Levent Yüksel ile Topyekün

Doksanlı yıllar denince iki tane albüm aklımızdan çıkmaz sanırım. Farklı sularda yüzen ama aynı ruh halini veren iki albüm. Biri Nirvana’nın “Nevermind” albümü, diğeri Levent Yüksel’in “Med Cezir” albümü. Bir tanesi grunge denen ve milyonlarca genci etkisi altına alan bir akıma, diğeri alaturka pop denen bir kavrama öncülük yaptı. Daha önce BirinciBlog ekibinden sevgili Mustafa “90’ların Unutulmaz 3 Albümü” başlığı altında Med Cezir albümüne değinmişti.

Özellikle Kurt Cobain’in Amerikan toplumu üzerinde inanılmaz bir etkisi oldu. Onun ve Nirvana’nın bu derece büyük bir hadise olmasının sebebi, Amerika’da hala mevcut olan kutuplaşmayı yaratmış olmasıydı. Bir tarafta Kurt’ü, hayattaki duruşunu, ölümünü ve çektiği acıyı anlamış olanlar, diğer taraftaysa hiçbir şey anlamayıp tarihi kendi bakışlarına göre tekrar yazmaya çalışanlar. Anlayacağınız çok büyük bir uçurum. Bir yanda Kurt’ü yeni bir Jim Morrison olarak sözde grunge kuşağının sözcüsü olarak gören insanlar grubu, diğer yanda da, zavallı Kurt’ün yapayalnız acı çektiğini anlamış olan milyonlarca insan. Sonuçta Kurt Cobain’in bunlardan korunacak bir zırhı olmadı ve şöhretin ağırlığını kaldıramadı. Şan, şöhret çok çabuk geldi ve onu yiyip bitirdi. Farkındayım Levent Yüksel ve Kurt Cobain kıyaslaması tam olarak bütün boşlukları dolduran sağlıklı bir eşleştirme değil. Evet kimse Levent Yüksel’den bir kuşağın temsilcisi olmasını istemedi. Fakat bütün bunlara rağmen şöhretin büyüğü küçüğü olmuyor. Bu süreçte Levent Yüksel mütevazi kişiliği ile adımlarını doğru atan bir müzisyen oldu.

1993 tarihli Med Cezir albümüyle Levent Yüksel çıtayı o kadar yükseğe taşımıştı ki, zaman içinde bu çıtayı asla aşamadı. Diğer bir açıdan bakarsak bu albüm kötü bir albüm olmuş olsaydı muhtemelen bugün Levent Yüksel ismini zikrediyor olmazdık. O dönem bu albüm: Kalbi bir şekilde kırılmış, tek başına devrik sevda cümleleri kuran, aşkın yazıldığı gibi okunduğuna inanan bir kuşak için geceleri sığınacak bir mabet gibiydi. Levent’in kendine özgü ses rengi eşliğinde, hafif alaturka ve kimyası çok sağlam şarkılar bünyelerden su misali akıp gidiyordu. Bütün bunlara ilave olarak, şarkı söylerken bas gitar çalabilen bir Levent Yüksel insanları etkiliyordu.

Bu ilk albüm, Sezen Aksu prodüktörlüğünde hazırlanmıştı. Tuana ve Med Cezir hariç tüm parçaların düzenlemesi de rahmetli Uzay Heparı tarafından yapılmıştı. Albümde 10 şarkı vardı ve hepsi birbirinden özel kayıtlardı. Levent Yüksel yine albümler yaptı, sürekli şarkılar söyledi. Ama hiç biri bu ilk albüm vuruculuğunda olmadı. İnsanlar konserlerinde hep bu şarkıları duymak istedi. Mezuniyet gecelerinde “Bu Gece Son” şarkısı bir demirbaş oldu. “Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk” eşliğinde yine sevda gözyaşları dökülmeye devam etti. “Tuana” isimli kızlara aynı isimli şarkı ile serenat yapıldı. Dolunaylı gecelerde Med Cezir şarkısı dinlendi. Hercai menekşeler odalarda solarken, Edip Cansever şiirleri okundu, fonda Med Cezir kasedi bozuluncaya kadar çalmaya devam etti. Liste bu şekilde uzayıp gitti ama hiç bitmedi. Bir sanatçı için bu bir ödül müdür? Yoksa bir lanet mi? Elbette tartışılır.

Köprülerin altından çok sular aktı. Uzun bir aradan sonra Levent Yüksel yeni albümü “Topyekün” ile yine karşımızda. Bu on şarkılık yeni albüm her zaman olduğu gibi yarışa 1-0 geriden başladı. Yine yeni albüm dinlendiğinde, yorumlarda, dost sohbetlerinde o ilk albümün nefesini ensesinde hissederek bu yarışı kaçıncı bitirir bilinmez. Peki ben bu albümü sevdin mi? Galiba hayır. Fakat her şeye rağmen dağlar hala denize paralel ve Levent Yüksel inandığı şarkıları söylemeye devam ediyor. Şimdi olaysız ve sessizce dağılalım lütfen…

Levent Yüksel – Beş Duyu

YouTube Preview Image