Limoni bir güne uyanmak

stone_roses

Konuya öncelikle gelecek nesillere kalacak yeni bir atasözü ile başlamak istiyorum.

 Her Türk vatandaşı bir gün biber gazını tadacaktır….”

 Ülke gündeminin artık değişmeyen modası orantılı ya da orantısız güç kullanımına bağlı olarak sokaklarda belediye yardımı gibi kullanılan bir biber gazı şenlikleri. Biber gazı demişken limon aklıma geldi. Çünkü limon biber gazının etkisini gidermek için kullanılabilecek en doğal yöntemdir. Akıl bu ya yerinde durmuyor, limon derken bu sefer aklıma kapağında limon olan müzik tarihinin en iyi ilk albümlerinden biri olan The Stone Roses grubunun kendi isimlerini taşıyan o müthiş albümü geldi.

Seksenli yılların ikinci yarısında dağılan The Smiths ile İngiliz müziği için parlak bir dönem sona ermek üzereydi ki, Happy Mondays solisti Shaun Ryder “This is Madchester“ diyerek imdada yetişti. Formül ise; O güne kadar denenmemiş karanlık gitarların dans melodileriyle karışımının beyinde yaptığı acid house etkisini, kimyasallarla bünyede desteklemek. Esas itibariyle Manchester Sound bir birikimin son noktasıydı. Joy Division’nın müziğe getirdiği zenginlik ve halüsinasyon yaratan ritimler, Joy Division’ın tarihe gömülmesi ve New Order’ın kurulması, The Smith’in bıraktığı müzikal miras Manchester furyasının başlamasına zemin hazırladı. 1987 yılında The Smiths dağıldıktan sonra Manchester’lı gruplar beklenildiği gibi ön plana çıktı. Bu dönem ana ekseniyle The Charlatans, Stone Roses, Happy Mondays ve Inspiral Carpets ekseninde şekillendi. Stone Roses gitarist “John Squire ve vokalist “Ian Brown “tarafından kurulmuş olan “English Rose” adlı grubun devamı olarak gösterilebilir. Stone Roses; baterist Reni, gitarist Andy Couzens ve bas gitarda Pete Garner’ın gruba katılmasıyla 1985 yılında resmen kurulmuş oldu.

biber gazı polis

Topluluk Manchester yakınlarındaki depolarda ilk konserlerini vermeye başladı nitekim kısa bir süre içinde de hatırı sayılır bir hayran kitlesi kazandı. Bu sırada grup 60′lı yılların klasik İngiliz sound’uyla heavy metal arasında gidip geliyor arada goth rock’a da değiniyordu. 1987 yılında Couzen, kısa bir süre sonra da Garner gruptan ayrıldı. Garner’ın yerine asıl adı Gary Mounfield olan Mani geçti. Kısa bir süre sonra topluluk ilk single’ları “So Young”ı kaydetti ve Thin Line Plak Şirketi’nden de piyasaya sürdü ki aynı yılın sonunda grubun ikinci single’ı “Sally Cinnamon” yayınlandı. 1988 yılının sonbaharında Stone Roses; Silvertone Records’la anlaştı ve sadece başlangıç dört saniyesinin Nirvana’nın In Utero albümünde yer alan “Radio Friendly Unit Shifter”a olan benzerliği sebebiyle yıllar sonra tekrar anılan ve raflardan indirilen “Elephant Stone” adındaki neo-psychedelic gitar soundlu single’ı piyasaya sürdü. Elephant Stone’un yayınlanmasından kısa bir süre sonra 1989 yılında; Stone Roses Londra’da ve Manchester’da biletleri günler önce tükenen konserler vermeye başladı. Türünün ilk ve en başarılı örneklerinden biri olarak da kabul edilen ve sadece 60′ların gitar sound’u değil aynı zamanda dans müziğin, acid house kültürünün ritmik melodilerini de barındıran “The Stone Roses’”piyasadaydı.

promo_31404_photo

Gelelim albümün meşhur limonlu kapağına; Ian Brown hikayeyi şöyle anlatıyor. “İlk albümümüzün kapağındaki ortadan ikiye kesilmiş limonlar, 68 ruhuna bir saygı duruşuydu. Bir keresinde Paris’te 70 yaşlarında birine rastladım. Adam sokakta dolaşırken cebinde bir limon taşıyordu, çünkü 68 Mayısında polis biber gazıyla üstüne saldırmış; gazın etkisini yok etmek için meğer limon işe yarıyormuş. O gün bugündür yanında mutlaka limon bulunduruyor.”

Limon demişken aklıma gelen bir diğer şey: 90′lı yılların sonlarında üniversite yıllarımızda (En hızlı olduğumuz dönemlerde) Eski Limon isminde bir kutsal bir mabet vardı Sakarya Caddesi’nde. Herkesin sınırsız ve özgür olduğu bu mekanda Manga, Zakkum (Raindog), Çilekeş, Metropolis, 84 gibi Ankara kökenli gruplar sahne tozunu yutmuş ve ilerisi için önemli mesafe kaydetmişlerdir. Hayli trajik bir olay sonrasında mekan kapatılmıştı. Sonrasında aynısı değil, benzeri dahi açılamamıştı.

80s-polis

Ama üzülmeyin bir dönem, eski ve değerli İçişleri Bakanımız biber gazının insan sağlığına zararı olmadığını açıklamıştı. Endişeye gerek yok yani. Bu pratik yaklaşıma paralel olarak; arada biber gazıyla haşır neşir olmak uzun zamandır ağlayamayan bünyeler için gözyaşı pınarı tadında basit bir çözüm sunuyor aslında. Bu arada laf aramızda ağlamak iyidir, içinizi boşaltır. Özellikle cool görünmek ve “Boys Don’t Cry” lafına kanıp ağlamaktan çekinen Steve McQueen ruhlu dostlarım yanlış yapıyorsunuz. Yıllar önce tanıdığım “Ah Kafka Milena kadar güzelim “ diyen bir kadın “Ağlayabilen erkeklere her zaman güvenirim” demişti bana. Yine de siz siz olun yurdum sokaklarında gezinirken yanınızdan limonu eksik etmeyin. Kader bu ki “orantılı gücün” nereden geleceği belli olmaz. Ayrıca kontrolsüz güç güç değildir haberiniz olsun. Şimdi olay çıkarmadan sessizce dağılın bakalım…

Son olarak geçenlerde sanal alemde rastladığım bir tweet ile satırlarıma son veriyorum…

Türkiye’nin bitki örtüsü AVM, iklimi sert ve biber gazlı. Dağlar denize paralel, devlet insana dik. Üç tarafı düşmanlarla çevrili….

(Not: Bu yazı gezi olaylarından önce yazılmıştır.)

The Stone Roses – I Wanna Be Adored

YouTube Preview Image

Comments
  1. burcu

    Stone Roses cidden önemli bir gruptur. Güzel bir yazı olmuş. Buradan Maymun Kral Ian Brown’a selam duruyorum.