bir durum oluşursa, kalan iki alternatif ses derhal kayda alınmak üzere yedekte tutulmuştu. Burada hoş bir anı aklıma geldi. Dünyada filmin kendi dilindeki dublajını ilk bitiren ülke olmuştuk. Bunu kutlamak için New Line Cinema, yönetmen Peter Jackson ve yapımcılardan Barry Osbourne v.d.’nin imzaladığı bir poster yollamış bize.

Sağolsun sekreter kızımız da özel boru ile gelen posteri açmış ve standart gelen görsellerden biri sanarak grafik işlerini yapan ofise taranıp tanıtım v.b. işlerde kullanılsın diye yollamış! Bir süre sonra grafik ofisi işi biten malzemeleri iade ettiğinde ben bu afişi biraz hırpalanmış olarak ofiste bulunca kalp krizi geçirecek gibi olmuştum. Düşünsenize Peter Jackson imzalı tek kopya afiş oradan oraya sürünüyor! Hemen çok şık bir çerçeve yaptırıp üst katta görünür bir yere gurur abidesi olarak asılmasını sağlamıştık.

Sonra vizyon tarihi gelip çattı. Onca emek, çaba, sinir ve gerginlikle dolu yıllardan sonra  verilen emeğin karşılığı alınabilecek miydi? Sinema filmi dağıtan varsa aranızda çok ama çok iyi bilir. Filminizin vizyona girdiği ilk Cuma gününün ilk iki seansından sonraki rakamlar tırnaklar yenerek beklenir. Belli kriterler vardır. Salondaki koltuk adedinin belli bir yüzdesi üzerinde açılan filmler alır yürür ve hasılat rekorları kırar. Sonrası tahmin edebileceğiniz gibi… Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği daha sabah seanslarında gişelerde kuyruklar oluşacak şekilde açılmıştı. Yani eski sinemacıların tabiriyle cam çerçeve kırarak!

Coming Soon: LOTR:TTT

 

LOTR: FOTR Fragman

YouTube Preview Image
Comments
  1. ebru şenkartal

    valla ben biletlerin önceden satılmaya başlandığını bile hatırlıyorum :)) çok güzel yazı ellerine sağlık

  2. Metin Tiryaki

    Valla Orhan Baba süper bir yazı yine.
    Benim de hastalığımdır LOTR, onlarca kez izledim ve her defasında peş peşe izlediğim bir filmdir LOTR. Her bitişinde de boşluğa düşerim, karakterler artık sanki aileden biri gibi olur ya, gidince üzülürsün öyle bir duygu yaşarım her defasında.
    Peter Jackson harbiden işini çok ciddiye alan bir adamdır ama bu kadarını da bilmiyordum, dublajcıların sesini bizzat dinlediğini filan. Daha da büyüdü gözümde şimdi.
    Hobbitleri de sabırsızlıkla bekliyoruz.

  3. Emrah Gürkan

    Ellerine sağlık Orhan baba. Nisan 2013’te Roterdam’da lord senfoni konserinde görüşmek üzere…

  4. Orhan Meriç

    blogdaşların güzel yorumları için çok teşekkürler. 2. ve 3.yazılarda da ilginç ve komik anılar ile beraber olacağız arkadaşlar. Emrah, I will be there bro!

  5. Enis Hazan

    Orhan baba supersin, ben de 3.bölüm gösterime girdiğinde askerdeydim,komutan da hastasıydı filmin, benim daha izmin yokken komutanla 20 barfiks çeker misin çekmez misin diye iddiaya girip çarşı izni kazanıp izlemiştim :))) kült objeye gelince action figürlerin yanısıra Sting kılıcım var ustelik maviye de dönüyor rengi :)))

  6. Eda

    Fantastic film hastası biri olarak 188.kez izlediğim üçlemenin sanırım ilkini bir yılbaşı gecesi gece yarısından sonra sarhoş gibi çıktığım bir seansta izlemiştim ve konusunu soranlara anlatırken 3 cümlede bitmesi filmi büyük bir keyifle tekrar tekrar izleme sebebim olmuştur.

    Filmle tanışma hikayeniz çok sürükleyici. Bence bu süreçten de bir üçleme çıkar hatta belki cam çerçeve bile kırar :)

  7. shifty

    ne kadar güzel bi yazı bu ya. orta 3. sınıfa gidiyordum ben yüzüklerin efendisi ilk vizyona girdiğinde. vizyona girmeden 1 ay önce de kitabı okumaya başlamıştım ama vizyon tarihine kadar bitirememiştim ilk kitabı. sonra bitirip 2. haftasında yetiştim hemen. nasıl o kadar geç kaldım diye hep kendi kendimi paralamışımdır. diğer 2 filmi de “ilk gün, ilk seans” olarak gidip kendimce tarih yazmıştım 😀

    • Orhan Meriç

      Çok teşekkür ederim beğenmene sevindim yazıyı… Lord of the Rings tutkusu çok acayip, zehiri bir kez aldın mı iflah olmuyorsun. Doğal olarak iki yazı daha gelecek bu yazının ardından. Biri İki Kule’ye ve tabii ki müthiş final Kralın Dönüşü’ne. Sevgiler.

  8. Alp Saldamlı

    İzleyiciler filmin kamera arkası görüntülerine ulaşabiliyor fakat film dağıtıcılarının gözünden olaya bakma fırsatını pek bulamıyor. Bu nedenle dağıtımcının işini genellikle çok basit sanıyor. Sayende dağıtımcının dünyasının gümüş perdesi de bir parça da olsa aralanmış oldu.

    İlk filmde yanında olmasam da, sonraki filmlerde bu heyecanı seninle paylaşmış biri olarak bu üçlemenin dağıtımıyla ilgili sürecin ne kadar karmaşık, risklerle dolu ve zorlu olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Elbette bunlara değinecek olsan yazın 3 değil 333 bölüm olurdu herhalde.

    Yine de harcanan tüm emeklere, söylediğin gibi tırnak yemelere, karşılaşılan çok sayıda zorluğu ve bürokratik engeli büyük özveri ve gayretlerle aşmaya değdi. Bunun başarılmasında en büyük etken de Umut Sanat’taki ekibin ve senin olaylara pozitif yaklaşımınız ve bu işe verdiğiniz sevgiydi.

    Fantastik edebiyatın olduğu kadar, sinema tarihinin de en önemli kilometre
    taşlarından biri haline gelen Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi’nin Türkiye’ye başarıyla getirilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

  9. Mert

    Ne yazacağımı bilmesem de Orta Dünya başkadır demek geliyor içimden.

  10. Ahmet

    http://www.thewhitetree.org/forum/viewtopic.php?f=151&t=17307

    TheWhiteTree.org ‘ta Hobbit filmi dublajı ile ilgili bir tartışma söz konusu, bu makalenin bağlantısı verilmiş. Bilginiz dahilindeyse konuyu aydınlatabilirseniz sevinirim.